Elli altı yaşında bir kadın yaşlanmaya başladı. Bunda şaşılacak bir şey yok, bu tamamen doğal. Zamanı gelmişti.

Bugün günlüğümü açarken içimden derin bir nefes aldım. 56 yaşıma girdim ve vücudumda yaşlanmanın izlerini her geçen gün biraz daha hissediyorum. Aslında bunda şaşılacak bir şey yok; zamanı geldi belki de. Fakat aynaya her baktığımda sanki geçen seneye göre çok daha hızlı yaşlandığımı fark ediyorum. Sanki birileri her sabah biraz daha gençliğimi, güzelliğimi elimden alıyor; yüzüme yaşlılık makyajı sürüyormuş gibi.

Oysa daha kısa süre öncesine kadar ne kadar da iyi görünüyordum! Apartmanın bahçesindeki bankta, hava nasıl olursa olsun, mutlaka oturan ihtiyar bir amca vardı. Her gün beni gördüğünde gülümser, son derece kibarca fötr şapkasını ya da kalın kışlık beresini hafifçe kaldırarak: “Maşallah, çok güzel görünüyorsunuz! Ne güzel hanımsınız!” derdi.

Ben de her sabah onun yanından geçer, kulaklarımda o sözlerle işe yetişmeye çalışırdım. Ardından gün içinde başka insanlardan da iltifatlar duyardım. Gerçekten de, yaşımı göstermezdim, hala dinçtim.

Ama bir gün fark ettim ki, uzun zamandır o ihtiyar amcayı görememişim. Bankta oturmuyordu artık. Merak ettim, komşulara sordum. Meğer Turgut Bey, öyle derdik ona, şimdi huzurevinde kalıyormuş. Yakınları, bakacak kimse olmadığı için onu huzurevine yerleştirmişler. Çocukları başka şehirlerdeymiş. Artık 90ına dayanmış; bakıma muhtaçmış, tedavi de gerekiyormuş.

O an kendi yaşlanmamdan çok, Turgut Amca’nın durumu aklıma takıldı. Araştırdım, nerede olduğunu öğrendim. Birkaç kutu çikolata, biraz baklava aldım ve pazar günü Tuzladaki huzurevinin yolunu tuttum. Nihayet onun kaldığı odayı buldum.

Turgut Amca, koltuğa oturmuş, ufacık bir tepside tereyağlı irmik helvası yiyordu. Beni görünce yüzü aydınlandı, gözleri parladı: Kızım, hoş geldin! Seni gördüğüme o kadar sevindim ki! Hala çok güzelsin maşallah, ne hoş hanımsın! dedi.

Birkaç yaşlı teyze, amca da yanıma geldi, sohbet ettiler; benden yaşça büyük oldukları halde güzel sözler söylediler, iltifat ettiler. Eve dönünce, hiç olmadığı kadar aynada kendime baktım. Yanaklarım pembeleşmiş, gözlerim parlıyor, saçlarım canlanmıştı! Sanki birkaç yıl birden gençleştim. Ne kadar garip, insan bazen başkasının gözünde kendine yeniden baştan bakabiliyor.

O günü küçük bir mucize olarak gördüm. Ve o andan sonra her pazar huzurevine gidip yaşlılara destek olmaya, onlarla sohbet edip birlikte zaman geçirmeye başladım. Aslında dans öğretmeniyim; onlarla basit oyunlar, ufak tefek egzersizler yapıyorduk. Bunu sadece gençleşmek için yapmıyordum; birilerine faydam dokunsun istiyordum. Birilerinin bana kızım, torunum gözüyle baktığını hissetmek göründüğünden de tatlıymış meğerse… Ve ne güzeldir ki, onların içten Ne güzel görünüyorsun sözleri insanın ruhuna dokunuyor.

Şimdi anladım ki, bazı insanlar bizim aynalarımız. Ama öyle sıradan aynalar değil, adeta sihirli. Bazılarıyla karşılaşınca insan yeniden çiçek açıyor, gençleşiyor. Öyle insanlar da var ki, insanı sanki yorgun ve hasta biriymiş gibi hissediyor. O yüzden, içtenlikle güzel sözler söyleyen, iyi niyetli insanları çok iyi saklamak lazım. Özellikle yaşlılarımızı kıymetini bilerek korumak, onlara sahip çıkmak gerek. Onlar olduğu sürece, biz de kendimizi hala genç hissedebiliyoruz ve yaşamımıza anlam katıyoruz. İşte böyle düşünüyorum bugün; belki biraz daha umutla, biraz daha canlı hissederek. Doğru yolda olduğumu da biliyorum.

Rate article
Lifequest
Elli altı yaşında bir kadın yaşlanmaya başladı. Bunda şaşılacak bir şey yok, bu tamamen doğal. Zamanı gelmişti.