Bir gece, on altı yaşındaki kızı Elif arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istemişti. İstanbulun renkli sokaklarını görecekler, biraz laflayacak, gençliğin tadını çıkaracaklardı. Annesi, Ayşe Hanım, içi rahat etmeden onu kapıdan uğurladı. Aradan birkaç saat geçince, ister istemez Elifi aradı. Telefonda endişesini saklamaya çalıştı ama sesi titriyordu, Kızım, iyi misin? Elif, heyecanını zor bastırıp, İyiyim anne, merak etme, dedi. O “İyiyim” sözü ne Ayşe Hanım’ın yüreğindeki telaşı yatıştırdı, ne de ona güven verdi. Bir annenin hisleri kolay susturulur mu? Hele de saatler sonra, Elifin ilk kez alkol tattığını öğrendiğinde tüm dünya başına yıkılmış gibi hissetti…
Anadolunun kadim kültüründen yetişen bir öğretmen, Mehmet Hoca, bu gençlik zamanlarının zorluklarına fazlasıyla hakimdi. Oğlu Baranın aynı tuzaklara düşmesini istemiyordu. Kendisi de küçük bir kasabada imamın çocuğu olarak büyüdüğü için, o baskıları, arkadaş ortamındaki kıskacın ne kadar güçlü olabileceğini biliyordu. Mehmet Hoca oğluna güveniyordu ama daha da önemlisi, Baranın zor durumda kalırsa ona ulaşabilecek kadar güvenmesini istiyordu. Bunun için Baran ile aralarında küçük bir şifre belirlediler: Baran nerede, kiminle olursa olsun panik olursa sadece X harfiyle babasına, annesine ya da ablasına mesaj atacaktı. Mesajı alan aile üyesi ise birkaç dakika sonra hemen Baranı arayacaktı. O sırada şöyle bir diyalog yaşanacaktı:
Alo, evladım, iyi misin? Evet baba. Oğlum, evde acil bir durum çıktı, hemen gelmen lazım. Ne oldu ki? Geldiğinde anlatacağım, seni bekliyorum. Beş dakika içinde kapının önünde ol.
Baran da arkadaşlarına dönüp evde acil bir şey olduğunu, hemen gitmesi gerektiğini söyleyecekti. Kimse ona neden aceleyle ayrıldığını sormayacaktı; hepsi ona hak verecekti.
Tüm mesele buydu. Baran kendini zor bir durumda bulduğunda, bu yöntemle hem kendini hem de ailesini koruyordu. Arkadaşlarının gözünde asla kaçan ya da korkak biri değildi. Neticede, genç Baran ailesiyle güven dolu bir ilişki kurmuştu. Şimdi arkadaş ortamında karşılaşacağı her türlü yanlışta daha sakin ve aklı başında kalabiliyordu.
Ayşe Hanım, Elifi kaybetmekten her şeyden çok korkardı. Bir gencin güvenini bir defa kaybedersen, belki bir daha hiç kazanamazdın. Ama inşa ettiğin bir güven köprüsü, onun iyiyle kötüyü ayırmasına ve doğru olanı tercih etmesine yardım ederdi. İşte, bir annenin ya da babanın en kıymetli ustalığı da buydu. Fırtınalar kopsa da o köprüyü sağlam tutmak… çünkü sevgi ve güven her şeyden kıymetliydi, bütün o İstanbul gecelerinde bile.




