Ben ve eşim yakın zamanda İstanbulun yeni gelişen bir mahallesinde, tertemiz ve hâlâ inşaat tozu kokan şık bir daireye konut kredisiyle sahip olduk. Aman evladım, evi kutlamadan olur mu hiç? Hiç kimse oturmamış, Allah nazardan saklasın, hayırsızlık gelmesin! diye hemen bastırmaya başladı anneannem. Evin mutlaka dualanması lazım, hanelik bereketimiz kaçar sonra, diye annem de üstüne tuz biber ekti. Başta biraz ayak diredik ama ne yapsak da aile baskısına dayanamadık, sonunda bir mevlit töreni organize etmeye karar verdik.
Evladım, bu iş lüks değil, ihtiyaç! dedi anneannem, hem de öyle bir kararlılıkla ki itirazıma hiç şans vermedi. Belirlenen gün ve saatte kapı çaldı; içeriye bembeyaz saçlı, tombul yanaklı, epey uzun sakallı bir imam girdi. Boynunda kalın zincire asılı kocaman bir tespih, elinde ise eski bir poşet ve bir tütsülük. Hepimize birer mum verdi, âdet yerini bulsun diye törene giriş dersi bile verdi.
Kıymetli kardeşlerim, diye başladı imam, ses tonuyla bizi hoplattı, mumları yakın, peşimden gelin! Emir komuta zinciri gibi, törene teslim olduk, ağırbaşlı bir dua bekliyoruz tabii. Fakat babam bir türlü umurunda olmadan mumunu yakmaya çalıştı; mum inat etti, tütüyor, çıtırdıyor, yakmak ne mümkün, kafasına göre yanmıyor. Yarım saat uğraşmamıza rağmen tek bir kıvılcım bile olmadı. O anda imam hızla eşyalarını topladı, poşetine tıkıştırdı ve telaşla ayağa kalktı.
Hemen çıkalım, buralarda bir hayır yok herhalde! dedi, sesi çatallandı, gözleri büyüdü. Elindeki poşeti kavradı, kapıdan hızla sıvıştı, bizi ağızlar bir karış açık, nutku tutulmuş halde bıraktı.
İmamın kendisi enteresan, mum ondan da enteresan, diye mırıldandı eşim, imamın mumu ise o an cayır cayır yanıyordu, sanki az önceki inadı yokmuş gibi.
Demek ki adamın ruh hali yerinde değildi bugün, ondan mevlit sarmadı, diye şakalaştı annem, ortamı yumuşatmaya çalışırken.
Konuşuyor konuşuyor ama sonunda kaçıyor, kesin gittiği yerde internet yoktur, diye içimden geçirdim; gülümseyip işin tuhaf tarafını anlamaya çalıştım. Zaten kaçacak halimiz yok, on beş sene boyunca kredi ödemelerine bağlıyız buraya; faturalara gömülmeden kaçabilen beri gelsin, dedim güya espriyle.
Yahu burada mı kalıyoruz, yoksa yeni bir imam mı bulalım? Anneannem sesini duyunca, tekrar gerçek dünyaya döndüm; sanki yeni bir çözüm bulması gerekmiş gibi hepimize bakıyordu…




