Benim apartmanda yaşlı bir çift komşum var; onların kızları Ayşegül de üç kızıyla birlikte onlarla yaşıyor. Herkes Ayşegülün kaderi babasızlık, diyormalum, üç çocuğu var ama her birinin babası ayrı. Dedikodunun bini bir para: Yok efendim, Ayşegül ilk kez 18inde evlenmiş. Delikanlı da Ayşegüle vurulmuş, ailesi de ne yapalım, çocuk mutlu olsun deyip razı olmuş. Zaten kim çocuğunun mutluluğuna karşı çıkar ki?
Birlikte beş yıl kadar sürüncemede yaşadılar ama nedense çocuk olmadı. Herkes tabii hemen sormaya başladı, Neden olmuyor bu işler? Eh, tipik mahalle refleksiyle bütün suç kıza yıkıldı. Çocukken yaramazdı, kesin uğursuzluk yapıştırdı kendine, o yüzden çocuk olmuyor, diyen de oldu.
Ayşegülün kaynanası da Allahın köylüsü olunca, oğlunu doldurup durdu: Evlat, kadın dediğin çocuk yapar, kardeşim! Oğlan da annesini dinledi tabii, pat diye Ayşegülü bıraktı. Tam boşanacaklarken kız soyadını değiştirmemiş, Daha ne uğraşayım, kalsın böyle, demiş. Malum, yoksa ne işler takip edilir, başa bela.
Neyse, sonra bir delikanlıya daha rastladı, hoop hamile kaldı. Anlaşıldı ki asıl sorun Ayşegülde değilmiş de ilk kocadaymış. Ama iş işten geçmiş, çocuk ortada, babası ise buhar olmuş. Ne yapsın garibim, çocuğu ilk kocasının adına kaydettirdi.
Anne, Ayşegülün anası ise torun istiyordu, ne olursa olsun. Sonra Ayşegül bir süre geçip, tekrar, Anneciğim, yine çocuk geliyor, deyince, aile Bu defa en azından nikâhlı! diye sevinmiş. Yalnız, yeni kocası daha çocuk işine hazır değilmiş, ama evdeki hesap çarşıya uymamış. Sonra doğan kızın sağlık sorunları olunca, adam evi terk etmiş, dilekçesi bile ortada yok.
Ayşegül ne yapsın, biraz mola verdikten sonra, bir başka adamla tanışıyor. Ailesi isyanlarda: Kızım bak daha iki çocuk var! Eh işte, Ayşegül bildiğini okudu. Bir kız daha dünyaya geliyor. Anne O kadar da uğraşmayaydık keşke, derken, babası da ortadan kayboluyor. Üçüncü çocuğun soyadını da kendince uydurup yazdırıyor.
İyi ki en azından bir daire aldı da kafası biraz rahat. O da aileden destekli tabii; yoksa nereden olacak o kadar Türk lirası Sonra annesiyle ettiği bir kavga sonrası, Ayşegül bakıyor, üç çocuk var, masraflar boyunu aşıyor, Bir yerden para çıkmalı, deyip nafaka işine giriyor. Ama ne mümkün! Hiçbir baba evet ben babasıyım demiyor, kimisi sırra kadem basıyor, biri tehdit savuruyor.
Yani işin özeti, Ayşegül çocuk sahibi oldu ama hayatı kolaylaştı mı? Yok! Zaten mahallede herkes Vah zavallı kız yine yandı, diye dertleniyor. Bizim apartmanda da bitmeyen bir trajikomik Ayşegül hikâyesi yaniAyşegül ise tüm bu hengâmenin ortasında bir sabah, üç kızını yanına alıp parka götürdü. Hava açıktı, çiçekler açmış, çocuklar çimenlerde yuvarlanıyordu. Küçük kızının saçını örerken, büyük olan salıncağa binmek için bağırıyordu. O an içinden bir huzur geçti. Kızlarını izleyip gülümsedi, Belki hayat bana kolayca huzur vermedi, ama şu üç küçük insan bana minnettar gözlerle bakıyor ya, başka ne isterim? diye geçirdi aklından. Evdeki fırtınalardan kaçıp, bu huzur anında kendi gücüne inandı.
Ayşegülün hikâyesinin mahallede dilden dile dolaşmasını izlemeyi bıraktı, komşuların bakışlarına aldırmadan kızlarıyla resim yaptı, dondurma aldı, güneşte oturup mavi gökyüzüne baktı. Belki yarın yine zorluklar olacak, ama artık biliyordu ki birileri ne demiş, kim gitmiş ya da gelmiş önemli değilkendi hayatının direksiyonunda şimdi o vardı. Ve kızlarına bakarken, Bazen tek başına anne olmak zordur, dedi sessizce, ama en güzel baharı da ben yaşadım.
O günden sonra mahallede anlatılan hikâyeler değişmeye başladı. Kimse Ayşegülün kaderinden söz etmiyor; onun yerine, Şu kız hâlâ dimdik ayakta, diyorlardı. Yıllar geçse de, parkta bir sabah başını gökyüzüne kaldırıp gülümseyen Ayşegül hep hatırlandıkendi gökkuşağını kendi çizen bir kadın olarak.




