Burada size yer yok, dedi kayınvalidem, ben çocuklarımla yeni yılı kutlamak için kendi evime geldiğimde.
Sevim, elinde iki bavulla kendi evinin kapısında duruyordu. Kapıyı açan Güler Hanım, o meşhur pembe havlu sabahlığı giymişti geçen bahar Sevimin kendisi için aldığı sabahlık. Kayınvalidem, sanki Sevim dilenmeye gelmiş gibi baktı yüzüne.
Affedersiniz, ne? Sevim, duyduğu sözlere bir an anlam veremedi.
Dedim ya, burada size yer yok, Güler Hanım tekrar etti. Her şeyi zaten ayarladık, misafirler çağrıldı, Serkan izin verdi. Sen annenin evine git.
Arkasından kahkahalar, kadeh sesleri geliyordu. Salon kapısında Serkanın kız kardeşi Figen belirdi, elinde şampanya bardağıyla. Üzerinde Sevimin bej elbisesi vardı.
Aman Güler Hanım, ne konuşuyorsunuz onunla, diye uzattı Figen. Bırak gitsin, biz kendi aramızdayız.
İrem, sekiz yaşındaki kızı, annesinin kolunu çekti:
Anne, neden babaannem bizi almıyor?
Beş yaşındaki oğlu Kaan ise sessizce Sevimin bacağına yaslanmıştı.
Sevim bavulları yere bıraktı. İçinde bir sıcak dalga yükseliyordu. Şimdi bağırası vardı. Ama çocuklarına baktı, derin bir nefes aldı.
Arabada bekleyin, birazdan geleceğim.
Güler Hanım arkasından bağırdı:
Hadi, doğru yapıyorsun! Çekip gidin!
Sevim çocukları arabanın arka koltuğuna oturttu, çizgi film açtı, kapıları kilitledi. İrem camdan şaşkın baksa da Sevim eliyle işaret etti: Sorun yok.
Sonra telefonunu çıkarıp, sitenin güvenlik amiri Mehmeti aradı.
Mehmet, iyi akşamlar. Evime yabancı kişiler girmiş, kapı kilidini kırıp içeri girmişler. Agresifler, beni içeri almıyorlar. Çocuklar korktu. Yardım lazım.
Sevim Hanım, bu kesinlikle yasadışı mı?
Evin tapusu bende. Kimseye giriş izni vermedim. Lütfen ihlal olarak kaydedin.
Tamam. Geliyoruz.
Sevim telefonu kapadı. İki katlı, geniş pencereli eve baktı. Fayansları, duvar kağıdını, avizeleri tek tek kendisi seçmişti. Serkan, Sen ne istersen yap, vaktim yok, diyip ilgilenmemişti. Zaten yazın birkaç kez uğrar, dönerdi İstanbula.
Ama Sevim, her hafta sonu gelip burayı kendine göre düzenliyordu. Burası onun evidi. Kimsenin yanlış olduğumu söylemediği tek yer.
Üç ay önce tesadüfen Serkanın annesiyle olan yazışmasını görmüştü: Anne, yine sınırdan bahsediyor. Dertlerinden bıktım. İyi ki ev ona tapulu, yoksa ben çoktan taşınırdım.
O gün Sevim anladı. Skandal çıkarmak gereksizdi; sadece doğru şekilde ayrılmak lazımdı.
Beyaz bir Dacia yaklaşırken siren çalmadı. Sevim önde, ardından Mehmet ve bir güvenlik görevlisi eve yöneldi.
Güler Hanım, salonda masa başında oturuyordu. Yanında Figen ve üç misafir, ellerinde kadehlerle. Masada hindi, mezeler, salatalar. Kayınvalidem arkasında iki üniformalı adam görünce donakaldı.
Bu ne şimdi? Sevim, sen güvenlikle mi geldin?!
Benim oğlum izin verdi! Serkan kapı kodunu söyledi! Güler Hanım ayağa fırladı, sandalye gürültüyle yerinden kaydı.
Sevim bir adım attı, ağır ve net konuştu:
Serkan tapu sahibi değil. Burada kayıtlı değil. Başkasının malına karar veremez. Bu ev benim paramla alındı, tapuda benim adım var. Üzerinizdeki sabahlık benim. Figenin üzerindeki elbise de. İzin almadan aldınız. Beş dakikanız var, çıkın. Yoksa yasa dışı girişten şikâyet ederim.
Figen bağırdı:
Sen de kimsin ayol?!
O Sevime hamle yapmak isterken, Mehmet bileğinden yakaladı.
Bırak beni!
Mülk sahibine saldırmak suçtur, dedi Mehmet sakince. Sakin olun.
Misafirler, palto kapmaya başladı. Hiç kimse güvenlikle başını belaya sokmak istemiyordu. Güler Hanım gözyaşını tutamayıp ağladı:
Nankör! Seni kızım gibi sevdim! Yeni yılda bizi dışarı atıyorsun! Vicdansız!
O tabak salata sizin. Hindi de sizin. Alın götürün. Diğerlerine dokunmayın.
Defol! Figen elbiseyi çıkartıp yere fırlattı, kendi sweatshirtünü giydi. Güler Hanım sabahlığı çıkarıp Sevimin önüne attı.
Sessizce ayrıldılar. Figen tabakta salata, kayınvalidem hindi taşıdı. Misafirler hızla kayboldu.
Sevim onları kapıya kadar uğurladı. Eski bir Renault’a eşyaları yüklerken izledi. Figen bağırıyordu ama sesi duyulmuyordu. Güler Hanım yüzünü kapatmıştı.
Sevim kapıyı kapadı. Mehmet boğazını temizledi:
Eğer tekrar olursa arayın, artık içeri almam.
Teşekkür ederim.
Güvenlik görevlileri gitti. Sevim kapıda kaldı. İçinde her şey titriyordu ama bu bir rahatlamaydı. Sanki yıllarca ağır bir şeyi tutmuş, nihayet yere indirmişti.
Çocuklar arabada bekliyordu. İrem annesini görünce sordu:
İçeri girebilir miyiz?
Tabii ki.
Kaan eve koştu. İrem, annesinin elini tuttu:
Babaannem yine gelir mi?
Hayır.
İrem başını salladı. Akıllı kız. Her şeyi anlıyor, fazla konuşmuyordu.
Evde Sevim masayı toplamaya başladı. İrem yardım etti, Kaan tabakları mutfağa taşıdı.
Masa temizlendikten sonra Sevim telefonunu çıkardı. Serkanı aradı. Uzun süre açmadı. Arkada müzik, kalabalık sesler.
Alo, ne arıyorsun? İş yerinde toplantıdayım.
Annenle kız kardeşin sitenin girişinde oturuyor. Gel al. İstanbuldaki evin anahtarını komodine bırak. Dokuzunda boşanma davası açıyorum.
Sessizlik. Müzik sustu, Serkan salondan çıktı.
Ne? Boşanma mı?
Evet. Ev benim, araba benim. Bölüşecek bir şey yok.
Sevim, iyi misin sen? Annem senin yanına kutlama için geldi, sen bunları dışarı attın!
Annen bana, Burada size yer yok, dedi. Çocukların önünde, kendi evimin kapısında. Benim paramla aldığım bu evde. Üstelik benim sabahlığımla, Figen benim elbisemle. Misafir çağırıp masa kurmuşlar ve beni içeri almamışlar.
Annem düşünmeden yaptı! Açıklama yapmak gerekirdi, güvenlik çağırıp rezil etmemeliydin!
On yıldır açıklama yaptım, Serkan. Bana karışıp yol göstermesinden rahatsız olduğumu anlattım. Çocuklara kötü anne olduğumu söylemesine hep Sabret dedin.
O benim annem! Yaşlı kadın!
Elli sekiz yaşında. Ev kiralayabilir, ayrı yaşayabilir. Ben de öyle yapıyorum, Sevim durdu. Üç ay önce ona yazmıştın: Benden bıktığını, iyi ki ev bana tapulu, yoksa taşınırdın.
Uzun bir sessizlik.
Sinirle yazmıştım
Fark etmez. Yoruldum, Serkan. Kendi hayatımı savunmak için mücadele etmekten. Anneni al, gittiğiniz yere gidin. Bundan sonra bu oyunu oynamıyorum.
Sevim, yapamazsın böyle
Yaparım. Hoşça kal.
Sevim telefonu kapadı. Ellerinin titremesi geçti. İçindeki boşluk kayıptan değil; yıllardır tutulan yabancı olanı bırakmaktan.
İrem kanepeye oturmuş annesine bakıyordu. Kaan arabalarıyla oynuyor, ara sıra annesine ve ablasına göz atıyordu.
Anne, babam artık bizimle yaşamayacak mı?
Sevim yanına oturdu:
Sanırım, hayır.
Bizi yine görecek mi?
Elbette. Siz onun çocuklarısınız.
İrem sessiz kaldı, sonra kısık sesle:
Babaannem geldiğinde hiç hoşlanmıyorum. Ödevlerimi yanlış yaptığımı, şişman olduğumu söylüyor.
Sevim yumruğunu sıktı. Haberi yoktu.
Neden söylemedin?
Zaten üzülüyordun. Ben daha fazla üzülmeni istemedim.
Sevim kızına sıkı bir şekilde sarıldı.
Affet, daha önce seni koruyamadım.
Bugün korudun, İrem annesinin omzuna yaslandı. Bunu gördüm.
Kaan yanlarına geldi, annesinin dizlerine tırmandı.
Anne, çamda ışığı yakacak mıyız?
Sevim gülümsedi:
Tabii ki.
Işıklarını yaktı. Mantı çıkardı, tencereye koydu. İrem salatalık doğradı, Kaan tabakları dizdi, dili dışarıda.
Gece yarısı terasta çıktılar. Gökyüzü siyah, yıldızlar parlaktı. Uzakta havai fişekler patlıyordu. Burada yalnızca üç kişiydiler.
Yeni yılın kutlu olsun, anne, dedi İrem.
Yeni yılınız kutlu olsun, çocuklarım.
Kaan esnedi:
Kanepede uyuyabilir miyim?
Olur.
İçeri girdiler. Kaan uzandı, Sevim üstünü örttü. İrem yanında kitapla oturdu ama okumuyordu.
Anne, bundan sonra güzel olacak mı?
Sevim ucuna çöktü:
Bilemem, ama artık kimse bize fazlalık olduğumuzu söylemeyecek. Bin evimizdeyiz, ve burada ev sahibi biziz.
İrem güldü:
O zaman her şey güzel olur.
Sevim kızının başını okşadı. Kaan çoktan uyumuştu. İrem gözlerini kapadı.
Telefon titreşti. Serkandan mesaj: Annem ağlıyor. Kalbi sıkıştı diyor. Ne yaptığını anlıyor musun? Figen diyor ki onları utandırdın, güvenlik var diye mahcup ettin. Nasıl yaparsın bunu?
Sevim ekrana baktı. Eskiden korkardı. Özür diler, kendini savunurdu. O gece sabaha kadar uykusuz kalırdı.
Şimdi numarayı engelledi. Artık hiçbir mesaj yoktu. Hiçbir suçluluk duygusu, kendini savunup özür dileme ihtiyacı yoktu.
Avukatına yazdı: Marina, yeni yılın kutlu olsun. Dokuzunda görüşelim. Boşanma için belgeleri hazırlayın.
Yanıt geldi: Sevim, her şey güzel olacak. Dinlenin.
Sevim pencereye yaklaştı. Dışarıda kar yağıyordu bembeyaz, tertemiz. Toprağı eşit şekilde örtüyordu.
Yarın işini arayacak. Sonra avukatla görüşecek. Boşanma başvurusu yapacak. Artık var olduğu için özür dilemeye gerek olmayan bir hayat başlayacak.
Zor olur mu, nasıl olur, bilmiyordu. Ama bir şeyi biliyordu: Bir daha hiç kimse burada sana yer yok diyemeyecek.
Çünkü artık bir yeri vardı. Kendi yeri. Kazanılmış.
Ve kimseye vermeyecek.



