Hamile kızım tabutun içinde yatarken, damadım sanki bir kutlamaya geliyormuş gibi ortaya çıktı.

Hamile kızım bir tabutun içinde yatarken, damadım neredeyse bir düğüne katılıyormuş gibi ortama girdi. Yüksek sesle gülerek, yanında sevgilisiyle birlikte, onun topuk sesleri kilisenin taş zemininde alkış gibi yankılandı. O kadın, bana hafifçe eğilip küçümseyici şekilde fısıldadı: Görünen o ki kazanan ben oldum. İçimde yanan çığlığı yuttum, gözlerimi kızımın öylece hareketsiz yatan solgun ellerine sabitledim. O anda avukat öne çıkıp mühürlü bir zarfı kaldırdı. Defin işleminden önce, vasiyet okunmalı, dedi kararlı bir sesle. Damadım emin bir tebessümle güldü Taa ki avukat ilk ismi okuyana kadar. O an gülücüğü adeta yüzünden kaydı gitti.

Beyaz tabut kapalıydı, etrafında taze çiçeklerin kokusu hâlâ vardı ama bana her şey pas gibi, korku ve öfkenin karışımı bir metal tadı veriyordu. Kızım Selin, yedi aylık hamileydi, orada yatıyordu. Onu son kucakladığımda, soğuk elleri ama sıcacık karnıyla bebeğini koruduğunu hatırladım. Camii kalabalıktı, ama sükûnet, insanlardan ağırlıktaydı. Hiç kimse gözlerime bakmaya cesaret edemedi.

Sonra bir çift yüksek topuk sesi, camiinin mermerlerinde yankılandı ve ortamı bir tokat gibi böldü. Damadım Yiğit, kollarında fazla süslü bir genç kadınla kahkaha atarak içeri girdi. Onun kırmızı elbisesi, tabutun beyazlığıyla alay eder gibiydi. Davetliler kısık sesle fısıldaştı, kimileri başını öne eğdi. Yiğit ise, sanki bir düğüne gelmiş gibi yürüdü.

Geç kaldık galiba, dedi yüksek sesle, zerre pişmanlık belirtisi göstermeden. Trafik perişandı.

Yanındaki kadın, Gülizar, ukala bir gülümsemeyle bana yaklaştı. Hafifçe eğilip, alay ederek, Kazanan ben oldum galiba, diye fısıldadı.

İçimde bir şeyler tuzla buz oldu. Ellerim titredi ama haykırmadım. Tabuta döndüm. Selinin geceleri evime sığınıp, gözyaşlarını saklamaya çalışmasını, uzun kollularla morluklarını örtmesini düşündüm. Stresli sadece, anne, derdi. Ben de inanmak isterdim.

Yiğit ön sıraya kuruldu, bacaklarını üst üste attı, Gülizara kolunu doladı. Sonsuz sevgiden bahseden imamı bile gülerek dinledi. Kızımın ölümü onun için sadece bir formaliteydi, halledilen bir mesele.

Dua biter bitmez, köşedeki takım elbiseli adam ayağa kalktı. Tanıdım onu: Selinin avukatı, Mehmet Demir. Sert adımlarla öne yürüdü, elindeki mühürlü zarfı kaldırdı.

Definden önce, merhumenin net talimatı gereği vasiyetini okumam şarttır, dedi gür bir sesle.

Camiye fısıltı yayıldı. Yiğit, alaycı bir ifadeyle kaş kaldırdı.

Ne vasiyeti yahu? Benim eşim benden gizli saklı neyi olabilir ki, diye dalga geçti.

Mehmet bey ona hiç bakmadı, gözlerini belgeye çevirdi.

İlk olarak vasiyetin lehtarını açıklayacağım.

Yiğitin yüzüne yaydığı özgüvenli gülümseme, avukat ismi okur okumaz silindi.

O an, öyle bir sessizlik oldu ki, kendi nefesimi duydum. Merhume Selin Yıldızın annesi, Zeynep Yıldız, dedi avukat, sanki her sözcük birer taş. Bacaklarım bana ihanet etmek üzereydi. Yiğit bir anda doğruldu.

Nasıl yani?! Yanlışlık olmalı!

Ama avukat devam etti. Zarfı gayet dikkatli açtı ve okumaya başladı. Selinin açık talimatı vardı: Tüm mal varlığı, banka hesapları, birikimi ve birlikte oturdukları ev üzerinde sadece benim tasarrufum olacaktı. Kocasına, başka bir akrabaya değil; yalnızca bana.

Bu saçmalık! diye bağırdı Yiğit Ben kocasıyım! Her şey bana ait!

Avukat elini kaldırıp duruşunu korudu.

Merhume Selin, defalarca başvurulup geri çekilmiş şiddet şikâyetlerini evraklara ekledi. Ayrıca ses kayıtları, mesajlar ve doktor raporu var. Bu vasiyet, altı ay önce, tam ehliyetiyle imzalandı.

Camiye bir ürperti yayıldı. Gülizarın rengi uçtu. Yiğit çaresizce çevresine bakındı, ama gözler sadece öfke doluydu.

Ayrıca, diye ekledi Mehmet Bey Merhume, kendisinin ve doğmamış çocuğunun ölmesi halinde hayat sigortasını, şiddet mağduru kadınlar için çalışan bir derneğe bırakmıştır. Yiğit Yılmaz, herhangi bir maddi menfaatten kesin olarak mahrum bırakıldı.

Gözlerimi bir an kapadım. Selin, her şeyi sessizce, kendini korumaya çalışarak planlamıştı. Bir gece bana Birkaç evrak imzalamam lazım, diyerek rica etmişti, sormamıştım.

Bu bir oyun! diye bağırdı Yiğit Onu kandırdınız!

Hayır, ilk defa sesimle karşılık verdim O çok korkuyordu. Ama bizden daha cesurdu.

Gülizar, Yiğitin kolunu bıraktı ve geri çekildi.

Ben Hiçbir şey bilmiyordum, dedi korkuyla. Bana hasta olduğunu söyledin, abartıyor diye anlattın.

Cevap veren olmadı. Avukat vasiyeti kapattı.

Vasiyet okunmuştur. Herhangi bir itiraz, yasal süreçle yapılabilir.

Yiğit bir banka yığıldı. Artık gülmüyordu, hiç olmadığı kadar küçülmüş görünüyordu. İmam tekrar söz aldı, ama ortam değişmişti. Çünkü artık gerçekler ortadaydı ve kızım, ölse bile, susturulamamıştı.

Cenaze sade geçti. Tabutun inerken üstüne elimi koydum ve içimden, Selinin adını, anılarını ve korumak istediklerini yaşatma sözü verdim. Onu kurtaramadım belki, ama sesi artık susmayacaktı.

Günler sonra her şey ortaya saçıldı. Şikâyetler açığa çıktı, sigorta ödemeleri vakfa gitti, Yiğit dava sürecine girdi. Gülizar onun hayatından bir anda çıktı, bir daha hiç kimse onu mutlu görmedi.

Ben de Selinin evini, onun gibi konuşmaya çekinen kadınlar için geçici sığınak haline getirdim. Evde her oda bir acıyı taşıyor ama aynı zamanda yeni bir hayat vaat ediyordu. Bu intikam değildi, adaletti.

Bazen nasıl dayandığımı soruyorlar. Aslında güç değilmiş, sevgiymiş. Bir annenin geç anladığı, ama bundan sonra asla susmayacağı bir sevgi.

Bu hikaye içinize dokunduysa, etrafınızda bu acılara şahit oluyorsanız lütfen gözlerinizi kapatmayın. Konuşmak bir hayatı kurtarabilir.

Hayatta bazen geç anlıyoruz; ama sessiz kalmak asla çözüm değil. Her zaman gerçeğin ve adaletin yanında olmak gerek.

Rate article
Lifequest
Hamile kızım tabutun içinde yatarken, damadım sanki bir kutlamaya geliyormuş gibi ortaya çıktı.