Dört yaşındayken annesiz kalan Melike’nin hayatı, bir komşularının arabasının karıştığı trajik bir kazada annesini kaybetmesiyle değişti. Annesinin hatıraları zamanla zihninden silindi. Babası Melikeyi tek başına büyütmeye çalıştı, hayatını ona adadı fakat yaşadığı sıkıntılar onu erkenden yaşlandırdı. Onca emeğine rağmen Melike, babasını neredeyse hiç ziyaret etmedi. Evlendikten sonra ise kendi hayatına odaklandı, babasına sadece arada sırada uğradı. Yoğun çalıştığı için, babasına para göndermeyi de eşine bıraktı. Fakat eşi, kayınpederinin değer görmediğini düşünür ve ona para harcamaya razı olmazdı.
Melike’nin yaşadığı zorluklardan habersiz olan babası, yaşlandığında kızının ona destek olacağını ümit etti. Fakat bir komşu, ona mahkemeye başvurup nafaka davası açmasını önerdi. Mahkemede buluşmaları ikisi için de duygusal geçti. Melike, babasına neden dava açtığını sorguladı:
“Baba, gerçekten beni görmek için bu kadar mı çaresiz kaldın, mahkemeye kadar sürükledin mi?” diye gözleri dolarak sordu.
“Melike, iki gündür ekmek alacak param yoktu. Sözlerini tutacağını ummuştum. Belki de seni yanlış yetiştirdim…” dedi babası üzgün bir sesle.
“Ben çalışıyorum, biliyorsun. Ayrıca eşim de sana para gönderdi, alışveriş yaptı. Lütfen beni suçlama,” diye yanıtladı Melike, eşi de onu savundu.
Tartışma büyüdü. Sonunda babası, hayatını değiştirecek bir gerçeği açıklamaya karar verdi. Yüzü gözyaşlarıyla ıslanırken, “Sana anlatacak önemli bir şeyim var,” dedi.
Melike dinlemek için durdu; babası yıllar öncesine, annesinin hayatta olduğu bir güne döndü. Bir gün annesi bahçede bir kutu bulmuş; kutunun içinde, çöp konteynerlerinin yanında bırakılmış bir kız çocuğu vardı. Annesi, o kızı sahiplenip büyütmeye karar vermişti ve o kız Melikeden başkası değildi. Duydukları karşısında gözyaşlarına boğulan Melike, babasından defalarca özür diledi, babası da davasından vazgeçti.
Sonrasında Melike, eşinin babasını hiç ziyaret etmediğini ve gönderilen paraların ise sorumsuzca harcandığını öğrendi. Kayıp yılların acısı ve pişmanlığıyla yoğrularak, eşini terk etmeye ve babasının yanına taşınmaya karar verdi. Birlikte, yeniden buluşmanın huzurunu yaşadılar.
Bugün günlüğüme yazarken şunu anladım: Aile, kan bağına veya resmi statülere değil, sevgi ve emekle kurulur. İnsan, değer verdiklerini kaybetmeden önce kıymetini bilmeli. Çünkü gerçek huzur ve mutluluk, çoğu zaman tam yanı başımızda, gözümüzü çevirdiğimizde karşımıza çıkar.




