Bak şimdi, son zamanlarda anneler internet forumlarına deli gibi dadanmış, İlk yardım çantasında ne olsun?, Bebek arabasıyla uçağa binebilir miyim? diye sorup duruyorlar. Diğer tarafta ise, stresli stresli uçağa hazırlanan bir dolu yolcu var tabii. Eskiden olaylar daha kolaydı sanki. Hani biri çıkıp Çocuklar sevilmeli, sabırlı olalım diye araya girerdi, ama şimdi herkes havayollarından neredeyse çocuklu yolcular için ayrı kabin istiyor resmen. Ne ara bu hale geldik hakikaten?
Kendine iyi bak da, yolun açık olsun!
Düşünsene, çocuk sahibi olunca hayattan kopmadan her şeyi yapmaya çalışmak moda oldu. Çalış, sosyalleş, etkinliklere git, canın nereye isterse oraya seyahat et Çocuk kaç yaşında olursa olsun, fark etmiyor. Bizim annelerimizin aklından böyle bir şey geçmezdi. Hani 60larda bir restoranda bebekli bir kadın hayal et. Ya da biraz daha yakın zamanlarda. O zamanlar herkes bunu tuhaf bulurdu, doğruya doğru yani.
Ama lafı dolandırmaya gerek yok, çocukla uzun yolculuk yapmak hem çocuk için hem de anne-baba için çok yorucu. Herkesin huzuru için ekstra çabalamak gerekiyor. Ama işte, günümüzde bir sürü insan buna bile üşeniyor. Tatil moduna girer girmez, çocuklar da kendi hallerine bırakılıyor. Sonra onlar da kalan bütün kabine karşı baş başa kalıyor işte.
Herkes rahat rahat uçmak istiyor tabii. Kimse, o kadar para verip bilet alınca yanındaki koltukta iki saat boyunca bağırış çağırış çekmeye hazır değil. Millet, koltuk araları yetmedi diye bile şikâyet ediyor. Arkanda beş yaşındaki çocuk, koltuğu sallamakla meşgulse, zaten unut gitsin. Ciddi söylüyorum, ben daha kimsenin buna gülümseyip Helal olsun çocuğa! dediğini görmedim.
Artık anaokulu kabinlerde sanki.
Bir keresinde, nazik olayım dedim. Yanıma bir kadın geçti, kucağında henüz bir yaşına bile varmayan bir bebek var. Yüreğim ağzıma geldi tabii. Meğer o kadarla bitmiyormuş, elleriyle koymuş gibi üç dört çocuk daha etrafımızda, sağda solda, önde arkada, herkes ip gibi sıralanmış. Ellerinde biberonlar, her köşede bir oyuncak, bir ağızda anlatıyorlar Valla bir an evlat edinecekler sandım. Ve bak samimiyetle söylüyorum, hiç hoş bir deneyim değildi. Bir de üstüne Bunu tut! Şunu versene! diye emirler havada uçuşunca, termostan kaynar su fışkırdı fışkıracak! Kıpırdayacak cephi yok, can havliyle atlayacaksın camdan.
Bir ara trende başka bir tabloyla karşılaştım. Bir anne, dört yaşındaki kızıyla ne kadar dikkatli ilgileniyor anlatamam. Kadın, çocuğu başkalarını hiç rahatsız etmesin diye resmen 26 saat boyunca kızını oyaladı. Ama nasıl oyalama Kızım, hadi buraya bakalım, Kızım, gel bunu yapalım, Gel pencereye bakalım, Hadi resim çizelim Otuz-kırk dakika boyunca sesli sesli resim yapmalar, bütün renkli boyalar sırayla ortaya döküldü, bir dünya kedi köpek çizildi, anlat anlat bitmiyor. Hangisi daha yorucu bilmiyorum.
İşte böyle olunca, insan hakikaten Çocuklar biraz büyüsün de pandemi gibi evde oturalım mı acaba? diyor. Çocuk üç saat uslu uslu çizim mi yapar, ya arkadaş? Belki, yüzünde köpek çizimiyle uyuya kalan bir çocuk nâdir bulunur. Bir de yeni doğanların kalkıp uçakta bağırmaları cabası. Kalkışta, inişte, hatta arada da Eskiden bir, bilemedin iki çocuk olurdu, şimdi her uçakta üç-beş tane bebek ağlıyor. Onlar koştururken, ablası, abisi de koridorda zıplayıp çığlık atıyor. Yolculuk bittiğinde, neredeyse uçak kadar hızlı kapıdan fırlamak istiyor insan.
Yanlış anlaşılmasın, çocuk sevmeyen (childfree) bir tip değilim. Hatta çocukla seyahat falan ettim, mecburen tabii. Ama yalan yok, tatile gidince o kadar hizmet etmek, bir de çocukla uğraşmak sinir işi. Çocuğun elinden tutabileceğin, Bak buraya otur, şunu sakın elleme, sakin ol, tarzında laf anlatma şekline gelmişse güzel; ama çoğu insanda bu yok. Paket dolusu eğitici oyuncaklar, aktiviteler filan, koş koş nereye kadar Gerçekten dinlenmek uzak hayal.




