Talibim bana “Kafede sadece aylaklar oturur, gel -20 derecede yürüyüşe çıkalım” dedi; ben de hemen pratik bir çözüm buldum…

Günlüğümden:

Bugünkü hikaye için hazır olun. Her şeyi olduğu gibi yazıyorum, çünkü fark ettim ki bazen en iyi dersleri yaşanarak alıyorsun.

Kahramanımızın adı Cengizdi. Fotoğraflarına bakınca, İstanbulda yaşayan, otuz beş yaşlarında, sıradan görünümlü, temiz ve abartısız bir adamdı. Profilinde sürekli farkındalık, kişisel gelişim ve gerçek, saf bir ruh aradığını vurguluyordu. Açıkçası, bu tür sözleri okurken hep bir iç sesim Dikkat et! der. Hayat bana öğretti: ne kadar çok gerçek kadın aradığını iddia ediyorsa, o kadar rahat, talep etmeyen ve beklentisi az birini bulmak istiyordur.

Birkaç gün boyunca mesajlaştık. Cengiz, saygılı konuşuyordu ama bazen garip düşünceler arada kendini belli ediyordu. En sevdiği konu ise: Yeni nesil kadınlar para ile bozulmuş. demek

Hepsi sadece restoran, Maldivler ve telefon istiyor, yazıyordu. Kimse ruhu görmek istemiyor, sadece dolaşıp sohbet etmekten uzaklar.

Ben ise, terbiye gereği başımı sallıyordum tabii ki içimden, bir yandan da sohbeti başka tarafa çekmeye çalışıyordum. Belki eski eşi ona hayal kırıklığı yaşattı, belki evsiz kaldı kim bilir Hemen hüküm vermeyi sevmem.

Ve sonunda Cengiz buluşmak istedi. Sorun şu ki, dışarıda tam bir ayaz vardı. Kışın ortası, termometre eksi yirmi gösteriyor, rüzgar sayesinde his edilen de eksi yirmi beş. Meteoroloji turuncu alarm vermişti, belediyeden bildirim gelmiş: İşi olmayan dışarı çıkmasın diyorlar.

Parkta buluşalım, dedi Cengiz. Hava alırız, süslü şeyler olmadan birbirimizi tanırız.

Cengiz, dedim, dışarıda eksi yirmi derece, on dakikada buzdan heykel oluruz. Bir kafede kahve içelim mi?

Cevap gecikmedi.

Ben kafeye gitmem, orada oturanlar sadece el açan kadınlar, bekliyorlar ki bir şey ısmarlayayım, bana hayat arkadaşı lazım, benimle ateşte, suda ve dondurucu soğukta duracak biri. Eğer senin için önemliyse, sana iki yüz lira harcamam şartsa, uymaz.

Merakım galip geldi. Bu ilişki saflığı savaşçısını görmek istedim; çünkü bir fincan Americano onun için köleliğin sembolüydü.

Tamam, yazdım. Parkta buluşalım, saat 19.00da ana girişte.

Hazırlık uzun sürdü. Dolaptan termal içlik, kalın bir kazak, üzerine kayak kıyafetimi çıkardım. Ayağıma yün çorap, kalın tabanlı botlar, kafama ise atkılı bir kulaklık taktım.

Aynada bana bakan, buzda yaşamak için hazır biri gibiydi.

Hazır ol, Cengiz, dedim ve soğuğa adım attım.

Saat tam 19.00da park girişindeydim. Soğuk hemen yüzümü yakaladı; tek açık yerim olan yanaklarım donuyordu. Etrafta kimse yok, herkes evini ya da sıcacık kafeleri tercih etmişti.

Cengiz orada bekliyordu. Sonbaharlık bir kaban giymiş, ayaklarını yere vuruyor ve ellerine üflüyordu. Burnu morarmış, kulakları kıpkırmızıydı.

Yanına yaklaştım.

Selam, dedim atkımın altından.

Beni gözetledi, belli ki ince ve narin bir prenses bekliyordu, rüzgarda titreyerek ona kahramanlık fırsatı verecek birini. Fakat karşısında bir ekspedisyon kurtarıcısı gibiydim.

Selam, dedi, dişleri birbirine vuruyordu. Sen bayağı hazırlanmışsın.

Sen diyorsun ya, ateşten suya, ben soğukla başladım. Hadi hava alalım ve sohbet edelim?

15 dakikalık şanlı buluşma

Parkta yürümeye başladık. Hayatımın en tuhaf buluşması bu oldu.

Hava nasıl? diye sordum resmi bir tonla.

İnsanı diriltiyor, dedi, neredeyse yüz kasları donmuş, morlaşan dudakları zor hareket ediyor. Kışı severim, insanları sınar.

Haklısın, dedim. El açan kadınlar konusuna gelirsek, bana detay anlat, neden kahve içmek birinin parasını istiyor gibi?

Konuşmak ona acı veriyordu, soğuk boğazını yakıyordu ama fikirlerinden vaz geçmiyordu.

Çünkü sesi titriyordu, ilişkiler karşılıklı ilgi üzerine kurulmalı, cüzdana değil. Bir kadın sadece dolaşmak istemiyorsa, hemen yemek ısmarlatıyorsa, tüketici demektir.

Peki ya kadın, zatürre olmamak için mi sıcak bir yere gitmek istiyorsa? dedim, kapüşonumu düzelterek.

Bunlar bahanedir, dedi sertçe, ardından burnunu çekti. İsteyen, çözüm bulur; daha kalın giyinmelisin.

Ben giyindim işte, dedim, iri siluetimi gösterdim. Fakat sen, sanki pek hazırlanmamışsın. Üşümüyor musun?

İyiyim! diye çıkıştı, fakat titremesi karanlıkta bile belli oluyordu.

On dakika geçti, parkın merkezindeki meydana vardık. Kapalı bir kahve kioskuyla karşılaştık. Cengiz ona trajik bir roman kahramanı gibi hüzünle baktı.

Dönsek mi artık? önerdi. Rüzgar arttı.

Ne diyorsun! dedim neşeli bir şekilde. Daha yeni başladık. Sen ruhları tanımak istemiyor muydun? Edebiyattan bahsedelim mesela. Jack London sever misin? Onun Ateş Yakmak öyküsünde adam soğuğu hafife alıyor, ölüyor.

Bakışı, ruh arayışından oldukça uzaktı.

Dinle, gitmem lazım, diye araya girdi. Acil işlerim çıktı.

Ne işi? Akşamı birlikte geçirecektik?

İşle alakalı, raporu unuttum.

Cuma akşamı, saat sekizde?

Evet! neredeyse bağırdı.

Hızla döndü ve neredeyse koşarak parktan çıktı. Ben de arkasından yürüdüm, zevk aldım; benim hayatta kalma uzmanı sadece on beş dakika dayanabildi.

Metronun önünde, vedalaşmadan kayboldu. Umarım orada sadece vücudu değil, biraz da fikirleri ısınıyordur. Sanmıyorum tabi.

Evde, kendime çay demledim ve Cengizle olan mesajları sildim. Geçen zamana üzülmüyorum. O on beş dakika bana müthiş bir aşı oldu; kendine saygı gösteren kadın el açan olmaz. Sonuçta, insan önce kendisine sahip çıkmalı.

Rate article
Lifequest
Talibim bana “Kafede sadece aylaklar oturur, gel -20 derecede yürüyüşe çıkalım” dedi; ben de hemen pratik bir çözüm buldum…