Kızım, pazar günü sizi bekleyeyim mi? diye sordum kızım Esmaya.
Tabii ki baba, dedi bana.
Çocukları bekliyor, onların gelişine hazırlık yapıyordum. Güzel bir sofra kurup onlara nefis bir şeyler yapmak istedim. Evi baştan aşağı temizledim, kendim de özenle hazırlandım. Soframı kurdum, her şey hazırlanmıştı, sadece misafirlerimi beklemem kalmıştı. Ama saat geldiğinde gelen giden olmadı. İçime bir kurt düştü, başlarına bir şey mi geldi diye endişelendim. Onlara önemli bir miktar para vermek istiyordum; biliyordum ki yeni bir arabaları olmasını çok istiyorlardı. Ben de Esmayı aramaya karar verdim. Telefonu açınca uykulu bir sesle:
Baba, tamamen unutmuşum sana geleceğimizi. dedi.
Yani iki gündür gelişiniz için hazırlık yaptığım boşa mı gitti? Üstelik bugün benim doğum günüm Esma.
Baba, söz yarın kesinlikle geleceğiz. O kadar yoğundum ki aklımdan çıkmış. Bozulma lütfen.
Telefonu kapattım. Çok kötü hissettim. Onlar için hazırladığım her şeyi çöpe döktüm. Ardından eşyalarımı topladım, çocuklara vermek istediğim parayı aldım ve soluğu Antalyada bir tatil kasabasında aldım. Tatilim harikaydı. Bir gün parkta otururken bir adam yanıma gelip birlikte çay içmeye davet etti beni. İsmi Mehmetti, emekli hâkimmış. Sohbeti açık, hem de çok ilginçti. Bir sürü ilginç hikaye anlattı; ben de ona kendi hayatımı anlattım.
Birbirimize hemen ısındık. Ayrılmadan önce, Mehmet birlikte yaşamamı teklif etti:
Bir evim, emekli maaşım var. Birlikte vakit geçiririz, sinemaya gider, gezip tozarız. dedi.
Ne söyleyeceğimi bilemedim önce. Çocuklarım, torunlarım vardı.
Peki ya onlar? dediğimde:
Onların kendi hayatları var artık. Arada ziyarete gelirler, diye rahatlattı beni Mehmet.
Tam o anda Esmanın davranışı aklıma geldi ve kabul ettim.
Bir hafta sonra evime döndüm. Apartmanın kapısında kaybolan bir kadın için yardım isteyen bir ilan asılıydı.
Seni arıyorlar galiba, değil mi? dedi Mehmet.
Herhalde Esmadır, dedim ben de.
Tatil için gittiğinden haberi yok muydu?
Hayır, hiç söylememiştim.
O sırada kızım merdivenlerde göründü:
Baba, neredesin? Her yerde seni aradık! dedi.
Tatile gittim kızım. Benim de kendimce dertlerim, sıkıntılarım olamaz mı? Bu da Mehmet, beraber yaşayacağız.
Hiçbir şey anlamadım.
Merak etme, bende bir sorun yok. Mutlu olmamı istemiyor musun?
İsterim tabii.
Güzel. Sana tatilden getirdiğim birkaç hediye göstereyim, gel bakalım.
Sen yapabilir miydin böylesine ani bir değişikliği?




