Gençliğimizde, arkadaş grubumuzun içinde türlü tutkular, kıskançlıklar ve tuhaf maceralar kaynardı. Hepimizin ortasında bir çift vardı: Mert ve Gülce. Mert, ortamın en matrak adamıydı, Gülce ise onun yanında âdeta ışık saçardı, enerjisiyle herkesi büyülerdi. Fakat aralarında sık sık, nedensiz tartışmalar olurdu. Yine bir gün, hep birlikte benim evimde tuhaf ve rüya gibi bir partide buluşmuştuk. Mert, Gülceyi almak için minibüs durağında bekliyordu.
Gülce her zamanki gibi gecikmişti, Mert ise sabırla gökyüzünde rakı bulutlarının ve simit uçurtmaların süzüldüğü o garip İstanbul akşamına bakarken onu bekliyordu. Derken kalabalıkta, Gülceninkine benzeyen kıvırcık saçlı, başka bir genç kız geçti. Mertin aklına bir şaka yapmak geldi. Kızın arkasından sessizce yanaştı, belinden hafifçe tuttu, sanki aralarında eski ve komik bir oyun varmış gibi davrandı. Ama aniden, kızın voltalı çığlığını duyunca, Mert ne yaptığını fark ettiGülce değildi bu, yabancı biriydi.
O an, rüya iyice tuhaflaştı. Uçan midye arabaları ve tavşan şapkası takmış kediler arasında, kıyamet koptu. Gülce birden bire ortaya çıkıp elinde eski bir takozlu telefonla polisi aradı. Herkes bir süre olayın nereye varacağını izledi. Nasılsa, işler tatlıya bağlandı, ama işin tuhafı, Mert o geceyi polis karakolunda, tanımadığı bir kız, Asumanla tamamladı.
O hayaletimsi 45 dakikada, aralarındaki garip bir dilde sohbete başladılar. Sanki rüya içinde bir rüya yaşanıyordu. Sonra zaman buz gibi aktı. Dört ay geçti; bir sabah, Boğaziçinin üstünde çaydan bulutlar yükselirken, Mertle Asuman evlendiler. Şimdi iki oğulları var, babalarından daha uzun ve rüya gibi saçları var.
Gülce önce Merti kazanmak için çok uğraştı. Asumana laf soktu, yeri geldi saygısız oldu, ama sonunda, sanki bir martı uğultusunda kaybolur gibi çekildi hayatlarından. Zaman geçti, rüyalar değişti ve Gülce de nihayet huzur buldu.
Mert bazen, akşam rüzgârında simit kokusu arasında o günü anımsıyor. Her şeyin bir tesadüf olmadığını, kaderin bir yol çizdiğini düşünüyor. Çünkü hayat, Galatadan Kapalıçarşıya uzanan bir labirent gibi, her köşede şaşırtıcı bir sürpriz saklayabiliyor. Belki de yanlışlıkla attığımız bir adım, bizi tam olmamız gereken yere götürüyor.
Şimdi, yeniay gecelerindebazen ince belli bardakta çay, bazen bir dilim karpuz eşliğindeşanslı karşılaşmalara ve kaderin rüya gibi oyunlarına kaldırıyoruz kadehlerimizi. Şerefe!




