Yıllar önce, yazdan kalma bir gün, çamaşırları toplamaya çıktığımda olmuştu her şey. Henüz öğleden sonra güneşi, balkon demirine asılı beyaz çarşafların üzerinde altın gibi parlıyordu. Dışarıda sıcak asfaltın ve tozun o ağır kokusu havaya yayılmıştı. Tam o sırada, aşağıdan, apartman girişinden birinin eşimin adını seslenerek çağırdığını duydum.
Yavaşça balkonun parmaklığına eğildim. Aşağıda Serhatın, arabasının yanında durduğunu gördüm. Yanında ise kayınvalidem vardı. Bu, işte o an biraz tuhafıma gitmişti. O başka bir semtte otururdu ve hiç habersiz gelmezdi.
Apar topar mandalları toplayıp içeri girdim. Daha koridora varmadan anahtarın kilitte döndüğünü duydum.
Kapı açıldı, Serhat ve kayınvalidem içeri girdi. Kayınvalidemin elinde kocaman bir bez çanta vardı. Serhatın huzursuz olduğu her halinden belliydi, adeta bu konuşmanın bir an evvel bitmesini istiyor gibiydi.
“Misafir beklemiyordum,” dedim.
“Çok kalmayacağız,” dedi kayınvalidem yavaşça, ayakkabılarını çıkarırken etrafa bakarak.
Islak mandalları dolaba koydum, bir süre ikisini izledim. Salona geçip oturdular.
“Hayırdır, bir sorun mu var?” diye sordum.
Serhat göz göze gelmekten kaçındı. Kanepenin ucuna ilişti yalnızca.
Kayınvalidem bez çantayı masaya bıraktı.
“Bazı şeyler getirdim bodrumdan,” dedi ağır ağır.
“Ne gibi şeyler?” dedim.
Çantayı açıp tek tek eşyaları çıkarmaya başladı. Eski bir fotoğraf albümü, sararmış iki defter. En sonunda küçük bir ahşap kutu.
Kutuyu görür görmez kalbim sıkıştı. Onu hemen tanıdım. Rahmetli babaannemin kutusuydu bu. Yıllarca bizim büfede dururdu.
“Nerden buldunuz bunu?” dedim, sesim titreyerek.
“Bodrumdan aldım,” dedi kayınvalidem sakin sakin.
“Ama bu kutu buradaydı.”
Omuz silkti. “Serhat götürmüştü, bir müddet önce.”
Serhat’a döndüm.
“Neden yaptın bunu?”
Serhat saçının arasından elini geçirdi, gözlerini kaçırdı. “Önemli olduğunu düşünmedim.”
“Önemli değil mi? Bu, babaannemin yadigârı!”
Kayınvalidem kutunun kapağını açtı. İçinden eski bir kol saati, iki broş ve katlanmış bir not kâğıdı çıktı.
“Aileye ait hatıralar,” dedi soğukkanlılıkla. “Ailede kalmalı.”
“Ben aileyim,” dedim bir an bile düşünmeden.
Bana sanki çok tuhaf bir şey söylemişim gibi baktı.
“Sen eşsin,” dedi.
Salonda kısa bir sessizlik oldu. O anda sokaktan bir araba kapısının hızla çarpılması yükseldi.
“Ne demek istiyorsunuz tam olarak?” dedim.
Nihayet Serhat başını kaldırdı.
“Annem, bu eşyaların bazılarının ablama gitmesi gerektiğini düşünüyor.”
“Ablan babaannemi hiç tanımadı ki,” dedim.
“O da aileden, neticede,” diye mırıldandı Serhat.
Kayınvalidem yavaşça başını salladı.
“Adaletli olan da bu,” dedi.
Küçük saati elime aldım. Babaannem her gün takardı onu. Bir akşam, mutfakta elma doğrarken bana vermişti. Sadece bir cümle söylemişti: “Sahip çık, çünkü insanlar bazen nelere ait olduklarını unutur.”
Kutuyu kapattım.
“Hayır,” dedim kararlı bir şekilde.
Kayınvalidemin yüzü çatıklaştı.
“Hayır demek ne demek?”
“Demek ki o eşyalar burada kalacak,” diyebildim.
Serhat derin bir nefes aldı.
“Olay çıkarmaya gerek yok,” dedi.
“Ben mi olay çıkarıyorum?” dedim, sesim titreyerek fakat geri adım atmadan. “Konuşmadan evdeki bir şeyi almak olay değil de ben mi olay çıkarıyorum?”
Kayınvalidem yerinden doğruldu.
“Sadece konuşuyoruz,” dedi.
“Hayır, siz kafanızda kararı çoktan vermişsiniz,” dedim.
Elini kutunun kapağına koydu.
“Bunu götüreceğim. Sonra sakin kafayla konuşuruz.”
O anda içimden bir şey koptu. Kutuyu alıp arkamda sakladım.
“Bu evden kimse hiçbir şeyi alamaz.”
Serhat birden ayağa kalktı.
“Zehra, yeter!”
“Hayır, yeter olan sensin!” dedim ona gözlerinin içine bakarak. “O kutuyu bodruma götüren sen miydin?”
Sustu, yanıt vermedi.
O suskunluk, her şeyi anlatmaya yetti.
Kayınvalidem başını sallayıp mırıldandı:
“İnanılır gibi değil, insanlar ne kadar nankör olabiliyor.”
Kutuyu yerine, büfeye koydum ve kapağını kapattım.
Bazen insan, sınırının ne olduğunu başkası haddini aştığında değil, başkası sessiz kalıp her şeye göz yumduğunda anlar.
Salonun ortasında dikilip ikisine birden baktım.
Şimdi siz söyleyin Acaba gerçekten abarttım mı? Yoksa onlar mı, bana ait olanı usul usul elimden almaya çalıştı?



