Zengin adam, temizlikçi kadının engelli sandalyesindeki oğluyla dans ettiğini görünce önce onu evden kovdu

Zengin adam temizlikçi kadını oğluyla, engelli sandalyesinde dans ederken gördü önce onu kovdu

Metin, daha apartmanda müziği duymuştu. Yüksek, köy havası taşıyan, baya eğlenceli bir müzik. Kapıyı açıp içeri girdi ve olduğu yerde kaldı.

Salonun tam ortasında, temizlikçi Sedef vardı. Oğlu Burak’ı kollarının altından tutmuş, onu tekerlekli sandalyeden hafifçe havaya kaldırmış, müzikle birlikte dönüyordu. Burak, başını geriye atmış, kahkahalar atıyordu, elleriyle havada daire çiziyordu.

Dur! diye bağırdı Metin öyle bir sesle ki, Sedef neredeyse Burakı düşürecekti.

Sedef hemen Burakı sandalyeye oturttu, battaniyesini düzeltti. Müziğin sesi hâlâ yüksekti. Metin adımını attı, radyonun fişini çekti.

Ne yapıyorsun sen? Oğlum oyuncak değil! Omuriliği hasarlı, farkında mısın?

Çok dikkatliydim, ona zarar vermedim

Dikkatli mi?!? Metin cebinden bir miktar para çıkardı, masaya fırlattı. Bir haftalık maaşın. Topla eşyalarını, bir daha gelmeyeceksin.

Sedef parayı aldı, ceketine koydu. Buraka baktı. Burak camdan dışarıya döndü, yüzü korku doluydu. Sedef hiçbir şey söylemeden çıktı gitti.

Metin oğlunun yanına oturdu.

Burak, sen de biliyorsun Seni düşürebilirdi, daha kötü olabilirdi.

Burak susuyordu. Camdan dışarıya bakıyor, sanki babası odada yokmuş gibi davranıyordu.

Akşam yemek yemediler. Burak tek bir noktaya bakarak oturuyordu. Metin onunla konuşmak istedi, ama nafile. Burak sessizdi. Tıpkı üç yıl önceki o talihsiz kaza sonrası, hastaneden ilk geldiğinde olduğu gibi.

Metin mutfağa gidip bir bardak su aldı, ama içmedi. Masaya oturup başını ellerinin arasına aldı. Üç yıldır doktorlara, masörlere, fizik tedaviye harcadığı parayı düşündü. Yazlığı satmış, borca girmişti. Daha fazla çalışıyordu. Ve oğlu gitgide kabuğuna çekilmiş, suskun birine dönüşmüştü.

Bugün ise gülmüştü. Tam üç yıl sonra ilk defa. Metin bunu mahvettiğini anladı.

Kalkıp, oğlunun odasına gitti. Bakınca Burakın aynı şekilde, sessizce oturduğunu gördü, yüzü hâlâ camdaydı.

O anda aklına bir hafta önce alt komşusunun söyledikleri geldi. Apartmanda karşılaştıklarında, Sabahları sizde ne güzel oluyor. Müziğe, kahkahalara bayılıyorum. Burak sanki daha mutlu, demişti. O anda anlamamıştı, şimdi fark etti.

Metin tekrar salona geçti, yere sandalyenin yanında oturdu.

Sedef seninle hep böyle miydi?

Burak sustu. Sonra sessizce, dişlerinin arasından:

Her gün. Bana denizden bahsetti. Ayağa kalkınca birlikte gideceğiz diye. O bana inanıyordu, kalkabileceğime inanıyordu.

Metinin boğazı düğümlendi.

Baba, dedi Burak, ona dönerek. Gözlerinde öyle bir hüzün vardı ki, Metin dayanamadı. Üç yıldır ilk defa kendimi canlı hissettim. Ama sen onu kovdun.

Metin cevap veremedi. Burak tekrar yüzünü çevirdi.

Ertesi sabah Metin, şehrin kenar mahallesine, Sedefin oturduğu yere gitti. Eski bir apartman, balkonu yamulmuş, duvarları dökülmüş. Dördüncü kata çıktı, kapının zili çaldı.

Sedef ev terliğinde açtı kapıyı, görünce şaşırdı. Hemen içeri buyur etmedi, kapıda durdu.

Metin Bey?

Girebilir miyim?

Sedef isteksizce yol verdi. Küçük mutfakta, eski bir linolyum kokusu vardı. Pencere kenarında bir saksıda sardunya. Her şey sade, temiz ama çok yoksul görünüyordu.

Metin şapkasını çıkardı, elinde çevirdi. Mutfağın ortasında öğrenci gibi durdu.

Hatalıydım dedi yere bakarak. Çok yanlış yaptım. Sana zarar verir diye korktum. Ama… Ona hayatı geri veren tek kişi sensin.

Sedef, buzdolabına yaslanmış şekilde susuyordu.

Dün akşam konuşmadı. O kazadan sonra, hastaneden geldiğinde olduğu gibi… Sadece bir yere baktı. Metin ona baktı. Sonra dedi ki, sen ona inandın. Seninle kendini canlı hissediyormuş Üç yıldır ilk kez.

Sedef kollarını göğsünde bağladı.

Onu boğuyorsunuz, dedi sertçe. Hastalığı değil, siz. Korkunuzla.

Bu söz tokat gibi geldi. Metinin elleri sıkıldı, ama susmayı seçti.

O, dört duvar arasında, kafeste oturuyor. Ona doktor tutuyorsunuz, kremler alıyorsunuz ama ona yaşam hakkı vermiyorsunuz Sedef gözlerini kaçırmadan konuştu. Biliyor musunuz, asıl korkunç olan tekerlekli sandalyede olması değil. Hiçbir şey istememeye başlaması.

Zarar vermekten korkuyorum, diye sesi titredi Metinin. Hep ona iyi olsun diye uğraşıyorum

İyi olmak mı? dedi Sedef, başını sallayarak. Artık orada değil. Onun içi boş, siz onu hayattan kaçırıyorsunuz, yaşamayı istiyor.

Metin tabureye oturup yüzünü ellerine kapadı.

Geri dön Lütfen. Sana karışmayacağım. Nasıl istiyorsan öyle yap. Yeter ki geri dön.

Sedef bir süre sessiz kaldı, sonra derin nefes aldı.

Tamam. Ama kendi bildiğim gibi yapacağım, yasaklarınız olmadan. Anlaştık mı?

Anlaştık, dedi Metin, başını kaldırmadan.

Sedef aynı gün geri döndü. Burak, kapıda görünce dayanamadı, çocuk gibi ağladı. Sedef onu sardı, başını okşadı. Metin ise koridorda, içeri girmeye cesaret edemeden duruyordu.

O günden sonra artık kontrol etmeyi bıraktı. Sedef her sabah geliyor, müzik açıyor, sohbet ediyor, birlikte gülüyorlardı. Metin mutfakta oturup o kahkahayı dinlerken, üç yıldır yanlış yaptığını anladı. Oğluna sağlık satın almaya çalışıyordu, ama ona yaşamın tadını verememişti.

Bir hafta sonra iş saatini azalttı, daha erken gelip evde kalmaya başladı. Fazla şoför tutmaktan vazgeçti, fazla iş peşinde koşmadı. Kazancı azaldı, ama Burakın canlandığını görüyordu. Tekrar konuşuyor, şaka yapıyor, hatta tartışıyordu.

Bir akşam üçü birlikte masa başındaydılar. Yemek yiyorlar, Sedef çocukluk anılarını anlatıyordu, Burak pür dikkat dinliyordu. Metin baktı ve hissetti: bu bir aile gibi, gerçek bir aile.

Sedef, bir şey rica edebilir miyim? diye sordu Metin.

Tabii, dedi Sedef.

Bir park yapmak istiyorum. Burak gibi çocuklar için. Dışarı çıkıp sosyalleşsinler. Bana yardım eder misin?

Sedef şaşkın gözlerle baktı.

Ciddi misiniz?

Evet, dedi Metin. Üç yıl sadece iyileşmesine odaklandım. Ama asıl önemli şey yaşamıydı. Bunu bana sen gösterdin.

Burak, babasına ağzı açık bakıyordu.

Baba, gerçek mi? Başka çocuklar da olacak mı?

Elbette oğlum. Söz veriyorum.

İki ayda park tamamlandı. Metin işçileri buldu, tüm birikimini harcadı. Geniş yollar, rampalar, düz zemin, yağmurdan korunaklı alan ve banklar.

Açılış günü üçü birlikte parka gittiler. Burak, sandalyede etrafa bakarken gözleri parlıyordu. Birkaç çocuk daha vardı, sandalyelerinde. Ebeveynler ve yardımcılar.

Sedef bir anneye yaklaşıp, Burakı gösterdi. Kadın başıyla işaret edip, kendi kızını yaklaştırdı.

Baba, bak! Kız var! dedi Burak babasının kolunu çekerek. Selamlaşabilir miyim?

Tabii ki, dedi Metin, yutkunarak. Git.

Sedef onu çocuklara götürdü. Metin kapıda, uzaktan izledi Burakın gülüşünü, ellerini salladığını, anlattığını. Gerçekten canlıydı.

Sedef dönüp ona uzaktan baktı. Metin başıyla selam verdi, Sedef gülümsedi.

Akşam olunca Burak eskisi gibi susmadı. Marina adlı bir kızdan, Deniz diye bir çocuktan bahsetti, Sedefin onu her hafta parka götüreceğine söz verdi. Metin dinledi, başını salladı ve belki ilk kez gerçekten her şeyin iyi olacağına inandı. Hemen değil, ama olacak.

Şunu anladı: Bazen sevgi, dünyadan saklamak değildir. O dünyaya çıkabilme fırsatı vermektir.

Rate article
Lifequest
Zengin adam, temizlikçi kadının engelli sandalyesindeki oğluyla dans ettiğini görünce önce onu evden kovdu