Artık sizinle yaşamayacağım! Size hiçbir şey beğendiremiyorum! – Yana annesine hem kızgın hem kırgın bakıyordu. – Çocukken tamam: oraya gitme, şunu yapma diyordun ama artık yirmi yaşındayım anne!

Artık sizinle yaşamayacağım! Hep bir kusur buluyorsunuz! Zeynep, annesinin gözlerinin içine öfkeyle ve kırgınlıkla bakıyordu. Çocukken neyse, “orada oynamayacaksın, şunu yapmayacaksın” diyordunuz, ama artık yirmi yaşındayım anne! Yirmi! İki senedir reşitim.

Eğer reşitsin ve bizimle yaşamayı istemiyorsan, iş bul, kendine ev tut ve kirasını da öde. Benim sana verecek cevabım bu kızım.

Pes yani! Zeynep burun kıvırdı. Önce, “Ders çalış kızım, gezmelere gitme” diyordun, şimdi de “Git çalış” diyorsun. Peki ya okul, artık önemli değil mi? Hiç mi bana, öz kızına yardımcı olmayı düşünmüyorsun?

Sen hep “ben bilirim” diyorsun ya. Bizim fikrimize pek ihtiyacın olmuyor babası da annesini destekledi. O zaman, madem bizim karışmamızdan hoşlanmıyorsun, tamamen kendi başına yaşamaya başlarsın.

Elbette bu durum Zeynepin pek işine gelmiyordu. Annesi kendisine temizlik ve yemek işlerini hiç yüklemiyordu. Babası faturaları ödüyor, market alışverişini yapıyor, arada bir de harçlık yüklüyordu kartına. Böyle yaşamak rahattı. Keşke anne baba karışmasa… Ama Zeynepin inatçı tabiatı geri adım atmasına engel oluyordu. Ailede efsane olmuştu: Zeynepin büyük büyükannesinin devrimci bir kadın olduğu anlatılırdı hep. Anne babası her kavga sonrası bu hikâyeyi hatırlardı.

Zeynep bir işe girdi ve üniversiteye yakın, küçük bir ev kiraladı. Ancak şimdi anladı paranın yetmemesinin ne demek olduğunu. Daha önce bunu, otobüs konuşmalarında, annesinin ortak tanıdıklarıyla sohbetlerinde, ya da bolca izlediği televizyon programlarında “geçim derdi” olarak duyardı. Şimdi ödediği kira, zaten az olan maaşının çoğunu eritiyordu; üstüne yiyecek, yol parası ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak zorundaydı. O hayal ettiği çılgın partiler ise, hayallerin arka sıralarına itilmişti. Farkına varmadan kazandığını değerli bulmayı öğrenmişti ve aileden gelen “takıntıların” bazıları artık gözüne batmıyordu.

Bir akşam işten eve dönerken, önünde iki genç yüksek sesle konuşuyor, arada birbirlerine kaba şakalar yapıyorlardı. Zeynep başını salladı: Ne var acaba bu gençlerin kafasında? Hiç mi akıllı düşünceleri yok?

Biraz ileride, boş ve uzun süredir kiralanamayan bir dükkânın basamağında yaşlı bir kadın oturuyordu. Zeynep onu hep burada görürdü. Kadın bazen anlaşılmaz bir şeyler mırıldanırdı. Önünde bir teneke kutu dururdu, ara sıra geçenler içine bozuk para atardı. Şimdiki nakitsiz dönemde, kimin cebinde kalıyordu ki bozuk ya da ufak kâğıt? Zeynep ise o yaşlı kadın için hep birkaç kuruş ayırmaya çalışıyordu; kendisi de nedenini bilmeden. Eskiden, muhtemelen yanından bile geçmezdi böyle birini.

Ama ona dilenci demek zordu. Yıpranmış giysileri ve kutusu içindeki asaleti saklayamıyordu. Her para atan kişiye teşekkür ederek başını sallar, yine sabırla beton basamaklarda oturmaya devam ederdi.

Gençler yanından geçerken küçümseyerek güldüler. Biri ayak darbesiyle kutuyu uzaklaştırdı. Para kutusu yere yuvarlanarak içinde az kalmış bozuklukları asfalta saçtı.

Yaşlı kadın zorla doğruldu, elleri titreyerek paraları toplamaya başladı. Zeynep birden parladı:

Ne yapıyorsunuz siz, kendinize gelin! diye bağırdı ve yaşlı kadının yanına koşturdu.

Gençler kahkaha attı, bir şeyler hakaret dolu bağırıp yollarına devam ettiler.

Buyurun, paralarınızı topladım, şunu da alın lütfen dedi Zeynep, cüzdanından ayırdığı elli liralık banknotu da kadına uzatarak.

Teşekkür ederim dedi kadın sessizce. Yüzü derin çizgilerle doluydu ama gözleri hâlâ genç bakıyordu. Sizi tanıdım. Hep bırakıyordunuz buraya para.

Yıpranmış kutusunu parmaklarıyla okşadı.

Ezildi… Yeni bir tane bulmam lazım.

Ellerinin titremesine bakınca kendini iyi hissetmediği de belliydi.

Eviniz uzak mı? diye sordu Zeynep.

Kadın başını salladı:

Hayır. Arka sokaktaki apartmanları görüyor musun? Onlardan birinde yaşarım.

Size eşlik edeyim, bana kalırsa şu an biraz zorluk çekiyorsunuz.

Kalbim sıkıştı biraz, moralim bozuldu dedi kadın, Zeynepin koluna iyice sarılarak. Sana fazla vakit kaybettirmem, sağ ol.

Üçüncü kattaki küçük eve girdiklerinde onları bir sürü kedi karşıladı. Zeynepin kaşları hayretle kalktı. Dört, beş derken sayamadı.

Kadın, Zeynepin şaşkınlığını görünce gülümsedi:

On iki taneler. Hiç tahmin etmezdim bu kadar olacaklarını.

Bu kadar kediye neden bakıyorsunuz?

Onlar için değil güzelim, onlar bana muhtaç. Onlar bana ihtiyaç duyuyor. Ben olmasam hepsi kaybolur. Kapıkız ve Cansını kışın çöpe, poşetle bırakmışlar. Çöp atmaya gittiğimde buldum. Cansın miyavlıyordu, Kapıkız neredeyse ölmüş gibiydi. Pufuduku çocuklardan kurtardım; Rıfkı bakkalın önünde belirdi. Fındık bodrumda doğurdu yavrularını, zehirlemesinler diye hepsini aldım evime… Delirmiş mi sanıyorsun beni?

Hayır, hiç de öyle düşünmedim dedi Zeynep utanarak. Yalnız gerçekten çoklar. Hepsini de beslemek lazım.

O yüzden dışarda oturuyorum işte, kızım dedi kadın başıyla onayladı.

O günden sonra aralarında bir dostluk başladı. Ne kadar garipse de, Zeynep artık hiçbir şey olmamış gibi yaşayamazdı. Yeni tanıştığı kadının adı Esma Hanımdı. Zeynep, onu ara sıra ziyaret eder oldu. Sosyal medyada Esma Hanımdan bahsetti. Kötü yorumların içinde iyi niyetli mesajlar, yardım teklifleri de çıkmaya başladı. Sonra bu yardımlar çoğaldı.

Kızım diye sordu babası tereddütle , neden sürekli uğraşıyorsun bunlarla? Hiç hayvansever değildin sen.

Baba, hayvan sevgisiyle alakalı değil. Gerçi sizin evde hiç konuşulmazdı bu mevzu. Ben de sormayı aklıma getirmezdim; “acaba bizim de evde köpeğimiz olabilir mi” diye… Demek ki neden izin vermediğinizi hiç sormamışım. Düşünüp düşündüm de, neden acaba?

Bir an duraksadı:

Esma Hanımın dediği gibi, kedilerin ona ihtiyacı var. Baba, doğru. O olmasa hepsi çoktan kaybolurdu.

Herkesi toplayıp eve mi alacağız şimdi? dedi annesi omuz silkerek. Zeynep, bak kaç tane bunlar.

O kadarını herkes yapamaz iç çekti Zeynep. Ben bile gücümün yetip yetmeyeceğini bilmiyorum. Ama az da olsa yardım etmek zor değil.

Kolay diyorsun annesi ellerini iki yana açtı. İyi de, kendin diyordun, para yetmiyor; bizim seni haklı bulduğumuzu da kabul etmiştin. Şimdi gidip bir sürü parayı yabancıya veriyorsun. Kızım, o kadın seni kandırmıyor mu?

Anneciğim, aynı fikirdeyim. Ama Esma Hanım bir oyun peşinde değil. Ben bu kedileri sosyal medyada yazmasam, kimse biliyor olmaz.

Hâlâ çocuksun sen Zeynep!

Artık değilim anne. Kendi fikrim var. Sizi, bu kedileri sevmeye zorlamıyorum. Bu benim hayatım, benim seçimim. Karşıma böyle bir insan çıktı, başka şekilde yaşanabiliyormuş, onu gördüm.

Yani şimdi sen de kendi evini kediyle doldurup, başlarında mı bekleyeceksin? dedi babası, sinirli. Eskiden buna “evde kalmış” derlerdi. Evlenememiş kadınlar sırf yalnızlıktan kedi köpek toplarmış.

Dolduracak bir şeyim yok Zeynep sertçe dedi. Birini almak istedim, Esma Hanım rahatlasın diye. Ev sahibem izin vermedi. Herkesin bu konudaki bakışı farklı. Beni küçümsemeyin, ben büyüdüm. Kötü bir şey de yapmıyorum.

Sen kötü bir şey yapmıyorsun babası iç çekti. Fakat ömrünü bunlara harcıyorsun… Kızım, üzülüyoruz sana.

Üzülmeyin baba, benim her şeyim yolunda.

Zeynep, Esma Hanıma yardım etmeye devam etti. İnternet sayesinde Fındıkın dört yavrusuna yeni yuvalar bulundu. Sekiz kedi ise Esma Hanımla kalmaya devam etti; çoğu yaşını almıştı, kimse almak istemiyordu. Esma Hanım, yıllardır alıştığı dostlarından ayrılmak istemezdi, onlara çok düşkündü.

Zeynepciğim, bir gün bana bir şey olursa, onları bırakmazsın, tamam mı? Çok istediğimi biliyorum ama senden başka kimsem yok.

Zeynep, neden yalnız yaşadığını soramazdı; bir gün Esma Hanım acı bir tebessümle açıkladı:

Benim de torunum olabilirdi, senin yaşında… ama nasip olmadı.

Zeynep o zaman öğrendi: Esma Hanımın tek oğlu, çocuk sahibi olamayınca karısıyla boşanmış, sonra da görev başında hayatını kaybetmiş. Esma Hanım yalnız kalmıştı. Kedilerle. Bir başkasının ihtiyacına sessiz kalamamıştı, korumasız olanlara yardım ediyordu.

Bir gün, her zamanki gibi Esma Hanımı ziyarete gitti ama kapıyı kimse açmadı. Komşusunu aradı:

Merhaba, Esma Hanımı gördünüz mü, evde mi?

Zeynep, sen misin? Bu sabah iyi değildi, dışarı çıkacak hali yoktu. Allah korusun, kötü bir şey olmasın. Anahtarım var, bekle.

Kadın sessizce, uyuyakalmış gibi yatıyordu. Yüzündeki çizgiler düzelmiş, huzurlu bir ifade vardı. Kediler başında birikmiş, anlamaz şekilde miyavlıyordu.

Allah rahmet eylesin; gitti bizim Esma Hanım diye iç çekti komşu. Zeynep gözyaşına boğuldu. Hiçbir ölümü bu kadar yakından yaşamamıştı.

Şimdi ne yapacağım ben? Ne olacak? diye çaresizce tekrarladı.

Zeynepciğim, bak, masada bir not var, sana bırakmış.

Zeynep yaşlı kadının titrek yazısıyla, zor okunur satırları gözyaşlarıyla okudu.

Esma Hanım, evinin anahtarını ve kedilerini ona bırakmış, tek ona güvenebileceğini yazmıştı:
“Sadece seni isteyebilirim bundan kızım…”
Zeynep, kısa sürede karşısına çıkan onca hukuki engelle baş etmek zorunda kaldı. Neyse ki Mehmet vardı.

Mehmetle, ilk kediler hakkında paylaşım yaptığında tanıştı. O da az sayıdaki destek mesajlarından birini atmıştı. Önce sohbet ettiler, sonra görüşmeye başladılar. Mehmetin ailesi farklıydı; çocukluğundan beri evlerinde hayvan olurdu. Mehmet gönüllüydü, barınakta çalışırdı, sosyal medya üzerinden devamlı yardım toplardı. Fındıkın dört yavrusuna birlikte yuva bulmuşlardı.

Mehmet hukuk fakültesindeydi ve bu zorlu süreçte Zeynepin tek destekçisi olmuştu.

Zeynepciğim, harika! dedi arkadaşı Elif. Kendi evin var! Şu kedileri barınağa veririz olsun bitsin.

Yapamam Elif dedi Zeynep, korkuyla. Esma Hanıma söz verdim, bırakmam onları.

Ama o öldü, bilmez ki. Şimdi o ev senin. O kadar hayvanla uğraşılır mı, daha çok yaşarlarsa ne yapacaksın?

Kaç yıl yaşarlarsa yaşasınlar, benden yana gönülleri rahat olsun. Esma Hanım bana inandı. Hem kıyamam, çok tatlılar.

Yaşlı teyzeler gibi konuşuyorsun Elif güldü. Baban bile “evde kalmış” dedi. Ne var ki, verdiğin sözü tutmasan, kimse sana bir şey demezdi. Evde onca hayvan olursa, kim yanına gelir?

Elif, zaten kimsem yok ki. dedi Zeynep duyarsızca.

Ve olmayacak da! dedi arkadaşı sitemle. Ben anlamam seni, kusura bakma.

Ailesi de ona destek olmadı.

Evin olması güzel annesi huzursuzca odada dolaşıyordu. Ama bu işin içinde tuhaflık var, filmlerde olur böyle miraslar. Yabancıya ev bırakmak…

Nesi tuhaf bunun? diye sordu babası. Kadın aklını yitirmişti, kızı da kafasını karıştırdı. Söz verdirdi, gençliğini ziyan etti.

Neresi ziyan oldu ki? Zeynep parladı. Sadece yardım etmek istedi.

Kedilere! dedi annesi ellerini sallayarak. Kızım düşünmedi, kendiyle uğraşıyor, şimdi de kafan karışık! Yazık oldu…

Evden ağlamaklı ayrıldı. Herkes ona karşıydı, kedileri dışarı atmasını istiyor, bu kadar duygusallığı aptallık sayıyordu.

Zeynep, dur! Mehmet, Esma Hanımın evine yakın bir sokakta onu yetişti. Merhaba! Özür dilerim, biraz geç kaldım. Neden böyle moralsizsin?

Mehmet, sen de beni aptal mı buluyorsun? diye doğrudan sordu.

Neden bulayım ki? diye şaşırdı genç adam.

Kediler yüzünden. Herkes, ailem, arkadaşlarım, mirası bu şekilde kabul edince hayatımı bitirdiğimi düşünüyor. Dışarı atmak da içimden gelmiyor. Belki de hala vazgeçebilirim.

Vazgeçmek mi? Mehmet suçlamadan ve alaydan uzak baktı. Esma Hanım sana güvendiği için emanet etti. Başkası olsa çoktan sokağa, belki uyutmaya verirdi. Sen hiç kimseyle değişmem Zeynep.

Kararım yüzünden beni yargılamıyorsun yani?

Hayır. Şimdi sahici ve samimi insanlar bulmak zor. Seni tanıdığıma çok memnunum. Hem yeni bir haberim var; sosyal medyada tarihe yazdım Esma Hanımı ve ölümünü. Bir kadın mesaj attı, iki kediyi almak istiyor. O yüzden geliyordum sana.

Gerçekten mi? Ya kötü davranırsa?

Ziyarete gelince tanırız, içimize sinmezse vermeyiz…

Evlendiklerinde Zeynep ve Mehmetle dört kedi kaldı. Rıfkıyı komşu aldı.

Zaten hep çok severdim. Uysal, sevimli. Siz de hemen yanımdasınız, yardım edersiniz.

Bir kediyi de Mehmetin ailesi sahiplendi.

Annem ve babam alışık güldü Mehmet , çocukluğum boyu ben getirirdim evimize hayvanları.

Zeynep doğumdan, kucağında küçük Ali ile döndüğünde, apartman kapısında onu sıraya dizilmiş Kapıkız, Cansın, Pufuduk ve Fındık bekliyordu.

Dadılar sırada! güldü Mehmet. Ya da ne diyelim, kedi-anneler mi?

Merhaba… Zeynep sevgiyle tümüne selam verdi. Özlediniz mi? Aliyi yatırayım, sonra sizleri kucağıma alacağım… Canlarım, pati miraslarım!

Rate article
Lifequest
Artık sizinle yaşamayacağım! Size hiçbir şey beğendiremiyorum! – Yana annesine hem kızgın hem kırgın bakıyordu. – Çocukken tamam: oraya gitme, şunu yapma diyordun ama artık yirmi yaşındayım anne!