Ben ve Kadir, tam on beş yıl önce birbirimize evet dediğimizde, kayınvalidem gözlerinden apaçık belli etmişti: Asla yakın arkadaş olamazdık. Düğünümüz sade ve İstanbulun gri sabahına uyanan, biraz ıslak bir gündü. Biz evlenmiştik ama ben ve Kadirin çocuğu olmamıştı. On yıl boyunca bakışlarımızı gökyüzüne çevirdik. Ve sonra, Allah sabrımızı ödüllendirdi: Bir oğlumuz ve bir kızımız oldu.
O yıllarda, Kadir işiyle meşguldü, bir şirkette müdürdü, her sabah boğaza bakarak işe gider, akşamları yorgun geri dönerdi. Ben ise doğum iznine ayrılmış, çocuklarımızla ilgileniyordum. Hayat bana pek bir yakışmıştı.
Annem çok uzakta, Trabzonun yeşilliğinde yaşar, yanımıza kolay kolay gelemezdi. Kayınvalidem ise onca yılda asla bana ısınmamıştı. Onun gözünde ben kimdim ki? Anadoludan kopup gelen sıradan bir kadındım sadece; oğlu için hep daha iyi birini istemişti. Ama Kadir beni seçmişti işte.
Bir sabah, her şey göz açıp kapayıncaya kadar değişti.
Çocuklarla birlikte park dönüşü eve geldim. Salonun loşluğunda, komodinin üstünde buruşturulmuş bir kâğıt parçası belirdi gözüme. Etrafı dolandıkça, Kadirin ceketinin ve kravatının ortalıktan kaybolduğunu fark ettim. Beni, çocuklarla birlikte terk etmişti. Kâğıtta ise aceleyle şunlar yazıyordu: Kusura bakma, ama başkasına âşık oldum. Beni arama, güçlüsün, ayakta kalırsın Böyle olması en iyisi.
Hemen telaşla Kadiri aradım; telefonda bir sessizlik, bir boşluk Ulaşılamıyor. Bir anda kaybolmuştu, ardında hiç iz, hiç açıklama bırakmadan. Ne nerede olduğunu, ne kiminle olduğunu biliyordum. Üzülerek kayınvalidemi aradım.
Hep senin suçundu, dedi şen bir zaferle. Böyle biteceğini baştan söylemiştim. Ne bekliyordun ki?
Fırtınada savrulan bir yaprak gibi şaşkındım: Ben ne yaptım da suçlu oldum şimdi? Olanları kabullenmek zor, ileriye bakmak daha da zordu. Para bırakmamıştı Kadir. Geçimim için elimde avucumda ne varsa yoktu.
Çalışmaya başlamak istemiş; fakat iki küçük çocuğu bırakacak kimsem yoktu. Sonra aklıma üniversitedeyken yarı zamanlı yaptığım akademik yazı işleri geldi. Yarı zamanlı bir şeyler kaptırıp, resmen sürüklenirken, altı ay daha zor dayandım. O süre içinde Kadirden tek bir haber dahi alamadık.
***
Bir sonbahar akşamı kapının tuhaf bir şekilde çalınmasıyla irkildim; komşulardan biri sandım önce. Ama kapıyı açınca, karşımda kayınvalidemi buldum. Gözlerinin içi kıpkırmızı, eşiğimize gelmiş, ağlamaya başlamıştı. Kadirin yeni sevgilisi meğerse dolandırıcıymış; Kadir de, elleri bomboş, perişan kalmış. Şimdi, annesiyle beraber zar zor geçiniyorlarmış. Kayınvalidem bana yalvararak, evimde kalmak için izin istedi. Ben de şaşkının ötesindeydim; Onu affetmeli miyim, yoksa bana yaptıklarını ona aynen geri mi döndürmeliydim…?
Rüyamın içi, Galata Kulesinin gölgesinde bulanıklaştı, Boğazda tuhaf bir sis çökmüştü; karar veremiyordum, sanki martı çığlıklarıyla iradesizce savruluyordum. Yapmam gerekeni bilmiyordum; affetmek mi, yoksa rüyayı geride bırakıp yeni bir başlangıç yapmak mı daha doğruydu?




