Ailemle başımıza gelenleri anlatsam, kimse inanmazdı belki, ama hepsi gözümüzün önünde yaşandı. Her şey altı ay önce, sevgili dedemin vefat etmesiyle başladı. Dedem, İstanbul’un göbeğinde çok güzel bir daire bırakmıştı ardında. Vefatından bir ay sonra, ailece toplandık; daireyi temizleyip satışa hazırlamaya karar verdik. Gün boyunca dedemden kalan eşyaları büyük torbalara doldurup, bir köşeye istifledik.
Akşam olunca herkes evlerine döndü, ama kardeşim Emre, o gece dairede kalmak istedi. Sabah altı gibi, beni titrek bir sesle arayıp hemen gelmemi istedi. Telaşla daireye koştum. İçeri girer girmez Emrenin korkulu yüzünü gördüm; adeta bembeyaz olmuştu. O anda, salondan ayak sesleri geldi ama içeride hiç kimse yoktu. Havada tuhaf bir ürperti vardı, tüylerim diken diken oldu. Korkumuz ağır bastı, ikimiz de apar topar daireden çıktık.
Yarım saat kadar dışarıda soluklanıp cesaretimizi topladıktan sonra tekrar içeri girdik. Bizi asıl şaşırtan ise, döndüğümüzde dedemin tüm eşyalarının eskisi gibi özenle, yerli yerinde duruyor olmasıydı. Hem rahatladık, hem de tuhaf bir hisle baktık etrafa. Bu olaydan sonra, daireye bir daha girmemeye karar verdik; satışı da bir emlak firmasına devrettik. Neyse ki yeni kiracılar hiçbir sorun yaşamadılar. Ama ben hâlâ o geceyi düşündükçe, içimi bir ürperti kaplıyor; yaşadıklarımızı unutamıyorum.




