Komşum gece saat 2’de rock müzik dinlemeyi çok seviyordu. Ben de oğluma bir keman aldım ve komşum tam uykuya daldığı 8’de gam çalışmaya başladık.

Yıllar önce, İstanbulun bir apartmanında, üst katta oturan bir komşum vardı. Adı Yılmazdı; tam bir rock müzik hastasıydı Rammstein ve eski Pentagram albümleriyle dolu bir koleksiyonu vardı, hiç şüpheli biradan vazgeçmeden, gece gündüz dinlerdi. Özellikle gece saat ikiden sonra salonumun tavanı adeta deprem geçiriyordu. Önce uzaklardan gelen bir uğultu başlar, sonra düşük frekanslı basslar, öyle bir dalga olurdu ki vitrinimdeki kristaller davulun ritmine sinirle titrerdiler.

Ben her zaman uzlaşmacı bir insan oldum. Muhasebeciyim, oğlum Yasini tek başıma büyütüyordum. En büyük hayalim ise, huzurlu, deliksiz bir uykuydu. Ama insan Tillo Lindemannın Du Hastını kulağının dibinde duyar gibi uyandığında, içindeki barışsever hızla pes ediyor.

İlk kez gece ikide, pijama ve terliklerle üst kata çıktım. Kapıyı açan Yılmaz, otuzlarında, saçı dağılmış ve gözleri puslu bir adamdı. Sigara ve rock kokusu apartmandan taşmıştı.

Yılmaz, insaf et, dedim sakin kalmaya çalışarak. Sabah işe gideceğim, çocuk okula gidecek.
Ne var ki? diye gayet şaşkın bir ifadeyle kapıya dayandı. Çok ses yok, cihazlar sağlam, basslar yumuşak.
Avizede sallanıyor, dedim.
Peki, kısarım, dedi ve kapıyı kapattı.

O sessizlik tam on dakika sürmüştü. Sonra her şey sil baştan başladı.

Ertesi gün usulüne uygun hareket ettim, polisi aradım. Ekip bir buçuk saat sonra geldi ama Yılmaz haliyle müzik biter bitmez derin uykuda horluyordu. Polis baktı: Şu an gürültü yok, yapılacak bir şey yok. Dilerseniz mahallenin muhtarına başvurun.

Muhtar bir hafta sonra uğradı. Konuştum, dedi telefonda. Söz verdi, ama ceza sembolik, pek umursamıyor.

Her gece aynı darbeler sinirlerimde yankılandı: pat-pat-pat. Kedi otundan medet ummaya başladım, işe soluk bir suratla gidiyor, evden ve Yılmazdan nefret ediyordum.

Yasinde yetenek vardı geliştirmek gerek
Bir sabah, mutfakta Türk kahvesi içerken oğlumun göz altındaki mor halkalara baktım. Yasin de uyuyamıyordu.
Anne, keman çalmayı öğrenebilir miyim? diye sordu, telefondan bir video izlerken.

Kemanı başlangıç seviyesinde duymuşsunuzdur hayır, müzik değil. Arzu edilen, gerçekliğin dokusunu yırtan yüksek frekanslı bir çığlık…

Tabii oğlum, dedim ve o günlerde ilk kez avcı gibi gülümsedim. En iyisinden keman alırız.

O gün akşam, bir müzik mağazasına gittik. Satıcı, yaşlı, kibar bir bey, uzun süre uygun çeyrek keman seçti.
Yasinin kulağı var mı? diye sordu.
Motivasyonu harika, dedim.

Yasalara da göz attım; İstanbulda hafta içi 08:00den sonra, hafta sonu biraz daha geç gürültüye izin vardı.

Yılmaz genelde sabaha karşı dört gibi sessizleşirdi. Ama sekizde, en derin uykusunda olurdu.

Pazartesi. Sabah. Yasinle orta odada durduk.
Oğlum, do majör gamı. Yüksek sesle, ifadeyle.

Sonrası tarif edilemez bir hal aldı. Sanki kapıya sıkışmış kedinin çığlığı ile camı tırmalayan çivi birleşmişti. Kemanın sesi, apartmanın betonunda öyle yankılandı ki üst kattaki Yılmaza direkt ulaştı.

On dakika sonra yukarıdan bir şey düştü muhtemelen Yılmazın kendisi. Beş dakika sonra kalorifer borusunda birileri vurdu. Biz devam ettik yasa yanımızdaydı.

Saat 08:20de kapı çaldı. Yılmaz, yüzü kırmızı, atlet ve boxerla, felaketten çıkmış gibi dikilip,
Ne yapıyorsunuz? diye kısık sesle sordu. Sabah sekiz! İnsanlar uyuyor!
Günaydın Yılmaz! dedim. Yasin keman çalışıyor, hocası her sabah en az bir saat çalışmamızı istedi.
Dalga mı geçiyorsunuz? Kafam çatlıyor!
Hayret! dedim. O kadar da yüksek değil. Bu arada, geceki Du Hast nasıldı? Bana basslar biraz zayıf geldi.

Yılmaz bana, sonra kemanla bekleyen çocuk savaşçıya baktı.
Bunu bilerek mi yapıyorsunuz?
Sanat, Yılmaz. Fedakarlık ister.

Müzik ile huzur
Bir hafta boyunca, her sabah sekizde çalıştık. Üçüncü günde üst katın gece konserleri kesildi Yılmaz umdu ki biz de ara veririz. Ama eğitimi yarıda bırakamazdık.

Cuma akşamı kapımı çaldı. Ayık, kot ve gömlek giymiş.
Bak komşu, dedi yorgunca. Anlaşalım. Dayanamıyorum, bu ses kafamın içinde gün boyu çalıyor.
Dinliyorum, dedim, mutfağa davet ettim.

Masaya bir kağıt ve kalem koydum.
Şartlar basit. Saat 22:00den sonra tam sessizlik.
Ya misafir gelirse? diye pazarlık etmeye çalıştı.
Ya Yasinin ilhamı pazar sabahı yediye denk gelirse? diye karşılık verdim.

Yılmaz ürperdi.
Tamam. Ondan sonra sessizlik. El sıkışalım. Kemanı satacak mısınız?
Hayır, dedim. Keman kalacak. Anlaşmanın teminatı. Dolapta, hazır ve dolu bekleyecek.

Bu doğaçlama sessizlik sözleşmesinin altına imza attık. Hala da geçerli. Yasin kemanı çoktan bıraktı şimdi satrançla ilgileniyor.

Apartmanda huzur oldu. Bazen asansörde Yılmazla selamlaşıyoruz. Oğluma ürkek, bana ise saygılı bakıyor. Galiba artık anlamıştı: Sessiz bir kadın muhasebeci ile efendi bir çocuk, herhangi bir rockçıdan çok daha güçlü olabiliyordu.

Rate article
Lifequest
Komşum gece saat 2’de rock müzik dinlemeyi çok seviyordu. Ben de oğluma bir keman aldım ve komşum tam uykuya daldığı 8’de gam çalışmaya başladık.