Ayşe çok genç yaşta evlendi. 23 yaşında bir oğlu oldu ama çocukla fazla ilgilenmedi. Daha çok, oğlunu annesine bırakıp arada sırada ona biraz para göndererek kendi rahat hayatını eşiyle sürdürdü. İki yıl sonra şartlar değişince, oğlunu eve almak zorunda kaldı ama bir türlü anne gibi davranamadı; oğlunun yanında çok uzak ve soğukken, onu kreşe göndererek iletişimi iyice azaltmak istedi. Sonra da anaokuluna yolladı; çocuk orada alaylara maruz kaldı ve derslerinde de zorlandı.
Ne Ayşe ne eşi, oğlunun eğitimiyle ve büyümesiyle pek ilgilenmedi. Okuldan haberdar edilince, Ayşenin eşi durumu daha da kötüleştirip öğretmenlere karşı sert davrandı. Oğlan liseyi zor aya bitirdi; Ayşe hemen bir fabrika işine yerleştirdi onu. Orada da ileride evleneceği kızı tanıdı. Fabrika yönetimi genç çifte bir apartman dairesi verdi. Fakat Ayşe, torunlarına karşı da duygusuzdu; sadece bayramlarda veya özel günlerde biraz para gönderirdi, o kadar.
Ayşe emekli olunca, büyük bir kutlama yapmaya karar verdi. Oğlunu arayıp yardım istedi, ona ara sıra yolladığı parayla torunlara yiyecek ve hediye alınmasını istedi. Oğlu ve gelini, çocuklarını köye göndererek ortalığı karıştırmaktan kaçındı, ardından kutlama için sıkı hazırlık yaptılar. Ayşe geldiğinde herkes güzelce karşıladı ve gece boyunca misafirler ile birlikte bolca eğlendiler.
Ama misafirler gidince, Ayşe oğluyla gelinine ertesi sabah erkenden ayrılacağını ve köyden dönecek torunlarıyla görüşemeyeceğini söyledi. Onlara bir dilim pasta bıraktı sadece. Oğlu bu tavra çok kırıldı; annesinin umursamazlığı onu derinden sarstı.
Bir hafta sonra, Ayşe oğlunu tekrar aradı. Hastaneye gitmesi gerektiğini, ameliyat olacağını ve ona bazı eşyalar getirmesini rica etti. Oğlu, gayet soğukkanlı şekilde, kendisiyle eşinin tatile gideceklerini, annesinin de bunu bildiğini söyledi; bu yüzden ona yardımcı olamayacaktı ve babasını aramasını önerdi.
Sonunda birileri Ayşeye, dünyanın kendi ekseni etrafında dönmediğini açıkladı. Oğlu ise kendi ailesini ve hayatını ön planda tutmayı öğrendi.




