Geçmişime baktığımda, anne ve babama karşı kusursuz bir evlat olmadığımı acı bir şekilde fark ettim. Düşüncesizce davrandığım, onlara fazlasıyla sıkıntı yaşattığım zamanlar oldu. Çoğu zaman tavsiyelerini dinlemedim, başına buyruk yaşadım; bu da onların benim asla değişmeyeceğime ve hayatta bir yere gelemeyeceğime inanmasına sebep oldu.
Son zamanlarda annem, aile buluşmalarını aksattığım için bana sitem etmeye başlamıştı; ama o anlar, söylediklerini pek de umursamamıştım. Fakat ailede miras konusu açılınca, işler birden değişti. Anne ve babamın vasiyetlerinden beni çıkarmaya karar verdiklerini öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldı. Sebepleri açıktı: Davranışlarım, mirası hak edecek kadar sorumlu biri olmadığımı gösteriyordu.
Bir yere kadar onları anlayabiliyordum ama yine de kanımdan olan insanların beni böyle dışlaması çok ağır gelmişti. Bir derman, bir destek umuduyla kız kardeşim Nihale açıldım. Onun bana arka çıkacağını ya da aileyle aramı düzeltmemi sağlayacağını düşündüm. Ne var ki, Nihal de onların tarafında yer aldı; yaptığı vurguda, yıllardır aileye çektirdiklerimin geride onarılması zor izler bıraktığını söyledi. O kadar kırılmıştım ki, neredeyse mahkemeye başvurup hak ettiğim miras payını almak istedim.
Fakat soğukkanlı bir şekilde tekrar düşünüp hareket ettiğimde, böyle bir kararın ailedeki uçurumu derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağını anladım. Tersine gitmeye karar verdim. Zor da olsa, kendi hatalarımı kabul edip sonuçlarına katlanmaya gönüllü oldum. Anne ve babamın karşısına geçip, onca yıldır yaşattığım sıkıntılar için içtenlikle özür diledim. Hemen affetmeseler de, değişmeye ve gerçekten büyümeye çalışmamı takdir ettiler.
Aramızdaki bu mesafeyi kapatmak için çok çaba sarf ettim. Artık onları sık sık arayıp hal hatır sordum, sağlıklarını merak edip, samimi bir şekilde ilgilendiğimi hissettirdim. Hemen her hafta sonu onların yanına gidip, babamla eve dair işlerde omuz vermekten çekinmedim. Yüreğimi ortaya koyarak, ailemi tekrar kazanmaya çalıştım.
Zamanla ilişkimiz yumuşadı. Sohbetlerimiz neşelendi, gün geçtikçe aile olmanın sıcaklığını yeniden hissettik. Bu yeni bağı kurabilmenin verdiği mutluluk, uğrunda bunca yolu yürümeye değdiğine inandırdı beni. Minnettarlığımı göstermek için, tüm emeklerine teşekkür etmek adına onları Antalyaya tatil gönderdim.
Onlar döndüğünde gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir sıcaklık vardı. Artık, geçmişteki hatalarıma rağmen, son dönemde gösterdiğim değişim ve olgunlaşmanın hakkını verdiler. Samimiyetimi görüp, yeniden ailelerine yakıştırdılar; vasiyetlerini tekrar gözden geçirdi, emeğimin karşılığını düşünerek mirastan hak ettiğim payı bana ayırdılar.
Bu zorlu yolculuğun sonunda, hatalarımın sorumluluğunu üstlenip samimiyetle değişmeye çalışmanın dostluktan da öte, gerçek bir aile bağını yeniden mümkün kıldığını öğrendim. En büyük kazancım, o kaybettiğim sevgi ve yakınlığın bana geri dönmesi oldu; maddiyat ise gerçekte sadece bir detaydı.




