Dört ay yazıştıktan sonra 52 yaşındaki beyefendiyle buluşmayı kabul ettim — sohbeti beş şikayetle başlattı

Dört ay boyunca yazışıp konuşuk, sonunda 52 yaşında bir beyefendiyle buluşmaya karar verdim. Ama buluşmanın başı, beş maddeyle başladı!

Hani derler ya, bayramı beklerkenki o heyecan bazen bayramın kendisinden daha tatlı olur diye; işte benim hikayemde de Serapın dört ay boyunca yaşadığı heyecan, tatlı bir online diziye döndü. Her gün yeni bir bölüm gibi

Dört ayda Sinanın en sevdiği tatlardan tut, çocukluk arkadaşlarının isimlerine kadar öğrenmişti. Hatta her günaydın mesajının sonuna üç nokta koymasına bile alışmıştı artık.

Serap kırk beş yaşında. O yaş ki, artık buluşmaya gitmek belli bir heyecanla değil de, hafif alaycı bir merakla oluyor. Bakalım bu sefer kim çıkacak karşıma diye düşünerek hazırlandı.

Serap, o sade kaşmir kazağı öyle bir taşıyor ki, adeta sultanın kaftanı gibi duruyor üzerinde. Üstelik hele ki kendini tiye alabilen o mizahı İster istemez bir gerginliğin havasını dağıtıveriyor.

Sinana gelirsek, o da 52sini yeni devirmiş. Yazışmalarda ciddiyeti, mantıklılığı, azıcık dokundurmaları veen önemlisigüvenilirliğiyle gönlünü kazanmıştı.

Bizim yaşımızda, Serap, diyordu gece mesajlarında, artık gösterişli heyecanlar değil, sıcaklık aranıyor. Kelimesiz anlaşabileceğim bir kadın istiyorum sadece.

Kelimesiz olsun bakalım, diye gülümseyip rimelini sürdü Serap. Önemli olan, o kelimler çıkınca insanı kaçırtacak kadar kötü olmaması.

Buluşmayı Üsküdarda, küçük, samimi ve tarçın kokulu bir kafede kararlaştırdılar. Serap tam vaktinde gitti. Hazırlıklı, kendine güvenli ve keyifli bir akşama odaklanmıştı. Harika görünüyordu.

Sinan beş dakika sonra geldi. Gerçekte fotoğraflardan biraz kısa, bakışı ise adeta yeni dosyalanmış bir muhasebe raporundaki hata bulmuş gibiydi.

Karşısına geçti, kısa bir gülümsemeyle selam verdi.

Hiçbir iltifat yok, memnun oldum gibi sıcak bir giriş yok.

Sinan Serapa göz ucuyla baktı, sanki denetim yapıyor gibi. Kafe ve tatlı sipariş etti; üzerinde anlaştılar.

Serap, dedi Sinan, öğretmen tavrıyla dört ayı geçti yazışmamız. Şimdi seni canlı görünce, hemen baştan konuşmamız gereken önemli şeyler var. Sana beş konuda eleştirim olacak.

Serapın içindeki o tatlı hissin camı kırıldı sanki. Çenesini eline yasladı, gözlerini hafif kısmış bir gülümsemeyle cevap verdi.

Beş madde mi? Merakla dinliyorum, buyur.

Sinan ciddi ciddi parmaklarını saymaya başladı.

Birinci madde, dedi o mavi elbiseli fotoğrafında vücudun farklı görünüyor. Şimdi gördüğüm Serap daha belirgin hatlara sahip. Kadın, yaşı ilerleyince, daha dürüst olmalı.

Serap içinden gülümsedi. Belirgin diyorsun, anıt gibi demediğin için teşekkürler.

İkinci madde: yanıt hızı
Bazen mesajlarına çok geç dönüyorsun. Meselâ üç hafta önce sana 14:15te yazdım, 16:40ta cevap verdin. Erkek sabırsızdır; bu bana saygısızlık gibi geliyor.

O sıra toplantıdaydım galiba dedi ama Sinan yeni parmağına geçti.

Üçüncü madde: mekan seçimi
Neden burası? Mekan fazla havalı. Ben daha sade bir yer önermiştim. Bu kadar gösterişli seçim, bence senin tüketim alışkanlığına işaret ediyor.

Serap lattesine baktı ve kahvesini Sinanın kafasına dökme isteği geçti aklından. Ama merakı galip geldi.

Neden elbise giydin? Sadece kahve içecektik. Fazla göze batıyor. Takılar da gereksiz. Kadınları zekâsı, derinliğiyle çekmeli; parlaklığıyla değil. Dış görünüş değil, içerik peşindeyim.

Beşinci madde: bağımsızlık
Mekanı kendin seçmişsin, ben dilini fazla kullanıyorsun. Erkeğin erkek gibi hissetmesine fırsat vermiyorsun. Beraber olursak, bu davranışlarını değiştireceksin.

Konuşmasını tamamlayıp kollarını göğsünde birleştirdi; sanki itiraf ya da teşekkür bekliyor.

Serap uzun uzun bakınca içinden şunu geçirdi: dört aylık yazışma, ince hesap yapan bir manipülatörün maskesinden başka bir şey değilmiş. Sinan sıcaklık değil, kendine uygun bir ego kaynağı arıyormuş.

Biliyor musun Sinan, dedi yumuşak ama net bir sesle ben de analiz yaptım. Bana beş dakika yetti.

Nedir peki? diye sordu Sinan gözlerini kısarak.

Çok ilginç bir adamsın. Tüm Üsküdardan gelip, daha ilk buluşmada bir kadına dış görünüşü, seçimi ve var oluşu için fatura çıkarıyorsun. Bu egonun zirvesi.

Sinan suratını asıp dedi:

Sadece dürüstüm.

Yok, dedi Serap başını sallayarak. Dürüstlük değil bu. Sen mutsuzsun ve dünyayı bükük cetvelle ölçmeye çalışıyorsun. Fotoğraflarınla alıp başını git, müzeye git oradaki eserler hiç değişmez. Cevaplarım gecikiyorsa, kendine bir sanal evcil hayvan al. Elbisemden rahatsızsan, kendim için giydim, senin için değil.

Ayağa kalktı, çantasını düzeltti, Sinana şöyle bir baktı:

Son olarak: Eğer ben kelimesi egonu dibe vuruyorsa, romantizm değil, terapiye ihtiyacın var. Kırk beş yaşında, zamanımı gerçekten değerli buluyorum. Beni eksik listesiyle tanımaya çalışan biriyle heba edemem.

Nereye gidiyorsun? Kahve? dedi Sinan kısık sesle.

Kahveni yalnız içersin. Sana tasarruf sağlar. Bir de tavsiye: insanların ağzını sana açmasını istiyorsan, dişçiye gitmelisin.

Serap eve gider gitmez Sinanı tüm uygulamalarda engelledi. Onun yaşı için huzur, sadece battaniye ve sessizlik değilmiş; telefonda, seni kalıba sokmaya çalışanlardan da arınmakmış.

Sizce bu sadece kötü bir flört müydü, yoksa kusursuz bir tiyatro muydu? Ve ilk dakikadan sana fatura çıkaran biriyle konuşmaya devam edilmeli mi?

Rate article
Lifequest
Dört ay yazıştıktan sonra 52 yaşındaki beyefendiyle buluşmayı kabul ettim — sohbeti beş şikayetle başlattı