Ayşe, anne ve babasını tam olarak hatırlamaz ki… Annesi vefat edince, babası da küçük bir kızıyla yapamayacağını düşünmüş, onu yanında tutmamış. Ayşeyi, babaannesiyle dedesinin yaşadığı eve götürmüş; sessizce kapının önüne bırakıp gitmiş. O sırada babaanne bahçedeymiş, sadece bir araba sesi duymuş.
“Kim geldi acep?” diye düşünmüş kadıncağız, kapıya yönelmiş.
Dışarı çıkar çıkmaz, zavallı torununu görmüş kapının önünde beklerken.
Şuna bak hele! Bari bir selam verseydi, söyleseydi! demiş içinden. Ayşenin elinden tutmuş, sıcak bir şekilde içeri almış. Akşam olunca dede eve gelmiş.
Ne oldu, Hayriye? Kimi bırakmışlar kapıya?
Ali getirdi. Torununu bırakıp çıkıp gitmiş. Hiç sorumluluk yok insanlarda artık!
Çokça iç geçirmişler, biraz mırıldanıp yatmışlar. Günler geçip gitmiş. Babaanneyle dede, sevgilerini ve bütün hayatlarını Ayşeye adamışlar.
Ona insanlara nasıl saygılı ve iyi bir kadın olunacağını öğretmişler. Ayşe büyümüş, yaşlıların en büyük yardımcısı olmuş. Onlar da neredeyse kendi kızlarıymış gibi Ayşe’ye bağlanmışlar. Zaten annesi de zamanında onlara böyle emek vermiş, sonra öylece göçüp gitmiş. Yaşlılara, artık sadece kızlarının anısı kalmış. Ayşe okulu bitirince bir gün dede başlayıvermiş lafa:
Torunumuz akıllı, çok zeki. Keşke okutabilsek de büyük şehre göndersek, okusun.
Haklısın vallahi Hayriye. Şimdi devir başka devirdi, oku okumadan yolun yok.
Birikimlerinin son kuruşuna kadar biriktirmişler, ne var ne yok etmişler ve Ayşeyi İstanbula, üniversiteye göndermişler. Ayşe iktisat fakültesini hem de takdirle bitirmiş, sonra hemen köye geri dönmüş.
Şehir hayatı ona göre değilmiş zaten. Büyükleri bununla çok hoşnut; yaşlandıklarında yalnız kalmayacaklarını biliyorlar. Ayşe köyü kalkındırmaya kararlı: Tarıma atılmış, bir miktar kredi çekmiş, toprak almış ve köylülerden işçi tutmuş. Sonra bir çiftlik inşa etmiş, hayvanlar almış. Ama işçi hâlâ yetersiz, Ayşe gazeteye ilan vermiş: İyi maaş ve konaklama imkanı. Bir adam gelivermiş bir gün; perişan, sakalları birbirine karışmış. Hayat zor geçmiş üstünden.
Adam, Ayşeye kendini tanıtmış; Ben senin babanım, demiş.
Adam, kızından hiçbir şey istememiş, çünkü yirmi yıl geçtikten sonra böyle bir hakkı olmadığını anlamış. Sadece, Yanında olayım, sana yardımcı olayım, demiş. Tek başına kalınca, insan bir şekilde evladını arıyor işte. Ayşe de babasını zamanla affetmiş, ama bu birkaç ayını almış. O günden sonra baba-kız birlikte yaşamışlar; adam da kızının her işine koşmuş, bir kere daha yalnız kalmaktan çok korkmuş.
Bence Ayşenin babasını affetmesi bambaşka bir erdem. Sen ne dersin?




