Zeynepin doğum gününde ailesinden aldığı hediye, bileğine yaptırdığı minik bir kelebek dövmesiydi; ancak bu masum jest, ailede beklenmedik bir fırtına kopmasına neden oldu. Genç kızın yıllardır hayalini kurduğu dövme, ailenin içinde büyük bir çalkantıya yol açtı. Zeynepin babaannesi Müzeyyen Hanım, bu yeni yaraya nasıl çare bulabileceğini düşünerek endişelendi. Arkadaşları ise durumu daha da karmaşık hale getirdi; dövmenin okuldan atılmaya, iş bulmada sıkıntılara ve iyi bir eş bulamamaya uzanan türlü felaketlere yol açabileceğini iddia ettiler.
Müzeyyen Hanım, Zeynepin anne ve babasına sitem etti. Kızınıza bu izni nasıl verdiniz? diye sorguya çekti onları. Onun gözünde, anne ve babası Zeynepi yeterince yönlendirmemiş, dövme salonuna gitmeden önce danışmamışlardı bile. Oysa anne ve babası, böylesi ufacık bir dövmeyi sorun etmediklerini açıkça belli ettiler. Zeynep artık on sekiz yaşındaydı; kendi kararlarını verebilecek bir yetişkindi. Akademik başarısıyla da övünüyorlardı, bu kadar emek ve başarıya bir ödül çok görülemezdi onlara göre.
Ama Müzeyyen Hanım, bambaşka bir dönemin insanıydı. Dövmeler onun için ya mahkûm ya da serseri damgasıydı; yıllarca hep böyle öğrenmişti ve şiddetle karşıydı. Zeynepin anne ve babası ise artık zamanın değiştiğini, dövmelerin suçla değil, kendini ifade etmekle ilgili olduğunu anlatmaya çalıştı. Bir tarafta eski usul değerlerin gölgesi, diğer tarafta modern yaşamın gerçekleri çarpıştı, eve bir soğukluk çöktü.
Sonunda Zeynep’in ailesi, kızlarının hayalinin gerçekleşmesinden dolayı mutlu oldu. Ama Müzeyyen Hanım, alışkın olmadığı bu yeni dünyaya ayak uydurmakta zorlandı. Şu soru ise herkesin aklında yankılandı: Aile, Zeynepin dövme yaptırmasını engellemeli miydi? Bu soruya verilecek yanıt, kişinin yetiştiği kültüre ve kuşağın değerlerine göre değişiyordu. Kimine göre aile, çocukların her kararında söz hakkına sahip olmalıydı, özellikle gençlikte verilen tez canlı kararlar için. Başkalarıysa, bir insan yetişkinliğe adım attıktan sonra kendi seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmeli, ailesinin alışkanlıklarına uymasa bile kendi yolunu çizebilmeliydi.




