Elif, varlıklı bir ailede büyüdü. Babası ona istediği her şeyi almış, hiçbir konuda elini korkak alıştırmamıştı. Buna rağmen, babası Elifle neredeyse hiç vakit geçirmezdi. Kendi işinin başında çok çalışır, çoğu zaman eve uğramazdı. Eve geldiğinde de yalnızca sevgililerini görmek için uğrardı. Hatta babasının Eliften birkaç yaş büyük bir kadını olduğu da söylenirdi.
Elif, İstanbulda eğitim fakültesini kazandı, halbuki babası onun diş hekimi olmasını istiyordu. Fakat Elif kendi yolundan gitmekte ısrarcıydı.
Büyüdükçe Elif, babasından para almayı istemedi. Kendi bursuyla geçindi. Yazları ise babası ısrarla onu yurtdışına tatile göndermek istese de Elif bunu reddetti; çünkü çocuklarla çalışmayı seviyordu ve yaz stajını çocuk kampında yaptı.
Bir akşam, bir otobüs dolusu çocuk, bir yetimhaneden kampa gelmişti. Herkes hızlıca evlere yerleşti, fakat son inen zayıf, solgun bir kız çocuğu oldu. Gözleri, hiç çocuklara benzemiyordu. Sonra kısa süre içinde, çocuklar evde tuhaf bir koku olduğundan şikâyet etmeye başladı.
Suçlu olan bir kız çocuğuydu. Elif, ne olduğuna bakmak için eve girdi. O da ne! Kız çocuğu, yastığının altına akşam yemeğinden kalan köfteleri saklamıştı; köfteler bozulmuştu.
Kız, suçlulukla Elife bakıp, sonra kısık sesle şöyle dedi:
Bunlar abim için.
Peki, abin nerede?
O bir yetimhanede.
Bunu duyunca Elif hemen babasını aradı, ondan para istedi.
Babası, “Nihayet kızım benden yardım istedi, herhalde bana kırgınlığını unuttu” diye düşündü içinden.
Kızım, bu kadar parayla ne yapacaksın? Araba mı alacaksın kendine?
Hayır baba. Yetimhanedeki çocuklara bolca yiyecek almak istiyorum.
Babası, Sen ne güzel kalplisin, Elif, dedi ve gülümsedi.




