Serin bir sonbahar günü, Kadıköyde otobüs bekleyenlerin arasında ben de vardım. Az önce yağmur başlamıştı; tam beş dakika kalmış kalkışa. Şimdi ıslanmanın alemi yok, deyip bekleme salonuna girdim, kendimi bir sandalyeye bıraktım, bir yandan da telefonumu çıkarıp gündeme göz gezdiriyordum. Bir anda, yan koltuğa enerji dolu bir teyze oturdu. Gözlerinden belli, sohbet açmak için fırsat kolluyor. Tabii, Türk insanı bu, hemen muhabbete başladık hava nasıl, yağmur ne zaman durur, tipik konular. Fakat ne olduysa, teyzem konu konuyu açtı, kendi hayat hikâyesini döktü ortaya.
Hayatı maalesef pamuk şeker tadında geçmemiş. Ani bir felaketle yuvasız kalmış. Eskiden, Üsküdarda iki ailelik bir evde oturuyormuş; bir tarafında kendisi, diğer yarısında ise tam anlamıyla dikkatsiz bir aileymiş. O gece, komşular çılgın bir eğlenceye dalınca yangın çıkmış; ve ne yazık ki ateş hızla teyzemin evine sıçramış. Az biraz eşyasını kurtarabilmiş ama evi kül olmuş tabii.
Başka çaresi olmadan, kızının evine, bir Bursa yolculuğuyla sığınmış. Fakat ne olduysa, bir hafta geçmeden kızı Anneciğim, sen bize yük oldun, artık biraz dinlenmen lazım, minvalinde bir serzenişi patlatmış. İnsan kendi annesine nasıl böyle davranır? diye içim burkuldu doğrusu.
Teyzeme şimdi nerede yaşadığını sorduğumda, köyde boş bir eve geçtiğini söyledi. Yardım teklifim karşısında kibarca Evladım, Allaha şükür, halim yerinde, dedi. Sohbetimizin sonunda onu otobüse kadar geçirdim, bir de otobüs önünde köy adının yazılı olduğu tabelayla birlikte fotoğrafını çektim. Eve döner dönmez kafama koydum; muhtara ulaştım, yardım için kolları sıvadım. Bir hafta sonra, inşaatçı arkadaşlarımı toplayıp hep beraber köydeki evine doğru yollandık.
Muhtarın verdiği tavsiyeler ve elimdeki o tek fotoğraf, bize yol gösterdi. Evine vardığımızda, gördüklerimiz hepimizi duygu seline boğdu. Yerler yok, çatı yok; akan su desen hayal, tuvalet ise büsbütün yok; tesisat harabe, cebinde de tek kuruş yok, oldu mu böyle? Neyse, ellerimizi taşın altına koyduk bir hafta boyunca; müşterilerimizden ve hayırseverlerden gelen bağışlarla eski evi yeniden canlandırdık. Artık teyzemin çeşmesinden su akıyor, tuvaleti tertemiz. İki odalı kulübenin çatısını değiştirdik, duvarlara sıva çekip yere laminant döşedik. Teyzemiz bize sıkı sıkı sarıldı, gözümüzdeki mutluluk yaşlarını da ince bir mendille sildi.
Bu iyilik orada bitmedi; tüm köy el ele verip bize destek çıktı. Bahçesine çit ördüler, bahçeyi temizlediler, bizi evlerinde ağırladılar; yemekler, misafirperverlik, öyle gönül zenginliği ki Böyle bir deneyim, insanı iyiliğe ve sıcacık köy ruhuna inandırıyor. Hakikaten, insan kimi zaman bir kasabada, kimi zaman bir otobüs durağında, vicdanın gerçek yüzünü görebiliyor.




