– Bundan sonra annem bizimle yaşayacak, nokta! – dedi kocam. Ama akşamında eşyalarını toplamaya başladı

Annem bizimle yaşayacak, bu konu kapanmıştır, dedi eşim. Ama akşam olunca valizini toplamaya başladı bile.

Bazı erkekler vardır, kararlarını çivi çakar gibi alırlar. Hızlı, sert ve nereye vurduklarına bakmadan.

Kerem de öyleydi işte.

Kötü biri değildi. Asla. Çalışkan, güvenilir, annesine saygılı bunlar tartışılmaz. Sadece alışmış; bir kere karar verdiyse, o iş öyle olacak. Eşi biraz söylenir, dır dır eder, ama sonunda razı olur. Hep olmuştur.

Seda da hep razı olurdu. O sabırlı gülümsemeyle. Kadınların, her şeyi aslında çoktan anladıkları zaman yüzlerine yerleşen o hafif, kırgın ifadeyle.

Sonra bir akşam Kerem eve geldi, çaydanlığı ocağa koydu ve dedi ki:

Annem bizimle yaşayacak, nokta.

Bunu öylesine söyledi. Ailece oturulup konuşmadan, ne bir danışma, ne bir özür

Seda mutfakta, ocak başında duruyordu.

Bir dakika, dedi. Hani bu konuyu…

Seda, diye böldü Kerem. Konuya noktayı koyduğu o sesiyle konuştu. Annem yalnız. Yetmişine geldi artık. O benim sorumluluğum.

Sorumluluk. İşte tam o kelime.

Sen ne dersin? diye bir soru yok. Sanki sorumluluk yalnızca ona ait; Seda sadece duvarda asılı bir tablo gibi orada.

Kerem, dedi sessizce, bir konuşalım. Senin annen iyi insan, lafım yok. Ama bu ev bizim. İki oda. Sen, ben.

İki kanape, diye lafını kesti Kerem. Neymiş sorun?

Seda ocağı kapadı. Ona döndü. Yüzüne baktı, sorgular gibi. Şu an gerçekleri görüyor mu, yoksa kendi sesinden başkasını duymuyor mu diye anlamaya çalıştı.

Sen kararı verdin yani? dedi.

Evet.

Bana sormadan.

O benim annem.

İşte böyleydi işte.

Seda yavaşça başını salladı.

Anladım, dedi sadece.

Ve odasına geçti.

Kerem mutfakta bekledi, sonra odaya geçti, gene geri geldi. Oturdu, kalktı. Karar vermişti ama kimseyi mutlu etmediğini anlamıştı işte.

Seda yatakta, pencere kenarında oturuyordu.

“Hepsini bana sormadan halletti, dedi içinden.

O akşam da, ertesi sabah da konuşamadılar.

İkinci gün Seda yine denedi.

Kerem kanepede telefonuyla oynarken Seda yanına oturdu.

Kerem. Ciddi konuşalım.

Kerem telefonunu kenara koydu. Bu iyiye işaretti, normalde bırakmazdı elinden.

Dinliyorum, dedi.

Biliyorum, anneni düşünüyorsun, üzülüyorsun. Gerçekten anlıyorum. O yalnız, kolay değil. Ama ev iki oda. İkimiz bile sığamıyoruz bazen. Şimdi üç kişi…

Yani? dedi Kerem.

Yani bu iş bana zor gelir. Rahat edemem.

Annemi sevmiyorsun yani?

Seda gözlerini bir an kapadı.

Bu soru… Hep rahatsızım dediğinde hemen: Sen onu sevmiyor musun? Sanki insan sevebilir ama aynı evde yirmi metre karede ömür geçirmeyi istemeyebilir.

Senin annenle aram iyi, dedi Seda sabırlıca. Anlaşıyoruz. Ama misafirliğe gelmek başka, burada kalmak, ömür boyu başka. Farklı şeyler bunlar Kerem.

O yabancı biri değil ki.

Biliyorum.

Yalnız yaptığı zoruna gidiyor.

Tabii. Anlıyorum.

O zaman ne mesele var?

Seda ona uzun uzun baktı. Sonra hafifçe sordu:

Gerçekten beni duyuyor musun?

Cevap vermedi. Telefonunu aldı eline.

Konuşma böyle bitti.

Ertesi gün Leman Hanım aradı.

Sedacığım merhaba. Sesi yumuşaktı, hafif mahcup. Kusura bakma, seni aradım. Kerem anlattı. Durumun zor olduğunu anlıyorum.

Sorun yok Leman Hanım, dedi Seda alışkanlıkla.

Yani, yok yok, dedi kayınvalide yavaşça. Sesinden belli.

Seda sustu.

Sadece, ben nasıl olacak pek hayal edemedim açıkçası, dedi.

Ben iyi hayal ediyorum, dedi Leman Hanım. Tam da biliyorum. Benim de kayınvalidem vardı kırk yıl önce. O taşınacak, bitti dediler. Hafifçe güldü. Üç ay zor dayandık, sonra herkes yoluna gitti. Can hıraş bir dönemdi.

Seda istemsizce gülümsedi.

Ama Kerem çok ısrarlı, dedi Seda.

Kerem işte, oğlum iyi çocuktur, dedi kayınvalide ince bir tonla. Belki biraz fazla iyi. Bir şeyi doğru sandı mı takılır kalır. Çocukken de öyleydi. İnadından kimse döndüremez.

Seda susup geçti.

Bir daha konuş onunla, dedi Leman Hanım. Ama başka türlü. Metrekare değil. Doğrudan de ki; Kerem, benim için önemli olan bana danışman, bana bir şeyleri sorman. Sadece bunu söyle.

Ya yine dinlemezse?

Bir sessizlik.

O başka mesele, dedi kayınvalide duru sesiyle. Bence duyar. Erkekler karar modundan çıkınca, koca gemi döner gibi yavaş dönerler. Zaman ister.

Seda, içten içe gülümsedi.

Sağ olun, dedi.

Ne demek, dedi Leman Hanım. Sonra çok hafif ekledi: Ben sebep olmak istemem, haberin olsun. Ne derse desin, huzurunuzu bozmak istemem.

Akşam Kerem eve geldiğinde daha kapıdan bir şeylerin değiştiğini hissetti.

Ne oldu? diye sordu.

Bir şey yok.

Yemek yediler. Sonra Seda dedi ki:

Kerem, sana bir şey söyleyeyim mi? Sadece bir, lütfen sözümü kesme.

Tamam, dedi o.

Annendir, benim annemdir, ev iki oda değil on oda olsa da fark etmez. Benim için önemli olan; bizi ikimizi ilgilendiren bir konuda bana sormadan karar vermen. Hiç sormadan, sanki burada yaşıyor değilim.

Kerem ağzını açtı.

Kesme lütfen, dedi Seda.

Kerem sustu.

Söyleyeceğim bu kadar.

Seda kalktı, giderken bulaşığı yıkadı.

Kerem masada kaldı. Uzun uzun. Sonra kalktı, balkonda biraz dikildi, sonra içeri döndü. Yanına yaklaşıp kolunu Sedanın omzuna doladı.

Peki, dedi Seda. Hadi, çay içelim.

Kerem kupayı iki elle tutup sustu.

Bugün anneni aradın mı? diye sordu Seda.

Daha değil.

Bugün bana aradı.

Kerem başını kaldırdı.

Ne dedi?

Pek çok şey, dedi Seda. Annen akıllı biri.

Kerem hafif başıyla onayladı, biraz utangaçça. Birinin sevdiğiyle ilgili iyi bir şey söylemesiyle sevinip mahcup olmak arası bir tavırla.

Akıllı, dedi o da.

Dışarıda çiseleyen yağmur yerini ince bir sağanağa bırakmıştı. İkisi o mutfakta, birkaç gündür üzerlerinde asılı kalan ağırlığın yavaşça indiğini hissediyordu.

Üçüncü gün Kerem annesini aradı. Hem de SEDAnın yanındayken.

Anne, eşyalarını toplamaya başla ufaktan. Hafta sonu ben gelirim, yardımcı olurum.

Seda kapı eşiğinde bunu dinledi. Kerem telefonu kapadı, döndü. Sedanın yüzünü görünce…

Hayır, dedi Seda.

Kerem bir rahatsızlıkla başını eğdi.

Seda, ben annemi orada yalnız bırakamam, anlıyor musun?

Ondan bahsetmiyorum, dedi Seda. Ben senden bana sormanı istiyorum. Sadece bunu istiyorum.

Kerem, odada bir ileri bir geri yürüdü.

Biliyor musun, dedi, senin rahatın annemden önemli yani, öyle mi?

Kerem, Seda’nın sesi yumuşaktı. Böyle söyleme.

Yok, ben söyleyeceğim! Sesi ilk defa yükseldi günlerdir. Ben karımı ya da annemi seçecek hale gelmişim, bu normal mi? Bunu bana yaşatıyorsunuz!

Sana kimse tercih sunmuyor, dedi Seda. Kendin o hale getirdin. Hiç sormadan, kabul etmemi bekledin.

Ve sen kabul etmiyorsun?

Hayır.

Kerem, anlamlandıramadığı bir ifadeyle baktı ona uzun uzun: şaşkınlık, kırgınlık, öfke ve başka bir sürü şey vardı o bakışta.

Peki, dedi sonunda.

Ve yatak odasına gitti.

Seda, dolabın açılması sesini duydu.

Kerem valiziyle çıktı, montunu giydi.

Bu gece Emirde kalacağım, dedi.

Tamam, dedi Seda.

Kerem anahtarlarını aldı. Bir an kapıda durdu.

Düzgün mü bu böyle?

Biliyorum anormal, dedi Seda. Ama bana sormamanı neden normal buluyorsun?

Kerem söyleyecek söz bulamadan kapıyı çekti.

Seda mutfağa döndü.

Çaydanlık kaynarken Leman Hanım aradı.

Sedacığım, affet. Kerem mesaj atmış, bir arkadaşına gidiyormuş. Hep benim yüzümden mi oldu?

Leman Hanım

Yok, dedi kayınvalide. Hem de iyi anladım. Sen haklısın, benim yüzümden.

Onun yüzünden, dedi Seda.

Kısa bir sessizlik.

Doğru yapmışsın, dedi Leman Hanım.

Ne?

Çok doğru. Ben gelmeyeceğim Sedacığım. Kesin. Kendi kararım, Keremin değil. Yetmişe dayandım, kendime bakacak kadar iyiyim. Oğlum iyi çocuk, ama bazen durdurmak lazım. Sen durdurdun. O beni hiç duymadı bile.

Sabah Seda sekize doğru uyandı. Telefonda hiç mesaj yoktu.

Hayat yine devam ediyordu.

Kerem ertesi sabah, saat ona doğru geldi eve.

Kapıyı çaldı, kendi anahtarı varken. Bu bile bir şeydi, bir jestti.

Seda açtı. Kapıda, gece misafirliğinden biraz dağılmış, valizi elinde.

Girebilir miyim?

Gir tabii, dedi Seda.

Mutfakta oturdular. Kerem ellerini masaya koydu, baktı bir süre.

Annem aradı, dedi.

Biliyorum.

Gelmeyeceğini söyledi. Kararı o vermiş, ben değil. Üstelik bana, salak gibi davranıyorsun dedi. Tam böyle söyledi.

Leman Hanım çok bilge kadın, dedi Seda.

Haklısın, dedi Kerem. Samimi bir biçimde kafa salladı. Seda, ben bu konuşmaları iyi yapamıyorum biliyorsun.

Biliyorum.

Ama anladım. Yanlış yaptım. Kendi kendime karar verip senin de katlanmanı bekledim. Yanlış.

Seda baktı ona.

Yanlış, dedi o da sessizce.

Bir daha yapmam, dedi Kerem gayet sade.

Seda çayı doldurdu, önüne bir kupa koydu.

Annene gelince, dedi Seda, tabii ki misafirliğe gelebilir, yardım edebilir, birbirimize destek oluruz. Bu iyi bir şey zaten.

Aldım mesajı, dedi Kerem.

Yüzünde dün gördüğü yeni bir ifade vardı Seda’nın.

Aferin sana, dedi Kerem kısık sesle.

Biliyorum, dedi Seda.

Ve ilk kez üç gün sonra gülümsedi.

Dışarıda sonbahar güneşi vardı, öyle yakıp kavurmayan; rafında durağan, olması gerektiği gibi. Her şey, şu an düzgün yerinde gibiydi.

Rate article
Lifequest
– Bundan sonra annem bizimle yaşayacak, nokta! – dedi kocam. Ama akşamında eşyalarını toplamaya başladı