Benim ve eşimin en büyük hayali deniz kenarında yaşamak oldu her zaman. On yıl boyunca hep buna çalıştık; çok şeyden feragat ettik, para biriktirdik, ve sonunda tatil beldesinde sıradan bir iki ya da üç odalı bir daire almak için çalıştık. Hiç öyle lüks bir ev peşinde değildik, sade bir daire yeterliydi. Dairenin dekorasyonu falan da umurumuzda değildi.
Ve sonunda hayalimizi gerçekleştirdik. Evet, hâlâ bankaya kredi borcumuz vardı, ama hayalimize kavuşmuştuk. Deniz hemen yanı başımızda, kendi evimiz Tam istediğimiz gibi!
İlk iki ay boyunca öyle bir rahatladım ve huzur buldum ki anlatamam! Sonra annem misafirliğe geldi. Evi ona gezdirince, annem dostça bir şekilde bir anahtar seti istedi, ara sıra haber vermeden gelebilmek için. Eşimle ben, o anahtar setinin kısa sürede katlanarak artacağından habersizdik.
Bir sabah yatakta uzanırken, kapı kilidinin döndüğünü ve kapının çalındığını duydum. Eşim, galiba yine annem geldi diye düşünerek hiç hevesle olmadan alelacele giyindi ve kapıya gitti. Holde, iki çocuklu bir aileyi görünce şaşıp kaldı. Yanlarına gidince, eşimin kuzeninin ailesi olduğunu anladım.
O sırada yapacak başka bir şey bulamadık, şaşkınlığımızı gizleyip mutlu olmuş gibi davrandık. Kız kardeşim, annemin anahtarından kopya yaptırdığını ve annemin sürpriz ziyaretlerden hoşlanacağımızı söylediğini belirtti.
Bu “tatilciler” bir hafta boyunca bizde kaldı. Yanlarında köyden yiyecekler getirmişlerdi; yemek sorunu da pek yoktu. Ama evde başka bir aile daha ve üstelik tatil modunda olunca, eşimle ikimizin keyfi hiç yerine gelmedi.
Kuzenimin ailesi gidince, annemi arayıp bir daha böyle yersiz sürprizler yapmamasını rica ettim. Annem bu duruma neden sinirlendiğimi anlamadı; ona göre bunda kötü bir şey yoktu, kardeşim memnun kalmış ve ileride yazın sık sık misafir olmak istiyormuş.
Bundan sonra, annemden ilham alan bir sürü akraba kapımızda bitmeye başladı. Amcalar, teyzeler, yeğenler, hatta kim olduğunu bile bilmediğim yakınlarımız bile evde peyda oluyordu. Çoğu zaman karışıklık oluyordu, bazen birden fazla grup aynı anda geliyordu. Sevinçle karşıdan karşıya geçip klasik olarak:
Vay, başka nerede buluşacağız ki, Semanur’un evinde tabii!
Ama Semanur (ben) pek umursanmıyor, eşim ise hiç hesaba katılmıyordu; evde sahipleri var mı yok mu, kimin umurunda! Gelenler misafirler kasaba halkından sanki.
İki yaz boyunca bu ziyaretleri yaşadıktan sonra, annemden anahtarları geri vermesini istedim. Çok alınmıştı, bana kızdı ve akrabalarımdan uzaklaştığımı, kibirli olduğumu söyledi. Eşimle konuşunca bana sarıldı ve dedi ki:
Farkındasın değil mi, artık o kadar çok anahtar oldu ki, annemin anahtarı sorunu çözmez. Eğer kızmazsan, yarın yeni bir kapı ve yeni kilit taktıralım.
Kızmadım, ve bir hafta sonra sessiz sakin, kapımızın yeni kilidini eski anahtarla açmaya çalışan yabancıları bir saat kadar dinleyip gülüyorduk. Cep telefonuma da aramalar geldi, ama kararlıydık, açmadık.
Akşam annemle tartışmalı bir telefon konuşmamız oldu. Annem öyle öfkelendi ki, üçüncü derece kuzenimin geceyi tren istasyonunda geçirmek zorunda kaldığını söyledi. Kuzenimin adını sorunca, kısa birkaç bip sesi duyup telefonu kapattı…
Bu olaydan sonra iki kez daha evimize sahip çıkma denemesi oldu. Yeni kapımız tüm testleri başarıyla geçti; eşimle beraber artık emin olduk, burası bizim evimiz, yol geçen hanı değil.
Annem şu anda bana uğramıyor, akrabalarına da destek oluyor; ben yine normal ilişki kurmaya çalışıyorum, ama apartmanıma kimseyi sokmaya niyetim yok. Bu yer bizim ve eşimin alın teriyle kazandığımız kendi köşemiz.
Bilmiyorum neden ama akrabalarımızdan hiçbiri, tıpkı bizim gibi deniz kenarında bir ev almayı düşünmedi. Ama hazır gidip ücretsiz tatil yapmaya hepsi çok hevesliydi!




