İş yerinde sekretere bir anda fenalık geldi. Kendini dışarı attı; küçük bir parkın bankına oturdu, gözlerini kapatıp nefes almaya çalıştı. Gözlerini tekrar açtığında, yaşlı bir adamın elini tuttuğunu ve bileğindeki altın bileziği çıkarmaya çalıştığını gördü.
Ne yapıyorsunuz! O bilezik eşimin hediyesi! dedi, sesi titreyerek. Yaşlı adam ürkekçe baktı ve sessizce cevap verdi: Bu bilezikten dolayı kendinizden geçtiğinizin farkında mısınız? Şöyle bir bakın.
Sekreter iyice baktı, bir an donakaldı. 🫣
Ayselin sözleri bir anda kesildi, toplantı sırasında tansiyonu düştü.
Ofiste fenalaşınca hemen dışarı çıktı. Parkta bir banka oturup gözlerini kapattı, kendine gelmeye çalışıyordu. Gözlerini açınca yaşlı bir adamın bileğini tutup altın bileziği çekmeye çalıştığını fark etti.
Toplantıda Aysel, her zamanki gibi müdürün yanında oturmuş, harfi harfine not alıyor ve yorgunluğunu belli etmemeye çalışıyordu. Toplantı odası havasızdı, ortam bunaltıcıydı. Şakakları zonklamaya başladı, kalbi hızla atıyordu. Derin bir nefes aldı ama fayda etmedi. Gögsünde sanki ağır bir yük vardı; üzerindeki baskı giderek arttı.
Bir anda her şey bulanıklaştı. Aysel masanın kenarına tutundu, yere düşmemek için çaba gösterdi ve sessizce özür diledi. Ayağa kalktı, düzgün yürümeye çalıştı ama bacakları titriyordu. Müdür bir şeyler sordu ama Aysel artık kelimeleri duyamıyordu.
Dışarıda serin bir hava vardı. Temiz havanın yüzüne çarpması belki biraz rahatlatır diye düşünmüştü ama işe yaramadı, kendini daha da halsiz hissetti. Birkaç adım attıktan sonra parkta bir bankta oturdu. Gözlerini kapatıp geçmesini umdu.
Kalbi hızla çarpıyordu.
Gözlerini araladığında yaşlı bir adam ona doğru eğilmişti. Adamın yaşı yetmişi geçmişti, üstünde sıradan bir ceket, eskimiş bir bere, gözlerinde huzur ama dikkatli bir bakış vardı. Elini nazikçe tutuyordu, bileğini dikkatle inceliyordu.
Ne yapıyorsunuz? diye sordu Aysel kısık bir sesle, elini çekmeye çalışarak. Lütfen bırakın, eşimin hediyesi bu bilezik.
Yaşlı adam sessizce yanıtladı, tartışmaya girmedi:
Fenalaşmanızın sebebi o. Dikkatlice bakın.
Aysel bileziğine baktı tok ve gösterişli altın, yıllardır hiç çıkarmadığı. Bir anda içini korku sardı; saçları diken diken oldu. Devamı ilk yorumda
Altın, tam derisine temas ettiği yerde kararmıştı. Tamamen değil, lekeler halinde, sanki biri koyu gölge gezdirmiş gibi.
Siz kimsiniz? diye fısıldadı Aysel, korkudan içi daralarak.
Ben eski bir kuyumcuyum, dedi adam sakin bir sesle. Kırk yıl altınla uğraştım. Görünce, sizin durumunuzdan dolayı elinize bakmak istedim. Herkes fark edemez.
Peki bu ne demek? Ayselin sesi titriyordu.
Bu, talyum izi, dedi adam sessizce. Çok sinsi bir zehir. Gözle görülmez, ince bir tabaka halinde sürülür. Deriden emilir ve insanı ağır ağır zehirler. Ama altın tepki verir, kararmaya başlar.
Demek istiyorsunuz ki
Yaşlı adam başını salladı.
Size bu bileziği hediye eden kişinin ne yaptığını biliyor olması lazım. Sizi yavaş yavaş hasta etmeyi, halsiz bırakmayı ve bir gün hiç kalkamayacak hale gelmenizi istemiş.
Aysel bileziğe, sonra ellerine baktı. Eşinin yüzü gözünün önüne geldi; o soğuk bakışlar, son zamanlardaki tuhaf ilgisi, Çıkarma, hep tak. Benim hediyem, deyişi kulağında yankılandı.
O anda her şeyi anladı.
Adam, bileziği dikkatlice çıkardı, bir mendile sardı.
Acilen doktora ve polise gitmelisiniz, dedi. Bir daha asla bunu takmayın.
Aysel sessizce başını salladı. Bankta otururken, elleri titreyerek mendili sıkıca tuttu ve az önce hayatta kalmanın ne büyük bir şans olduğunu düşündü.



