İki hafta önce, İstanbulun soğuğunda, tren garında uzun uzun vedalaştım Eserle. Kalın kabanıma sarılıp el salladım ona. Kocaman bir spor çantası taşıyordu, içine termal içlikler, yün çoraplar, konserve yiyecekler sığdırmış. Yurtdışına çalışmaya gidiyorum diyordu. Uzak bir şantiyede aylarca kalacak, ağır koşullarda, zorlu işlerde büyük paralar kazanacaktı.
Melisciğim, üzülme, dedi ve alnımdan öptü. Üç ay sadece. Sonra krediyi kapatırız, sana da arabayı yenilerim. Orası kırsal, ulaşım ve internet çok zor, biliyorsun. Arayabildiğimde arayacağım, sen de beni bekle olur mu?
Ben de bekledim. Hep umutla, hep özlemle. Telefon elimde, banyoda bile yanımda. Eser ara sıra arıyordu, çoğu zaman görüntülü ama ya kamera açılmıyor ya da üstü kapalıydı.
İnternet zor çekiyor Melis, sesi zor duyuluyordu. Tek baz istasyonu var, kilometrelerce ötede. Seni seviyorum, özlüyorum. Şimdi ustabaşı çağırıyor, kaçmam lazım.
Güvendim ona. Hatta gururlandım. Benim kocam ailesi için fedakâr, ekmeğinin peşinde. Kazandığı paraları biriktiriyordum, harcamamaya özen göstererek, geleceğimiz için.
Dün sabah her şey sıradandı. İşteydim. Annem aradı; sesi farklıydı, titrek ve gergin, sanki kelime seçiyordu.
Melis, oturuyor musun?
Anne, ne oldu? Babam iyi mi?
Babanda sorun yok. Şu an Bayrampaşadaki Forum İstanbuldayım. Toruna hediye bakacaktım Melis, Eseri gördüm burada.
Sinirle güldüm yüksek, telaşlı, neredeyse hıçkırarak.
Anne, yanılmışsındır. Eser şantiyede. Aramızda yedi saat fark var. Orada kar var, uykudadır ya da işte.
Melis, keskin bir şekilde sözümü böldü. Onu on yıldır tanıyorum. Yürüyüşünü, saçını kaşımasını, montunu bilirim. Oydu. Yemek katındaydı. Yanında genç bir kız vardı. Ve… bebek arabası sürüyorlardı.
Dünya yerinden kaymadı; sadece zaman durdu. Her şey solgunlaştı, sessizleşti. Baş ağrısı bahanesiyle işten çıkıp bir taksiye atladım. Forum İstanbula kırk dakika sürüyor. O süre boyunca Eseri aradım. Aradığınız kişi geçici olarak ulaşılamıyor cevabı. Tabii, kırsalda ya!
Annem kapıda bekliyordu rengi uçmuş, elinde bir şişe su ve içine birkaç damla sedatif damlatılmış.
Sinemada, fısıldadı. Seans yirmi dakika sonra bitecek.
Bekledik. Bir sütunun arkasına saklandım, adeta ucuz polisiye filmin başrolü gibi hissediyordum. Salonun kapıları açıldı, kalabalık aktı. Ve işte, onu gördüm; benim şantiyedeki kahramanımı. Yanında yirmi beş yaşlarında gebe bir kız, karnı belirgin. Eser ise bir buçuk yaşındaki bir kız çocuğunu bebek arabasıyla sürüyordu.
Yorgun, perişan bir işçi gibi değil; aksine dinlenmiş, huzurlu, mutlu görünüyordu. Kıza öyle sıcak gülümsedi ki bana yıllardır öyle bakmamıştı; başını eğip bir yanağından öptü.
O anda sütunun arkasından çıktım.
Selam, şantiyeci, dedim yüksek sesle.
Eser bana baktı; aniden yüzü bembeyaz oldu. Bir an kaçmak ister gibi davrandı ama bebek arabası engeldi.
Melis?.. Sen… burada ne arıyorsun?
Ben mi? Kocamı şantiyeden karşılamaya geldim. Erken dönmüşsün. Uçak mı erkende, yoksa ışınlanmayı mı buldun?
Kız gerginleşti; bakışları Eserden bana kaydı.
Eser, bu kim? dedi canı sıkkın ve soran bir sesle. Bu eski eşin, sürekli boşanmanı engelleyen mi?
Kıza doğrudan baktım.
Eski eş mi? Ben onun resmî karısıyım, on yıldır evliyiz. Şu an şantiyede olmalı, ailemize kredi ödemek için para kazanıyor.
Eser susuyordu. Tüm şantiyede hikayesi bir dakika içinde çöküverdi. Sonradan öğrendiğime göre, son üç yıl boyunca hiç bir yere gitmemiş. İki evde birden yaşamış; bir mahallede benimle, diğer mahallede onunla. Harcadığı para ise bizim ortak bütçemizden, çektiği kredilerden ve borçlardan, ikinci ailesinin bakımına gidiyormuş.
Arkamı döndüm, annem de peşimden geldi. Arkada çocuk ağlaması, kızın feryadı, Eserin panik dolu sesi yankılandı. Hiçbirini umursamadım.
Düşününce, yaşanan tam bir sahte iş gezisi örneği. Yıllarca başka şehirler, şantiyeler, saat farkları hakkında yalan söylemek; kırk dakika ötedeki ikinci hayatı gizlemek. Bu sıradan bir aldatma değil, ustaca kurulmuş bir manipülasyon.
Birincisi, mesafe ilizyonu. Uzaklık ve erişilmezlik, yokluğa bahane: pahalı, uzak, zayıf erişim, saat farkı. Mükemmel bir alibi.
İkincisi, kişilik bölünmesi. Bu insanlarda adeta birden fazla karakter var; bir kadına başka, diğerine başka bir yüz. Bu hayatlar hiç kesişmiyor; vicdan sıfır.
Üçüncüsü, ikinci tarafa gazlama. Kızın tepkisine bakılırsa ona eski eşim boşanma vermiyor masalını anlatmış. Her iki tarafa ayrı hikaye.
Dördüncüsü, ekonomik sömürü. En korkuncu para; eş geleceği için biriktirirken, gerçekte başkasına sponsor oluyor. Bu da ekonomik şiddet.
Ve son olarak, tesadüfün rolü. Bazen bir annenin, bir arkadaşın dikkati sanal dünyayı yıkıyor. Gerçekler inanca tersse, acı da olsa gerçeğe inanmak şart.
Bundan sonra ne yapılır? Duygusal konuşmak yok. Bu kadar büyük yalanı becerenle uzlaşı olmaz. Gereken adımlar net: Boşanma, finansal muhasebe, kilit değişimi. Eserin şantiyesi süresiz kapandı hayatı bitti.
Siz olsaydınız, eşiniz başka şehirde çalışmaya gittiğini söylediğinde inanır mıydınız, yoksa biletleri ve konumları kontrol eder miydiniz?




