Gülriz Yalçının cenazesinin olduğu sabah, İstanbul üstüne çöken gri bulutlar sanki herkesin yüreğine ağır bir gölge bırakmıştı. Gülriz, daha 32 yaşında, yedi aylık hamileydi ve mutfağında ani bir beyin kanaması sonucu hayata veda etmişti. Herkesin dünyası bir anda altüst oldu; bir kişi hariç: kocası Murat Yalçın. İnşaat sektöründe tanınan, her daim bakımlı ve mesafeli bir adamdı Murat. Gülriz’in ailesi başta olmak üzere, oradaki herkesi huzursuz eden bir soğukkanlılığa sahipti. Ne bir gözyaşı, ne bir titreme; sadece askeri bir disiplinle her şeyi planladı.
Tören sessizce sürerken, salonun kapısı açıldı. Murat, yanında genç, zarif bir kadınla içeri girdi. Kadının siyah, sade elbisesi ve kendinden emin tavrı dikkat çekiyordu. Bazı misafirler onu hemen tanıdı: Muratın asistanı Selvi Kaya. Gülrizin ailesinden birkaç kişi ise içini çekerek gerçeği idrak etti. Murat sadece başka bir kadınla gelmemişti; Selviyi neredeyse eşi gibi tanıttı, gizli saklı hiçbir şey yokmuşçasına.
Gülrizin annesi yutkunarak kalbine ellerini götürdü. Kardeşi Keremin yumrukları sıkıldı. Kalabalık arasında fısıltılar öfkeye dönüştü. Selvi ise ne cenazede ne de beyaz tabutun önünde bir eksiklik hissetmişti; salonun ortasında başı yukarıda, kendinden emin bir şekilde oturdu. Murat da ön sıraya kurulup Selviye bir şeyler fısıldadı, Selvi gülümsedi.
Merhumun avukatı, Orhan Demirtaş, sonunda mirasçıları ayrı bir odaya davet etti. Sakin ama kararlı bir sesle, Gülrizin birkaç hafta önce vasiyetini güncellediğini ve kendi isteğiyle cenazede okunmasını istediğini açıkladı. Murat sabırsızca başını salladı; her şeyin kendi üzerine kalacağından emindi. Selvi, Muratın elini masanın altında sıktı.
Orhan Bey dosyayı açıp gözlüğünü düzeltti ve okumaya başladı. İlk maddeler olağan gibiydi ki, aniden sesi değişti. Gözlerini kaldırdı, Murat’a bakarak adeta havayı donduran şu cümleyi kurdu:
“Bu vasiyet, belirli bir ihanetin kanıtlanması halinde yürürlüğe girer.
Salondaki hava ağırlaştı. Selvinin yüzündeki gülümseme kayboldu. Murat yutkundu. Avukat devam etti; Gülriz, hamileliği sırasında sağlığından endişelendiği için aylarca belge topladığını, tümünü delilleriyle ispatladığını belirtti.
Vasiyet açıkça şunu söylüyordu: Murat, asistanı Selvi ile iki yıldan uzun süredir ilişkisi vardı. Gülriz bu ilişkiyi, Muratın masraflarını aile şirketinden Selviye düzenli olarak yaptığı banka transferleriyle ortaya çıkarmıştı. Oysa bu şirket, Gülrizin ailesinden kalan mirasla kurulmuştu ve Muratın sermayesiyle ilgisi yoktu.
Murat öfkeyle itiraz etmeye kalkınca, Orhan Bey onu kesin bir dille susturdu. Gülrizin noterde çekilmiş bir video kaydıyla tam akıl sağlığı içinde olduğunu, iradesini net olarak ifade ettiğini, tüm hukuki önlemleri aldığını belirtti. Gülriz, vefatının ardından dahi doğacak çocuğunu güvenceye alacak bir vakıf kurmuş, tüm malvarlığı çocuk adına korumaya alınmıştı.
Selvi, bembeyaz kesilerek ayağa kalkıp her şeyin Gülrizin kıskançlığından ibaret bir kurgu olduğunu iddia etti. Ancak Orhan Bey, son bir zarf uzattı: Gülrizin el yazısıyla yazılmış ve Yerime çok erken gelecek kadına ithaf edilmiş bir mektup. Gülriz mektubunda, kocasının soğukluğunu, duygusal baskılarını, hamileliği boyunca huzursuz hissettiğini anlatıyor; yine de yüzleşmek yerine, oğlunun geleceği için susmayı tercih ettiğinden söz ediyordu.
Vasiyet netti: Murat, Gülrizin oğlu dışında hiçbir mirasına ve şirketteki payına sahip olamayacaktı. Selvi ise yapılan ödemeleri yasal işlem tehdidiyle geri ödemek zorundaydı. Tüm varlıklar, Gülrizin doğmamış çocuğunun onuruna kurulan Nisan Işığı Vakfına aktarılacak, ihtiyaç sahibi tek anneler ve çocuklara destek fonu kurulacaktı.
Murat donakaldı. Savunma yapmaya çalıştı ancak kimse onu dinlemedi. Selvi ise göz göze gelmeden odadan çıktı gitti. Gülrizin ailesi, gözyaşları ve öfke içinde; kızlarının her şeyi titizlikle, sakince planladığını anladı.
Sonraki aylarda hayat daha da zorlaştı, ama gözler de açıldı. Olanlar basına yansıdı, Muratın itibarı yerle bir oldu. Tüm iş ortaklıklarını, arkadaşlarını kaybetti. Kontrol ettiğini sandığı şirket, vakıf yönetimine devredildi. Nisan Işığı Vakfı hızla büyüdü, annesiz kalan çocuklara ve tek annelere kapılarını açtı.
Gülrizin annesi her hafta vakfa uğrardı; kızının anısıyla huzur bulurdu. Kerem orada gönüllü oldu, ablasının hikayesini adalet ve onur dersi olarak anlatmaya başladı. Kimse kinle değil, hakkaniyetle bahsetti.
Murat davalar açtı, kazanamadı. Belgeler kesindi. Selvi ise ortadan kayboldu; borç batağına saplandı, Muratla ilişkisi bir çırpıda bitti. Murat tek başına kaldı, bu sefer para veya güçle halledemeyeceği kadar büyük bir gerçekle yüzleşerek.
Olay, kısa sürede hukuk fakültelerine, aile sohbetlerine ders oldu: Güvenin, yazılı belgenin, sezgiyi küçümsememenin önemi… Gülriz sessizce, tahmin edilemeyecek bir kararlılıkla sesini duyurmuştu.
Bunu bilen herkes şu soruyu sordu: Sen onun yerinde olsan ne yapardın? Affeder miydin? Yüzleşir miydin? Yoksa sessizce adaletin yolunu mu çizerdin?
Bu hikaye seni düşündürdüyse, paylaş ve görüşünü yaz. Bazen başkalarının sesi, kendi kararlarımızı daha iyi anlamamıza yardımcı olur.



