Otel odasındaki gardırobu açtığımda, eşimin valizinde daha önce hiç görmediğim bir elbise buldum.

Bir gün İstanbuldaki lüks bir oteldeyiz. Eşim Muratın bavulunu açarken gardıroptan bana ait olmayan, hiç görmediğim bir elbise çıktı. Koyu lacivert, ipek ve inanılmaz özenle gömleklerinin arasına yerleştirilmiş. Yanında küçük bir butik kartı duruyordu. Normalde pek meraklı biri değilimdir ama bu elbise kesinlikle bana ait değildi.

Biz buraya Muratın şirketinin yıllık gala gecesi için geldik. Otel zaten acayip şık, koridorlar pırıl pırıl aynalar, halılar yumuşacık, lobiden aşağıdaki restoranın enfes yemeklerinin ve şampanyanın kokusu geliyor.

Bir daha baktım o elbiseye; bedeni benimkinden küçük.

Tam o anda Murat odaya girdi.
Hala hazırlanıyor musun? dedi kravatasını gevşetirken.
Elbise elimde, ona baktım.
Bir anlığına dondu kaldı.
Ama yetti bana o an.
Kimin bu elbisesi? diye gayet sakin sordum.
Yavaşça yanıma geldi.
Açıklayabilirim… O sandığın gibi bir şey değil.
Bu cümle ne zaman söylense, insanın aklına gelen şeyin tam kendisi çıkar ya…

Birine elbise mi aldın? Sadece o kişi ben değilim sanırım.
Murat içini çekti.
Elif, şimdi burada sahne kurma. Birazdan çıkmamız lazım zaten.
Demek dramanın kendisi değil, dramanın zamanı sıkıntı, öyle mi? dedim sessizce.
Koridora göz attı, sanki kaçacak delik arıyor.
Bir hediye o…
Kime?
Direkt cevap vermedi.
Ve o bile fazlasıyla cevaptı.
Odada sessizlik çöktü, sadece klimanın sesi var.
Ne zamandır böyle? dedim.
Elif…
Ne zamandır Murat?
Önemi yok.
Elbiseye tekrar baktım. Kumaşı buz gibi ve kaygan.

Yani bu gece o giyecek bu elbiseyi?
Sesini çıkarmadı.
Senin yanında oturacakken, başkasının üstünde mi göreceğim ben bunu?
Murat dudaklarını birbirine bastırdı.
Böyle olmasını istememiştim.
Ama oldu işte.
Özenle elbiseyi tekrar bavula koydum, yavaşça fermuarını çektim.

Kim o?
Bir iş arkadaşı.
Tabii, nasıl da şaşırdım…
Çantamı yataktan aldım, ayakkabımı giymeye başladım.
Nereye gidiyorsun? dedi.
Gala başlamadan aşağı iniyorum.
Yüzü şaşkın şaşkın bakıyor.
Gerçekten mi?
Tabii ki.
Oda kapısını açtım.
Bakalım elbiseyi hangi hanım taşıyacak bu akşam, ben de merak ettim doğrusu.

On dakika sonra kocaman balo salonundaydık. Avizeler ışıl ışıl, fonda müzik, her yerde şık giyimli insanlar.

Bir masada uzun sarı saçlı genç bir kadın oturuyordu.
Üzerinde lacivert elbise.
Aynısı.
Bizi görünce hafifçe Murata gülümsedi.
O an her şey netleşti kafamda.
Ortada kendini saklamaya çalışan bir sır yoktu aslında. Etrafımızdakiler muhtemelen önceden biliyordu bile her şeyi.

Doğruca onların masasına yürüdüm.
Kadın gayet kendinden emin oturuyordu.
Merhaba, dedi.
Elbisesine baktım.
Sana çok yakışmış.
Kadın gülüşünü büyüttü.
Teşekkür ederim.
Murat yanımda, fırtına bekleyen biri gibi.
Evlenme yüzüğümü çıkarttım, Muratın kadehinin yanına masaya bıraktım.

İnsanlara alınan hediyeler bazen gerçekleri söyler, dedim sessizce. Sadece, bazen yanlış kişiye gider.
Sonra arkamı döndüm, salonun çıkışına yürüdüm.
Yürürken arkamdan fısıltılar, sandalyelerin kaydığını duyuyordum.
Ama garip olan şu ki, uzun zamandır ilk defa ne incinmiş ne de küçük düşürülmüş hissettim.
Sadece özgür hissettim.

Samimi söylüyorum, söylesene, böyle bir ihaneti gizli gizli mi görmek daha acı, yoksa herkesin gözünün önünde mi?

Rate article
Lifequest
Otel odasındaki gardırobu açtığımda, eşimin valizinde daha önce hiç görmediğim bir elbise buldum.