Bak, anlatmam lazım, bugün işyerinde çok garip bir şey oldu. Sekreter kızımız Elifin durumu bir anda kötüleşti. Havasız, sıkışık bir toplantıdayken göğsünde bir ağırlık hissetmeye başlamış. Düşünsene, yanında müdür oturuyor, Elif her zamanki gibi not tutuyor, hiçbir şey belli etmiyor ama yüzü hafif solmuş, gözleri dalıyor.
Birden bire masasının köşesine tutunarak odadan çıktı, dışarıya, Kadıköydeki küçük parkın yanındaki banklardan birine oturdu. Gözlerini kapatıp bir nebze dinlenecek sandı, Şimdi geçer herhalde diye içinden geçirdi. Ama tam o sırada, gözlerini hafif araladığında bir adamı, yaşlı bir amcayı gördü. Adam yetmişi geçmiş gibi, eski bir kaban, yıpranmış bir bere takmış, bakışları sakin ama telaşlı. Elifin bileğini tutuyordu, bir şeyler yapmaya çalışıyordu.
Elif bir anda irkildi, Ne yapıyorsunuz, bırakın! Bu bileklik eşimin hediyesi! diye çıkıştı, sesi titrek çıktı. Adam sessizce cevap verdi, Size kötü geliyor, bu bileklik yüzünden bayıldınız. Bir bakın, lütfen.
Elif hemen bileğine baktı, o kalın altın bileklik Birden ürperdi. Altının tenine değen yerlerinde koyu lekeler belirmiş, tamamen değil ama sanki bir gölge geçti üstünden. Elifin içi dondu, eli titredi.
Amca, siz kimsiniz? dedi, sesi zor çıkıyordu. Adam sakince, Ben eski bir kuyumcuyum kızım, dedi. Kırk yıl altınla uğraştım. Bileğinizdeki lekeyi gördüm, normal biri fark etmez.
Elifin sesi biraz daha titredi, Bu ne demek amca?
Adam derin bir nefes aldı, Bu talyumun izi Çok sinsi bir zehir, göremezsin. Biri üstüne sürmüş, altın böyle kararır. Zehir cildinden içeri işler, insanı yavaş yavaş zehirler. Bu yüzden rahatsızlandınız.
Elif bir anda eşinin, son zamanlardaki tuhaf bakışlarını, Çıkarma, benim hediyem diye ısrarını hatırladı. O an bir boşluk hissetti. Bakışı bir an bilekliğe, bir an kendi ellerine kaydı.
Yaşlı adam bilekliği dikkatlice çıkardı, mendilinde sardı. Kızım hemen doktora git, polise haber ver, bir daha asla takma bunu, dedi. Elif başıyla onayladı, bankta oturup ellerini sıktı, gözlerinde korku ve şok hâlâ vardı. Gerçekten, ucuz kurtulmuş, tam anlamıyla ölümden dönmüş oldu…



