Çamaşırları toplamak için balkona çıktığımda, alt kattaki komşunun apartman girişinden eşimin adını bağırdığını duydum.
Cumartesi öğleden sonraydı. Güneş tam çarşafların asılı olduğu ipe vuruyordu, hava ise toz ve sıcak asfalt kokuyordu. Korkuluğun üzerinden eğildim, Ardayı arabasının yanında ve yanında da kayınvalidemi gördüm.
Bu tuhaftı. Çünkü kayınvalidem başka bir mahallede otururdu ve asla haber vermeden gelmezdi.
Mandalları aceleyle topladım, içeri girdim. Daha koridora varmadan, anahtarın kapıda döndüğünü duydum.
Kapı açıldı, ikisi içeri girdi.
Kayınvalidemin elinde büyük bir bez çanta vardı. Arda ise yüzünde huzursuz bir ifadeyle hızlıca içerideki koltuğa oturdu; sanki konuşma çabucak bitsin istiyordu.
Misafir beklemiyordum, dedim.
Fazla kalmayacağız, dedi kayınvalidem yavaşça ayakkabılarını çıkarıp koridora bakınarak.
Islak mandalları dolaba koydum, onları izleyerek salona geçtim.
Hayırdır, ne oldu? dedim.
Arda bana bakmadı, koltuğun kenarına oturup sessizce başını eğdi.
Kayınvalidem çantasını masanın üzerine bıraktı.
Bodrumdan birkaç eşya getirdim, dedi.
Hangi eşyalar? dedim.
Çantayı açıp birer birer çıkarmaya başladı: Eski bir albüm, iki sararmış defter, ve en sonunda küçük bir ahşap kutu.
Kalbim bir an duracak gibi oldu; kutuyu hemen tanıdım.
Bu, anneannemin kutusuydu.
Yıllarca bizim vitrinde dururdu.
Bunu nereden buldun? diye sordum.
Bodrumdan, dedi.
Ama o kutu buradaydı.
Omuz silkerek cevap verdi:
Arda bir süre önce indirmiş oraya.
Yüzümü Ardaya döndüm:
Neden?
Saçını geriye itti.
Önemli olacağını düşünmemiştim, dedi.
Önemli değil mi? Anneannemin kutusu bu!
Kayınvalidem kapağı açtı. İçinde eski bir saat, iki broş ve küçük, katlı bir not vardı.
Aile yadigârı bunlar, dedi sakince. Ailede kalması lazım.
Ben de ailedenim, dedim.
Bana öyle baktı ki, sanki çok tuhaf bir şey söylemişim gibi.
Sen eşsin, dedi usulca.
Salonda bir sessizlik oldu. Dışarıda kiminse araba kapısı çarptı.
Ne demek istiyorsunuz tam olarak? diye sordum.
Arda en sonunda gözlerini kaldırdı.
Annem, birkaç eşyanın Elife gitmesini uygun buluyor, dedi.
Elif anneannemi hiç görmedi bile, dedim.
Ama o da aileden, dedi Arda.
Kayınvalidem başını ağır ağır salladı.
Bu şekilde adil olur, dedi.
Kutunun içindeki saate baktım. Anneannem onu her gün takardı. Mutfağımızda elma soyarken bana verdiği geceyi hatırladım.
Sadece bir cümle söylemişti:
Sakla bunu, çünkü insanlar bazen nelerin kendilerine ait olduğunu unutur.
Kutuyu kapattım.
Hayır, dedim kararlı bir sesle.
Kayınvalidem kaşlarını çattı.
Hayır ne demek?
O demek ki, bu eşyalar burada kalacak.
Arda derin bir iç geçirdi.
Lütfen olay çıkarma, dedi.
Ben mi olay çıkarıyorum?
Sesim titredi ama geri adım atmadım.
Eşyaları haber vermeden evimden alıyorsunuz, ben mi olay çıkarıyorum?
Kayınvalidem doğruldu.
Biz sadece konuşuyoruz, dedi.
Hayır. Siz kararınızı çoktan vermişsiniz, dedim.
Kutunun üstüne elini koydu.
Kutuyu alırım, sonra sakin kafayla tekrar konuşuruz.
O an içimde bir şey kırıldı.
Kutuyu alıp belimin arkasına sakladım.
Kimse bu evden hiçbir şey alamaz, dedim.
Arda aniden ayağa kalktı.
Sevda, yeter.
Hayır. Yeter diyen benim!
Gözlerinin içine baktım.
Kutuyu bodruma indiren sen miydin?
Bunu inkar etmedi… Ve o sessizlik her şeyi anlatmaya yetti.
Kayınvalidem başını salladı.
İnsanlar ne kadar nankör olabiliyor, gerçekten hayret, dedi.
Kutuyu tekrar dolaba koydum ve kapısını sıkıca kapattım.
Bazen insan sınırını biri aşınca değil, diğeri sessizce izin verince anlar.
Salonun ortasında dikilip onlara baktım.
Dürüstçe söyleyin, acaba ben mi fazla tepki gösterdim, yoksa gerçekten bize ait olmayan bir şeyi almaya mı kalkıştılar?



