Zeyneple çok fazla konuşmazdık; aynı şehirde yaşamamıza rağmen, aramızda derin bir mesafe vardı. Ortak dostlarımızdan Zeynepin hayatında zorlu bir dönemden geçtiğini duydum. Bu yüzden ona destek olmak için ziyaret etmeye karar verdim. Zeynep bana işini kaybettiğini, eşinin düzensiz çalıştığını, faturalarla ve çocuk bakımıyla baş etmekte zorlandıklarını anlattı. Kardeşime karşı içimde derin bir merhamet hissettim ve elimden geldiğince ona yardım etmeye karar verdim. Fakat eve döndüğümde, sanki kalbime ağır bir yük oturmuştu. Ertesi gün, verilebilecek ne varsa toparladım ve Zeynepe götürdüm.
O andan itibaren sadece ben değil, birçok akrabamız da birkaç ay boyunca Zeynepe destek olmaya başladı. Kimimiz sıcak giysiler getirdi, komşularımız ise çocuklar için neredeyse yeni ayakkabılar bıraktı. Gıda ihtiyaçlarını karşılamaya başladık; en temel olanı, pirinç, patates, kek, meyve ne bulduysak aldık. Zeynep ve ailesi için elimizden geleni yapmaya çalıştık. Eşi ise nadiren görünüyordu, bu yüzden ay sonunu getirebilmek için çok çalıştığını düşünmüştük.
Bir sabah, işe gitmeden önce Zeynepi ziyaret etmeye karar verdim. Eve vardığımda, kapı önünde şaşırtıcı derecede büyük ve lüks bir araba gördüm. Açıkça pahalı bir araçtı. Zeynepin eşi evden çıktı, o arabaya bindi ve gitti. Merakımı yenemeyip hemen Zeynepe koştum ve arabayı sordum. Bize, o arabayı krediyle aldıklarını ve taksitlerini ödediklerini açıkladı.
Şaşkınlığım daha da arttı, ona sordum: Evde neredeyse para yok dediniz, ama böyle pahalı bir arabayı krediyle alabildiniz mi? Biz hepinizin başa çıkamayacak kadar zorluk çektiğini düşündük, ama aslında bizim maddi desteğimizle yaşayıp, lüks bir araba kullanıyorsunuz. Bu gerçeği öğrenmek, verdiğimiz desteğin beklediğimiz şekilde kullanılmadığını açıkça ortaya çıkardı.
O andan sonra, kardeşimden bir adım geri çekilme kararı aldım ve yaşanan durumu akrabalarıma da anlattım. Sonuçta, son aylardaki yardımlarımızın nereye gittiğini bilmeye hakları vardı.




