Kaynana, Elifi sınamak istedi. Sonuç hiç beklenmedik oldu.
Şengül Hanım perşembe akşamı arıyor. Kaan telefonu açıyor, on dakika kadar konuşuyor, sonra yüzünde pek iyi haber getirmeyen bir ifade ile mutfağa geliyor, ne diyeceğine karar verememiş gibi.
Annem gelecek, diyor. Birkaç haftalığına.
Elif çorbayı karıştırıyor.
Ne zaman?
Cumartesi.
Elif ocağı kapatıyor.
Birkaç hafta. Şengül Hanımın birkaç haftasını Elif çok iyi biliyor. Aynı onun tariflerindeki bir tutam tuz gibi tamamen kişisel bir ölçü.
Cumartesi tam öğlen vakti, Şengül Hanım kapıda beliriyor büyük ve dolu bir çanta ile, içinden çan gibi bir sesler geliyor ve yüzünde de adeta bir denetmen ifadesi. Evi satın almadan önce inceleyenlerin bakışıyla bakıyor her yere.
Hımm, diyor, antreyi incelerken, toz yok. Şimdilik iyi.
Kaan gülüyor. Elif gülümsüyor.
Demek ki toz olmaması bir iltifat gibi anlaşılıyor.
Şengül Hanım mutfağa geçip buzdolabına göz atıyor öylesine, tesadüfenmiş gibi ve düşünceli bir sesle:
Kefiri yüzde bir mi alıyorsun? Kaana normal lazım, midesi hassastır.
Kaan öyle istedi, diyor Elif.
Ne isterse istesin, diyor Şengül Hanım, buzdolabını sanki önemli bir şey keşfetmiş gibi kapatıyor.
Akşam, Kaan duşa giderken, Şengül Hanım salona geçip, kucağında ellerini birleştirerek sakin, neredeyse tatlı bir sesle:
Merak etme Elif, üzülme. Benim için önemli olan senin gerçekte nasılsın, onu anlamak.
Şengül Hanım işinin ustası.
Sessizce, adeta bir restoratör gibi, katman katman ilerliyor. Her söylediği laf incelikli, gülümsemeli, masum gibi.
İkinci gün havluları keşfediyor.
Elif, diyor, banyoda elinde bir havluyla, biliyor musun havlu ilmek kısmı aşağı gelecek şekilde asılırmış? Daha iyi kuruyor.
Ben hep böyle asarım, diyor Elif.
Tabii tabii, diyor Şengül Hanım ve kendi havlusunu düzgünce, ilmek aşağıda olacak şekilde, adeta yeni bir yönetimin bayrağı gibi asıyor.
Kaanın gömlekleri dolapta ütülü, askıda renklerine göre sıralanmış. Kaynana dolabı açıyor, uzun uzun bakıyor, başını sallıyor ve sanki kendi kendine konuşur gibi:
Yaka kısımları hafif buruşuk. Gerçi belki öyle olmalı.
Elif yanında durup düşünüyor: Bu soru değil, net bir tespit. Cevaplamana imkan yok.
Penceredeki çiçek eski bir kauçuk bitkisi, Elifin önceki evinden getirdiği Şengül Hanıma göre kesinlikle yanlış sulanıyor.
Elif, kauçuk bitkisi üstten sularsan sevmez. Tabaktan verilmeli.
Bu sekiz yıldır benimle, diyor Elif.
Olsun sekiz yıl. Daha iyi yaşayabilirdi.
Kauçuk bitkisi susuyor, karışmıyor. Ki bu bence akıllıca.
Buzdolabındaki yiyeceklerin yerleşimiyle ilgili ise uzun bir konferans başlıyor: Süt ürünleri orta rafa, et en alta ve kapta, yeşillik delikli poşette (yoksa hemen solar!), yumurta özel kutuda ve kesinlikle kapakta değil. Elif dinliyor ve başını sallıyor. Dinleyip başını sallasa da, yumurtalar yine de kapakta kalıyor.
Akşamları Şengül Hanım telefonda sohbet ediyor Elif ister istemez duyuyor, çünkü ev küçük ve kaynananın sesi zaten öğretmen sesi.
Yok Tamara, genel olarak her şey iyi. Çabalıyor. Ama hemen fark ediyorsun, ev işine alışkın değil. Kaana sulu köfteyi fasulyeli yaptı düşünsene! Neyse Kaan kızmaz, efendi çocuk. Ama ben anlarım. Havluları yanlış asıyor. Çiçek bakımını bilmiyor…
Elif lavaboda fincan yıkarken düşünüyor: Bu daha ne kadar sürecek? Hissiyatına göre; sınavı çoktan geçti. Şimdi sırada ne var?
Kaan olayları uzaktan, tipik erkek ilgisizliğiyle izliyor. Aslında her şeyi görüyorum ama görmüyor gibi yapıyorum, çünkü ne yapacağımı bilmiyorum ve inşallah geçer bakışı…
Akşamları Kaan Elife diyor ki:
Takılma, annem endişeleniyor.
Biliyorum, diyor Elif.
Kötü niyetli değildir.
Biliyorum Kaan.
En çok bizim iyi olduğumuzu hissetmek istiyor.
Biliyorum.
Kaan eşine biraz mahcup, biraz da rahatlamış bakıyor. Güzel, anlaşıyorlar. Tartışma yok, ortam sakin.
İyi, diye düşünüyor Elif ve gidip bulaşıkları yıkıyor.
Onuncu gün Şengül Hanım mutfağı özellikle dağınık bırakıyor. Elif akşam altı buçukta eve geliyor; masada kirli fincanlar, kırıntılar, açık tereyağ paketi duruyor. Kaynana salonda TV izliyor.
Elif topluyor, yıkıyor, siliyor.
Akşam Şengül Hanım Kaana koridorda, Elifin banyoda olduğunu sanarak sessizce;
Kaancığım, mutfak yine dağınıktı, fark ettin mi? Demek ki takip edemiyor.
Elif elinde havlu, koridorda dinliyor.
Kaan susuyor.
Tamam, diyor içinden Elif, Bari durum belli oldu.
Kırılmıyor. En azından yüzünden okunan bir şey yok.
Ertesi gün kahvaltıda Şengül Hanım müjdeyi veriyor: Gelecek hafta üç kız kardeşi gelecekmiş; öylesine, biraz sohbet, tanışmak için. Elif gülümsüyor,
Harika. Bekleriz, diyor.
Kaan hafif şaşkın, Şengül Hanım hafif şüpheli bakıyor. Elif kahvesini bitirip işe hazırlanıyor.
Göreceğiz, diyor içinden, Şengül Hanımın en sevdiği sözüyle.
Misafirler cumartesi, saat iki buçukta geliyorlar.
Şengül Hanımın üç kardeşi Derya, Saadet ve Münevver hepsi yaşını almış, deneyimli, her konuda fikri olan, hayatın eğittiği güçlü sesli kadınlar. Antrede kısa bir bakış turu, uzman alıcı gibi evi inceliyorlar.
Güzel ev, diyor Derya, ferah.
Tadilat ne zaman oldu, diyor Münevver.
Üç yıl önce, diyor Elif.
Fark ediliyor, diyor Münevver. Ama neyin fark edildiği meçhul.
Şengül Hanım, kardeşlerini karşılamakta bir tiyatro yönetmeni edasıyla sahneye aktörleri çıkarır gibi, Kaana montları aldırıyor. Elif ise kenarda, sakin ve gülümseyen yüzüyle, en ufak telaş emaresi göstermiyor.
Şengül Hanım bu rahatlık karşısında şaşırıyor.
Salona geçiliyor, Derya yastığı düzeltiyor, sonra soruyor:
Eee, Elif Hanımcım, bugün sofrada neler var bakalım?
İşte tam bu anda, beklenmeyen oluyor.
Elif, kaynanasına dönüyor. Sakin, abartısız, vurgusuz:
Şengül Hanım, bugün mutfağı size bırakırım diye düşündüm. Hepinizin önünde yemeklerinizin çok güzel olduğunu söylediniz, hatta Kaan da sık sık anlatır. Misafirlerinizin yanında mahcup olmak istemem, en iyisi siz ilgilenin.
Sessizlik.
Şengül Hanım, Elife bakıyor. Elif ise hiçbir art niyetle değil, doğal bir teklif sunmuş gibi açık bir bakışla karşılık veriyor.
Ben, diyor kaynana.
Her şey hazır, diye ekliyor Elif. Tavuk, sebzeler, yeşillikler sabah aldım. Çok güzel yemek yaptığınızı hep duydum.
Kaan birdenbire halıdaki desenlerle epey ilgilenmeye başlıyor.
Saadet ve Derya göz göze geliyor. Münevver heyecanla Şengül Hanıma bakıyor.
Buyurun, diyor kaynana. Ve mutfağa gidiyor.
Elif Deryaya dönüyor, sakin bir sohbet başlatıyor.
Nasıl geldiniz? Trafik yoğundu mu?
Derya cevabı biraz şaşkın veriyor. Sonra Münevver de trafikle ilgili bir yorum yapıyor. Ardından Saadet kendi mahallesinden bahsediyor. Laf lafı açıyor, konuşmaya başlıyorlar. Çünkü sessizlik zaten bu tip ortamlarda en çekinilen şeydir.
Mutfaktan sesler geliyor.
Önce buzdolabı kapağı kapanıyor-açılıyor. Sonra uzun bir sessizlik. Sonra tekrar kapak sesi. Sonra tencere sesleri. Sonra dolapta bir şey arayan ama bulamayan insanın tıkırtıları…
Elif! diyor Şengül Hanım mutfaktan. Fırın kabın nerede?
Alttaki dolap, sağda, diyor Elif.
Ara.
Göremiyorum.
Fırın tepsisinin altında.
Uzun bir ara.
Ha, buldum.
Derya öksürüyor. Saadet duvardaki tabloyu inceliyor. Münevver camdan bakıyor, sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Elif Saadete dönüyor:
Saadet Hanım, size çay alayım mı? Çayı koyayım.
Olur, diyor Saadet rahatlayarak.
Elif kalkıp mutfağa geçiyor, kaynanasının yanında birkaç saniye duruyor. Şengül Hanım tahtanın başında, sanki generalken patates soyan asker gibi, mutsuzca yemeğe hazırlanıyor.
Hiç konuşmuyorlar.
Elif çaydanlığı koyuyor, fincanları alıp salona çıkıyor.
Yemek hazır oluyor. Bir buçuk saat sürüyor, biraz karmaşa var, tavuk biraz kuru, sosu sulu kalmış. Sofraya Şengül Hanım, görev duygusuyla ama başka yerde olmak istercesine kuruyor.
Derya tavuğu tadıyor. Diplomatik bir tavırla:
Şengül, senin yemeklerin hep güzel olmuştur.
Masada fazla sessizlik var. Kötü değil, sadece sessiz. Herkes her şeyi anlıyor ama üstüne konuşma gereği duymuyor. Misafirler tatlı dille yemeği övüyor, abartmadan ama gerçekten çabalayarak.
Elif yemekte sıradan sohbetler açıyor; Saadetin çocuklarını soruyor, Münevverin yazlık planlarından bahsediyor, herkese çay koyuyor.
Şengül Hanım masanın ucunda oturmuş, sessiz.
Misafirler gidip tabaklar yıkanınca, Şengül Hanım elinde havluyla mutfaktan çıkıyor. O, ilmeği aşağı gelecek şekilde astığı havlu.
Elif salonda çay içiyor. Yanında Kaan.
Kaynana kapıda duruyor. Sonra geçip koltuğa oturuyor. Bir süre sessiz kalıyor. Dışarıda karanlık bastı, yan daireden televizyonun sesi geliyor.
Güzel idare ettin, diyor Şengül Hanım.
Ne istediğimi biliyorum, diye cevaplıyor Elif.
Şengül Hanım başını sallıyor, kalkıyor, odasına yönelip kapıda, arkasını dönmeden:
Şu fasulyeli sulu köfte… Aslında fena değildi, diyor.
Ve çıkıyor.
Kaan göz ucuyla Elife bakıyor.
Bunu ne zamandır planlıyordun? diyor sessizce. Şu mutfak işini.
Sen koridorda susunca, diyor Elif.
Kaan başını sallıyor, başka soru sormuyor.
Üç gün sonra Şengül Hanım kendi kendine hazırlanıp eve dönüyor. Taksi çağırıyor, Kaanı sarılıyor, sonra kısaca Elifi de sarılıyor.
Elif kapıyı kapatıyor. Sonra banyoya geçip havlusunu eski haline, ilmek yukarıya, asıyor.




