Altı ay önce, hayatımızı altüst eden büyük bir kayıp yaşadık: babam vefat etti.
Babamın cenazesinden bir süre sonra, babamın kardeşi olan amcam İbrahim bizi ziyarete geldi. Amcamla sık sık görüşmezdik. Babamla da pek muhabbetleri yoktu, aralarında tartışma olmasa da hiç anlaşamazlardı. Sohbetleri hep soğuktu. Her biri kendi hayatında ilerliyordu.
Yolculuğunuz nasıldı? diye sordum. Sen diye hitap etmen tuhaf değil mi? Çünkü ben senin en sevdiğin amcanım! dedi amcam İbrahim, sahte bir gülümseme ile. Sanki gerçekten en sevdiklerimdenmiş gibi davrandı.
Amcam geleceğini haber vermemişti. Biz de hazırlıksız yakalandık. Aslında babamın cenazesinden beri kendisiyle hiç konuşmamıştık; bir kez bile aramamıştı. Sonra birden karşımızda belirdi.
Çay içerken, amcam: Mirası nasıl paylaşacağız? Üçümüz mü? Başka kimse yok mu? diye sordu. Hangi miras? dedi annem, şaşkınlıkla.
Gerçekten de bir miras vardı. Güzel bir apartmanımız, köyde büyük bir evimiz ve iki arabamız vardı. Annem, köy evini satıp şehirde okuduğum yerde bana bir daire almak istiyordu ama bu fikri aceleye getirmek istemiyorduk. Biz zamana bırakmaya karar verdik.
Hangi miras? Kardeşim bana bıraktı bu malları! dedi İbrahim amca. Biliyorsunuz, Martha ve ben olmasaydık, miras sana kalacaktı, bana düşmezdi. Yani sizin hiçbir hakkınız yok! Ama kardeşi olarak mirasa hakkım var! Hayır, yok! Kanun bizden yana! Peki bu hakkaniyetli mi?
Amcam oldukça zeki biri; hukukun ona tanımadığı hakları olduğunu biliyordu, bu yüzden vicdanımıza oynayıp baskı kurmak istedi. Fakat söylediklerinde ve yaptıklarında hiç mantık göremiyordum. Babam ve İbrahim amca hiçbir zaman dost olmadılar, dolayısıyla babamın malında amcamın bir payı olamazdı.
Babam hastalanmaya başladığında, tüm varlığının bana ve anneme kalmasını istediğini açıkça söylemişti. Ona göre kimseyle paylaşmaya niyeti yoktu.
Vicdanen de olsa rahat ol İbrahim, sana bir hak yok! Sen hiç de yakın olmadın kardeşine! dedim. Evet, aynen! Sanki kötü bir filmde gibiyiz; bir adam evlenir, karısı her şeyi alır, geriye kalanlar hiçbir şey alamaz!
Amcam bizi vicdanen suçlu hissetmeye zorladı; mirası üçe bölmeyi kabul etmemiz için baskı yaptı. Bu mesele hakkında daha fazla konuşmayacağız! dedi annem.
Amcam gidince annemle kapıyı kilitleyip şehirdeki dairemize geçtik. İbrahim amcayı iyi tanıyordum; peşimizi bırakmayacaktı. Sonuçta büyük bir miras söz konusuydu lüks bir yalıdan üçte bir pay, şehir merkezindeki güzel bir daireden üçte bir, iki arabadan üçte bir. Yüklü bir miktar, belki birkaç milyon lira.
Amcam bizi mahkemeye verdi. Kazanacağını umuyor. Fakat yasa bizim tarafımızda. Acaba neye güveniyor?




