Bir anne, kızının evine misafir davet eder!

Bir mucize sayesinde, kendime bir apartman aldım. Küçük bir daire, hem de bir tatil şehrinde. Denize yakın bir yerde yaşamaya taşındım. O güne kadar ailemden kimse hayatımla ilgilenmemişti. Ne halimi soran oldu, ne sağlığımı merak eden. Neden beş senedir durmadan çalışıyorum, niye tatile gitmiyorum diye kimse düşünmedi.

Türkiyede insanlar genelde misafirperverdir, evini açar, geleni ağırlamaktan mutluluk duyar. Ama biri yüzsüzleşip başkalarının sırtından yaşamaya çalıştığında iş sıkıntıya dönüşür. Misafirperverliğin samimiyetten çıkarıp insanı çıldırtacak bir noktaya geldiği o ince çizgi nerede başlar?

Aile ve arkadaşlar insanın kazandığı parayı veya aldığı evi her zaman görüp gelmez ama deniz kenarında bir ev varsa, ziyaretler asla bitmez.

Bir gün bana Nisan geldi. Nisan nefes almakta zorlanıyordu; göğsünde bir ağırlık vardı, için için yanıyordu. Defalarca doktora gitti, ama hiçbir şey bulamadılar. Meğer sürekli bir stres altındaymış, kendi bile fark etmiyormuş. Sorunun kaynağı ise çok yakındaydı…

Her şey daireyi almamla başladı. Nisan, annesine yedek anahtarı vermek gibi bir deliliğe kalkışmış. O an doğru bir karar gibi göründü ona. Annesi İstanbulda oturuyordu, Nisan ise İzmirdeydi; dört saatlik yol. Anne sık sık trene atlar, gelir. Nisan da işinden izin alır, karşılar annesini.

Sorunu çözmek istemiş, anahtarı vermiş. Başta her şey yolunda gitti. Sonra anne tek başına değil, yanına akrabaları, komşuları, arkadaşları da almaya başladı.

Nisan, ne güzel bir hayatın var! Bize de misafirlik ver, insan iyiliğe iyilikle karşılık vermeli, dediler.

Nisanın eşi genelde işteydi, sık sık iş seyahatine giderdi. Bu yüzden akraba ve arkadaş akınına hiç rastlamadı. Nisan da gerçekten iyi bir şey yaptığını sanıyordu. Şehir ufaktı, ama dairesi herkesin uğrak noktası oldu; annesi herkesin işini kolaylaştırmaya çalıştı ama hep kızının cömertliğini kullandı.

Nisan, annesinin şımarıklığına katlanmaya devam etti, eşiyle birlikte bir odada sıkışıp yaşadı, diğer oda misafirlere ayrıldı. Herkese bakıyor, yemek hazırlıyor, sofra kuruyor, onları ağırlıyordu. Hatta ikinci bir iş buldu, para yetişmediği için. Sonra pandemi başladı, eşi işsiz kaldı, evde oturdu. Misafirler ise hastalıktan korkmuyor, aralıksız geliyor, sormadan kalıyordu.

Eşi sonunda dayanamadı, Nisana dedi ki:

Ya annenin anahtarını geri alıp başkalarını davet etmeyi yasaklarsın, ya da boşanırım.

Nisan için karar vermek zordu; annesi onu hep iyi bir evlat olarak yetiştirdi. Ama eşini de kaybetmek istemedi. Annesiyle konuşmaya karar verdi.

Anne hemen kızını vicdansızlıkla suçladı, kalp krizi numarası yaptı, kızını manipüle etti. Her türlü oyununu denedi ama Nisan direndi.

Anne anahtarı geri vermeyi reddetti, Sen artık benim kızım değilsin, görmek istemiyorum! dedi. Eşi ise kapının kilidini değiştirdi. Kimse kapıdan içeri alınmadı, çünkü sürekli akraba ve misafir doyurmaktan insan çok bunalıyor.

Kadın, annesiyle olan ilişkinin bozulmasına üzülse de artık rahatladı; cebinde para vardı. Göğsündeki o yanmayı ve baskıyı daha hissetmedi. Yıllardır annesinin istekleri uğruna katlandığı yükten kurtulduğunu anlamıştı.

Rate article
Lifequest
Bir anne, kızının evine misafir davet eder!