66 yaşına geldiğimde çocuklarıma dedim ki, son yıllarımı torunlarla uğraşarak geçirmek istemiyorum. Üçü birden karşımda, sanki onlara Sirk gösterisine katılıyorum! demişim gibi bakıyorlar bana.
En büyük kızım, Elif, kahve fincanını düşürmemek için neredeyse çırpındı. Oğlum Kerem, gözlüklerini çıkardı, sanki bu duyduklarını değiştirecekmiş gibi. En küçük kızım, Cemre ise ağzı açık, tek kelime edemedi.
“Ne dedin anne?” diye sordu Elif.
“Tam olarak duyduğunuzu,” dedim, kollarımı kavuşturdum. “66 yaşındayım ve artık bedava bakıcı olmak istemiyorum. Üç çocuğu büyüttüm, ne çekmişsem çektim. Payıma düşeni aldım.”
“Ama anne…” dedi Kerem hafif tereddütle.
“Ama yok. Çocuk sahibi olmayı siz istediniz. Ben yıllarımı bez değiştirerek, okuldan dönerken sandviç hazırlayarak ve gece dışarıdan gelmenizi bekleyerek harcadım. Yeter!”
Nihayet Cemre konuştu: “Peki, sen ne yapacaksın?”
Sırtımı yeniden, onların sürekli ‘çok eski, at gitsin!’ diye dalga geçtiği favori berjerime yasladım.
“Salça kursuna yazıldım, kız arkadaşlarımla gemi turu için bilet aldım, salı günleri resim dersindeyim… Ha, bir de Tinder indirdim.”
“Hepsi bu mu?!” üçü birden bağırdı.
“Ne var ki bunda? Karşı apartmanda oturan komşu, Oktay Bey, pek hoş biri ve dişleri tam. Üstelik yemek yapıyor.”
Elif koltuktan sarkmaya başladı. “Bu gerçek olamaz…”
“Oluyor yavrum, alışsan iyi olur. Beni görmek istiyorsanız haber vermeniz lazım. Takvimim dolu.”
Kerem hâlâ şokta: “Peki… aile pazarlarımız ne olacak?”
“Pazar günü zumbadayım. Ama başka bir gün ayarlayabiliriz… Dur bakayım, çarşamba kitap kulübü var. Ne dersiniz, iki haftada bir perşembe?”
Bakışmalarına, telaşlı haline bakmak müthiş keyifliydi.
Sonra biraz daha ciddi oldum.
“Bakın, sizi çok seviyorum. Torunlarınızı da canım gibi seveceğim, ama bu babaanne, çocuk bakıcı kıyafetiyle değil, ziyaret programıyla gelecek. Eğer çocuklarınızı bana bırakmak isterseniz, bir tarifem var:
Saatlik 50 lira,
Bez değişecekse 100 lira,
Hastaysa 200 lira.
Elif hemen homurdanmaya başladı, “Anne, bizden para mı istiyorsun?”
“İsterseniz aile indirimi yaparım, normal bir bakıcıya vereceğiniz tutardan %30 daha ucuz olsun. EFT de kabul ediyorum.”
O anki suratlarını görmeniz lazımdı.
Sonunda anladılar.
Şimdi ara sıra gelip bana yardım ediyorlar, ve evet, torunlarla ilgileniyorum ama artık çünkü istiyorum, çünkü mecbur değilim.
O komşuyla da buluştum, yemekleri harika.
Peki, sen ailede sınırı koymaya kaç yaşında başladın? Yoksa hâlâ “ne söylenirse tamam” modunda mısın? Her perşembe akşamı, kitap kulübü bittikten sonra evimde çay demleniyor, eski arkadaşlarım gülüşerek masada oturuyor. Zaman zaman torunlarım kapıdan içeri koşuyor, gülüşleriyle evi dolduruyorlar. Anneleri ya da babaları bir köşede hâlâ tarifeleri tartışırken ben göz kırpıyorum ve gizlice bir tabak kek uzatıyorum torunlara.
Kendi hayatımı, kendi seçimlerimle yeniden şekillendirdim. Ve anladım ki kendime koyduğum sınırlar sadece bana değil, herkese iyi geldi. Çocuklarım bana daha çok değer vermeye başladı; torunlarım ise babaanneyle geçirilen her anı bir maceraya dönüştürüyorlar.
Arada bir, Oktay Bey mutfağa girip yemeklerini sunarken, ben başımı çevirip, dolu dolu yaşadığım yeni hayatıma bakıyorum. Huzurlu, kalabalık, hatta bol kahkahalı.
Kendi kurallarımın ve sınırlarımın içinde, özgür olduğumu hiç bu kadar hissetmemiştim.
Ve belki de, gerçek aile olmak sınır koyabilmekten geçiyor.



