Zor Bir Hikâye
Konuşmamız lazım.
Kenan, mutfak kapısında durmuş, ellerini kot pantolonunun ceplerine gömmüştü. Yüzünde belirgin bir tedirginlik vardı; sanki yaklaşmakta olan konuşmadan kaçmak istiyor gibiydi. Bakışları sürekli duvarda, tezgâhta, pencerede geziniyor, ama bir tek Asuman’a bakmıyordu. Kenan korkuyordu. Onun gözlerinde soruyu görmeye korkuyordu, her şeyi daha o konuşmadan anlayacağından endişeliydi, asıl söyleyeceklerinden korkuyordu.
Asuman ise hafifçe ellerini havluya siliyordu. Gün içinde defalarca yaptığı sıradan bir hareketti bu, hiç düşünmeden yapardı. Fakat şu an, o küçük hareket bile çok ağır geliyordu. Kenan daha konuşmadan içinde bir huzursuzluk hissetmişti! Mutfak kapısında uzun süre durması, sessizliğin ağırlaşması ve Kenanın tuhaf hali… Hepsi bir felaketin işaretiydi.
Ne hakkında? dedi, sesi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. İçinde bir düğüm vardı, ama bunu yüzünde göstermemeye kararlıydı.
Kenan yavaşça mutfağa girdi, sandalyeye oturup avucuyla tezgâhın üzerinde gezindi. Parmakları titriyordu ama hemen yumruk yapıp gizledi zayıflığını.
Ben… ben başkasını sevdim, dedi sonunda zorlukla.
Asumanın içinde bir şeyler koptu ama yüzü taş gibi kaldı. Ne ürkekçe bakış attı, ne masanın kenarına asıldı, hiçbir hareketle kendini ele vermedi. Sadece başını salladı. Belki de uzun zamandır bekliyordu bunu. Son aylarda her şeyden belli oluyordu: Kenan eve hep geç geliyor, başka bir odada telefona cevap veriyor, bakışları ondan kaçıyordu. Sanki Asuman sadece evdeki bir eşya, alışılmış ama önemsiz bir nesneymiş gibi davranıyordu ona.
Anlıyorum, dedi sesi titremesin diye uğraşarak. Eğer bırakırsa, tek bir kelimeyle her şeyin yıkılacağından korkuyordu: oda, konuşma, hayatı… Peki şimdi ne olacak?
Kenan ilk kez gözlerinin içine baktı. Gözlerinde kararlılık yoktu, huzur yoktu; sadece yorgun bir teslimiyet vardı.
Boşanmak istiyorum, dedi sessizce. Sakin sakin, kavga etmeden.
Mutfak bir anda kalın ve neredeyse dokunulabilir bir sessizliğe büründü. Asuman, Kenana, sıkılmış ellerine, gergin omuzlarına baktı ve birden anladı: Aralarındaki her şey çoktan bitmişti. Sadece kâğıda dökülmesi kalmıştı…
Kadın gözlerini bir anlık kapattı. Belki de gerçekle arasına bir perde çekmek için. Derin bir nefes aldı, yavaşça gözlerini açtı; sanki biraz önce tüm hayatını altüst eden o cümleyi tekrar duyduğunun altını çizercesine.
Lavaboya yöneldi, suyu açtı. Musluktan gelen keskin su sesi mutfağı doldurdu. Elleri havada asılı kaldı, yapacak bir şey bulamıyordu. Parmakları titriyordu ama bunun farkında bile değildi, çünkü aklında sadece Kenanın söyledikleri vardı.
Sular akarken, Asuman akan suya bakıyor ama hiçbir şey görmüyordu. Kafasındaki düşünceler birbirini kovalıyor, üst üste biniyor, bölük pörçük oluyordu. Sonunda birden musluğu kapattı, sanki aniden ne yaptığını hatırlamış gibi.
Tamam, dedi sonunda, sesi sakin; ancak boğuk ve kararlı. Boşanacaksak, boşanalım.
Kenan ellerini ovuşturup duruyordu. Kendini çok rahatsız hissediyordu belli ki, ama devam etti; sanki yarıda kalmaktan korkuyordu:
Ama bir şey daha var… Durdurdu kendini, söylediğine inanmak istemez gibi. Ben nafaka ödemek istemiyorum.
Hangi nafaka? diye soruverdi Asuman, gerçi konunun ne olduğunu çoktan anlamıştı.
Elif için. O benim kızım değil ki. Neden maaşımın bir kısmını kaybedeyim ki?
Sen… cidden mi söylüyorsun? dedi Asuman şaşkın bir fısıltıyla. Kızgınlıktan çok şaşkınlık ve anlamaya çalışır gibi bir ifade vardı sesinde.
Evet, Kenan yutkundu, ama devam etti gözlerini kaçırarak. Biliyorum sert geliyor, ama Sekiz yıl baktım, elimden geleni yaptım. Fakat gerçek şu ki öz kızım değil! Şimdi yollarımız ayrılıyorsa
Şimdi ayrılırken, onu da terk mi edeceksin yani? Asuman bir adım ona yaklaştı, yumruklarını sıkarken. Sesi titredi, ama yine hemen kendine hâkim oldu Hani sen anasız babasız diye evlatlık almak istemiştin? Hani ona kızım derdin?
Tamamen terk etmiyorum! Kenan sesi yükseltti, sinirli bir tonla. Ama başkasının çocuğuna bakmak zorunda değilim ki!
O an Asumanın gözlerinde, kırgınlığın üstünde bambaşka bir şey vardı. Derin, saf bir hayal kırıklığı Sanki Kenanı ilk defa gerçek haliyle görüyordu.
Başkası mı? dedi sesi titreyerek. Sekiz yıl baba dedin! Okula bırakıp aldın, bisiklete binmeyi sen öğrettin. Doğum gününde pasta aldın, sarıldın, teselli ettin Şimdi yabancı mı oldu?
Kenan sustu. İçindeki sıkıntı tavan yapıyordu. Sahiden acınası bir durumda olduğunu biliyordu ama yine de doğru kelimeyi bulamıyordu. Yalnızca yepyeni bir hayat arzuluyordu.
Elif sana ilk defa baba dediğinde hatırlıyor musun? dedi Asuman, sesi sakin, ama öylesine acı dolu ki Kenan istemsizce irkildi. Dört yaşındaydı. Gece kötü bir rüya görüp yanımıza gelmişti, senin yanına sokulup Baba, sarıl bana demişti. Sen de kucağına alıp, Korkarım yok, buradayım meleğim demiştin. Hatırlıyor musun?
Unutmamıştı. Çocuğun korkmuş yüzü, küçük elleri boynunda, kalbindeki o tarifsiz sıcaklık O anları unutmak ne mümkün! Ve işte tam da bu yüzden utancı katlanarak büyüyordu. Ne yapmak istediğinden, söylediği kelimeden, başka türlü davranacak gücü bulamayışından utanıyordu.
Asuman, ben dedi ama sesi çok zayıf çıkıyordu.
Hayır Kenan, dedi kadın, sesi her zamankinden sert; çünkü içinde dağlar kadar güç biriktirmişti. İnsan kâğıt üstünde vazgeçince gerçek hayatta da yok sayamaz. Elif seni babası olarak biliyor. Sen onun babasısın. Başkası yok.
Ama ben öz babası değilim! diye bağırdı Kenan, ayağa kalkarak. Kendi yükselen sesinden ürktü. Mutfak yeniden derin bir sessizliğe büründü. Yumruklarını sıktı, kendini kontrol etmeye çalıştı.
Peki kim o zaman? dedi Asuman, bakışları o kadar keskin ki göz göze gelmemek için Kenan başını eğmek istedi. Kim bağladı ayakkabılarını, kim gece uyumadan masal okudu, kim mahallede çocuklar sataştığında yanında durdu, ilk takdir belgesine kim sevindi, hastayken kim başında sabahladı? Neydi Elif senin için Kenan? Sadece bir süreliğine evlatlık mı?
Son kelimelerde sesi titredi ama başını dik tutmaktan vazgeçmedi. Ne yalvarıyordu, ne de sitem ediyordu; sadece dürüst, gerçek bir cevap istiyordu. O cevabı ne Kenan biliyordu ne Asuman duymaya hazırdı.
**********************
Elif, kendi odasındaki masanın başında, defterine gömülmüş yazı yazıyordu. Kalemin kağıda takılıp çıkan sesi bile tuhaf geliyordu ona artık, sanki her şey son günlerde değişmişti.
On iki yaşındaydı; aslına bakarsanız artık birçok şeyi görebilecek yaştaydı, büyükler ne kadar gizlese de. Son zamanlarda annesiyle babasının değiştiğinin fazlasıyla farkındaydı. Eskiden akşam yemeklerinde sohbet eder, beraber gülerlerdi. Şimdi ise ya susuyorlardı ya da bir cümleye başlayıp yarım bırakıyorlardı. Babası artık daha geç geliyordu, annesi ise uzun uzun pencereden bakıp dalıp gidiyordu.
O akşam da Asuman kapının aralığından içeri uzandığında her zamanki gibi, belli etmeden Elif kalemi bırakıp başını kaldırdı.
Anne, dedi kısık bir sesle; ama kelimelerinde saklamaya çalışsa da endişe vardı. Siz babamla kavga mı ettiniz?
Asuman bir an durdu, ardından yanına geldi, sandalyenin ucuna oturdu. Eli alışkanlıkla kızının koyu renk saçlarını okşadı.
Hayır, güzelim, dedi, sesi ne kadar çabalasa da dalgalanmıyordu. Sadece büyükler bazen yorulur. Böyle şeyler olur.
Elif kaşlarını çatarak annesine bakıyordu. Gizli bir anlam aramıyordu, sadece anlamak istiyordu. Gerçeğin acı olmasından korkmadan öğrenmek istiyordu.
Bizi terk mi ediyor? diye sordu sonra; öyle hafif fısıldamıştı ki Asuman duymak için kulak kesilmek zorunda kaldı.
O soru Asumanın tam kalbine saplandı. İçindeki acı bir bıçak gibi ama kendini hemen topladı. Çabucak, içgüdüyle Elifi kollarına sardı, o tanıdık saçlarından gelen o hafif, çiçeksi kokuyu içi çekti.
Hayır, dedi kararlılıkla, kızının gözlerinin içine bakarak. Kimse kimseyi bırakmıyor. Her şey güzel olacak, emi?
Ama Elif inanmamıştı. Etrafındaki her şeyin değişmeye başladığını hissediyordu; açıklayamasa da. Gözlerini deftere indirdi, yarım kalan satırlara bakıp başını salladı.
Asuman bir an daha sessizce yanında oturdu, sonra kalktı; duygusunu belli etmemek için.
Bir şeye ihtiyacın olursa seslen, dedi kapıdan çıkarken.
Elif yalnız kaldı. Defterindeki bitmemiş cümleye baktı, eline tekrar kalemi aldı ama devam etmek istemedi. Dizlerini göğsüne çekip, pencereden dışarı baktı. Dışarda güneş hâlâ ışıl ışıl parlıyordu, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi
*************************
Ertesi sabah Kenan erkenden çıkıp bir avukat aradı. Hep en erken randevuyu almak istemişti; belki de derdi bir an önce bitsin, belki kendini rahat hisseder sandı.
Avukatın bürosu küçüktü ama derli topluydu. Duvarda çerçeveli diplomalar, masada düzgün dosyalar, klasik masa lambası duruyordu. Avukat yaşlı, saçının kenarları beyazlamış, dikkatli bakışlı biriydi. Hiçbir şey söylemeden başıyla selamladı, söze başlamasını bekledi.
Kenan çekinerek karşısındaki sandalyeye oturdu, kumaşı avucunda sıkıp bırakıyordu. Elleri kontrolsüz, düşüncesiz hareketlerle kıyafetiyle oynuyordu. Sonunda derin bir nefesle konuşmaya başladı:
Bakın, sekiz yıl boyunca bana ait olmayan bir kızı büyüttüm. Eşimle boşanmak istiyorum. Ben aslında o çocuğa nafaka vermek istemiyorum.
Avukat hiç acele etmeden, sadece arada bir başını sallayarak dinliyordu. Yüzünde ne şaşkınlık, ne yargılama, tam bir profesyonel ifadesi vardı.
Elifi resmi olarak evlat edindiniz mi? diye sordu kısa bir aradan sonra.
Evet, dedi Kenan, göğsünde artan sıkıntıyla.
Doğum belgesinde baba olarak siz mi yazılısınız? diye sordu avukat biraz daha yakından bakarak.
Evet, ama Kenan cümleyi toparlayamadı.
O zaman maalesef işiniz zor, dedi avukat, gayet sakin ve kesin bir tonla.
Ne gibi zor? Kenan farkında olmadan sesini yükseltmişti. Ben öz babası değilim ki!
Avukat geriye yaslandı, söylediklerinin oturmasına fırsat verdi.
Kanunen, o artık sizin kızınız, dedi fazla uzatmadan. Bunu gönüllü olarak kabul etmişsiniz. Şimdi bir imzayla bu sorumluluktan kaçamazsınız.
Ama bu adil değil! dedi Kenan, içindeki öfkeyi bastıramayarak. Her şey kafasında çok kolaydı: Boşan, ayrıl, sorumsuzca özgürlüğüne kavuş! Ama şimdi
Kanun duyguları değil, gerçekleri dikkate alır, dedi avukat netçe. Siz onun babasısınız ve reşit olana kadar bakmak zorundasınız.
Kenan hiçbir şey diyemedi. Avukatın sözleri odada yankılandı. Önündeki masayı, duvardaki sertifikaları, avukatın sakin yüzünü görmüyordu artık. Aklında sadece Elifin küçücük yaşta baba diye ona uzanan elleri, gururla gösterdiği ilk karne notu, bisikletten düşüp ağladığında teselli ettiği anlar vardı.
Her şeyin çok kolay olacağını ummuştu. Sadece bitirecek, sorumluluk bırakmadan yeni bir başlama hayal etmişti. Şimdi ise ne kolay vardı, ne yeni. Son yıllarda kendi kurduğu düzen dönüp dolaşıp karşısına çıkıyordu. Ve bundan korkuyordu
***********************
Asuman bilgisayarının başında iki saattir oturuyordu. Odanın loşluğunda ekranının solgun ışığı yüzüne vuruyordu. Belgeleri açıyor, çıktı alıyor, tarihleri kontrol ediyordu; düzenli, adım adım ilerliyordu. Kafasında her şey çok netti: Hangi belgeler gerekecek, hangi kuruma ne zaman gidilecek… Her şey hazır olmalıydı, sonra panik yapıp bir şeyleri atlamamak için, tesadüflere fırsat bırakmamak için.
Mutfaktan fırında elmalı kek kokuları geliyordu, Elif kısa bir süre önce internetten bulduğu bir tarifle kek yapmaya çalışmıştı. Şimdi sessizce odaya girdi, kapının kenarında durup annesini izledi. Eski neşeli seslerden eser yoktu evde. Eskiden annesi içeri baksa hemen döner, Nasılsın? diye sorardı. Şimdi ise ilgisiz, hiç arkasına bakmıyordu.
Anne, babam neden bizimle yemekte olmuyor? dedi Elif, sesi titremesin diye uğraşsa da içinde bir endişe vardı.
Asuman parmakları klavyenin üzerinde asılı halde kaldı. Derin bir nefes aldı, verip anca cevap verdi, hiç dönmeden:
Çok işi var şimdi.
Elif annesine yaklaşarak kendini sarar gibi ellerini göğsünde birleştirdi.
Bizi artık sevmiyor mu?
Asumanın yüreğine bıçak gibi saplandı soru. Hemen bilgisayarı kapatıp kızına döndü, hiç düşünmeden kollarına aldı.
Elif, beni iyi dinle, dedi, sesi boğuk ama kararlı. Kimse seni sevmeyi bırakmaz. Asla. Ayrılık olsa bile sevgi bitmez. Her zaman hem benim hem babanın kızısın, tamam mı?
Elif göz kırptı, yanakta bir damla yaş süzüldü. Başını salladı, ama inançla değil, sanki kelimeleri aklında tutmak istercesine.
Ama gelmiyor dedi, sesi titredi. Önceden her gece yanımda olurdu, oyun oynardı, okulu sorardı. Şimdi yüzüme bile bakmıyor.
O da zor zamanlar geçiriyor, dedi Asuman, sesi titremesin diye uğraşıyordu. O da üzülüyor. Ama bu seni sevmediği anlamına gelmez. Bazen büyükler de üzülür, canım benim.
Elif annesine sıkıca sarıldı, yüzünü annesinin omzuna gömdü. Usulca ağladı, Asuman ise sırtını okşayıp tekrar tekrar Her şey güzel olacak. Birlikte atlatacağız. Yalnız değilsin, diyordu.
Odadaki sessizlikte, yalnızca dışarıdan esen rüzgar ve uzaklardan geçen bir araba sesi duyuluyordu. Asuman kızını kollarında tutarken, onu bu acıdan nasıl koruyacağını düşünüyor, Elifin kendini yalnız hissetmemesi için mücadele ediyordu. Kolay olmayacağını biliyordu; önlerinde çok soru, çok gözyaşı, çok zorlu konuşma vardı. Ama şu anda tek önemli şey Elifin sevilmekte olduğuna inanmasıydı. Hep. Her şeye rağmen.
Bir hafta sonra, Kenan eve tekrar geldi. Elinde anahtarlar sımsıkı, onları verecek cesareti bulamıyormuş gibi kapıda bekledi. Kapı açıldı, karşısında Asuman belirdi. Ne gülümsedi, ne bir şey dedi; sadece kenara çekilip geçmesine izin verdi.
Kenan içeri adım attı. Ev ona hâlâ yabancı geliyordu: antredeki duvar kâğıdı, ayakkabılık, mutfaktan gelen yemek kokusu her zamanki gibi. Yine de bu evde artık kendini ait hissedemiyordu.
Konuşmamız gerek, dedi, sesi düz çıkmaya çalışarak.
Asuman döndü, kollarını göğsünde kavuşturdu. Gözlerinde ne kızgınlık, ne kırgınlık sadece bıkkın bir sakinlik vardı.
Yine mi? dedi, sesi ne sertti ne kırıcı; sadece basit bir tespit.
Evet. Kenan bir adım atıp hemen durdu, ne yapacağını bilmeden. Avukatla konuştum. Nafaka ödemem gerektiğini söyledi.
Asuman başını salladı, sanki bunu zaten bekliyormuş gibi. Hiç şaşırmadı, sadece gerçeği kabul etti.
Anladım, dedi, sesi nötr. Zaten biliyordum, yeni bir şey söylemiş olmuyorsun.
Ben kavga etmek istemiyorum, dedi Kenan, gözlerini başka tarafa kaçırarak. Anlaşalım. Ben yardımcı olurum, ama mahkemelik olmadan. Dava, tartışma olmasın.
Neden? dedi Asuman, kaşlarını hafif kaldırarak, tavrını bozmayarak. Tamamen kurtulmak istemiyordun hani?
Kenan bir an susup yutkundu. Ellerini sıkıp sonra bıraktı.
Vazgeçtim, dedi sonunda başını önüne eğerek. Onu hayatımdan öylece silemeyeceğimi anladım. Kan bağım olmasa da Elif benim bir parçam. Ama seninle de yaşayamam. Bu yeni insanı seveceğimi biliyorum.
Asuman derin bir nefes verdi. Gözlerini kısa süreliğine kapadı; sanki bir sonraki cümleye güç topluyordu.
Yani gidip iyi bir baba olarak mı kalmak istiyorsun? dedi, sesinde sadece acı bir gerçek vardı. Alay yoktu.
Hayır, dedi Kenan, gözlerinde uzun zamandır görmediği bir içtenlikle. Dürüst olmak istiyorum. Onu gerçekten seviyorum. O benim kızım; kanımdan olmasa da. Ama seni artık eskisi gibi sevemem. Yeniden aşık olmam mümkün değil.
Asuman gözlerini kapadı. Bu kelimeler beklediğinden daha çok acıttı. Fakat, sonunda aradığı dürüstlük bu sözlerdeydi. Yaşanan onca yalandansa gerçek acı tercih edilir. Uzatıp çürütmektense, şimdi ve burada bitirmek en iyisi.
Peki, dedi gözlerini açıp sesi titremeden. Sen dediğin gibi katkı sağla. Ama zorunluluktan değil, gerçekten istediğin için. Elifin iyiliği için.
Teşekkür ederim, dedi Kenan kısık sesle; içinde sadece kibarlık değil, gerçek bir minnettarlık da vardı. Asumanın kavga çıkarmadığı, suçlamadığı, geçmişe tutunmadığı için…
Teşekküre gerek yok, dedi Asuman pencereye giderken. Bu senin için değil. Elif için.
Odayı sessizlik kapladı. Uzaktan gelen televizyon sesi, dışarıdan geçen araba sesleri… Karşılıklı duran iki insan; bir zamanlar hayatı birlikte yürümeye karar vermişlerdi, şimdi ayrı yollara savruluyorlardı. Fakat aralarında hâlâ Elif vardı, onları birbirine yine de bağlayan…
*************************
Üç ay geçti. Boşanma hızlı bitti belgeler imzalandı, mühürler vuruldu, artık her şey resmiydi: Kenan ve Asuman artık karı-koca değildi. Ama hayat durmadı; sadece farklı bir mecrada akmaya başladı.
Kenan verdiği sözü tutmaya gayret etti. Hafta sonları mutlaka Elifi görmeye geliyordu. Bazen evden alıyor, bazen okuldan alıp beraber şehri dolaşıyorlardı. Birlikte kafeye gidip Elifin iştahla yediği dondurmayı izliyor, Kenan kahve içerken Elifin okul, arkadaş ve hobilerini dinliyordu. Küçük hediyeler getiriyordu; istediği bir kitap, anahtarlık ya da bir resim seti Milyonluk hediyeler değil belki, ama Elif her seferinde sevinçle gülümsüyordu.
Bazen sade akşamlarda, mutfak masasının başında birlikte ödev yapıyorlardı. Matematiği birlikte çözemeseler de Türkçe ya da Hayat Bilgisinde iyi gidiyorlardı. Derste takılırlar, hikâyeleri tartışır, bazen tatlı tatlı atışırlardı. Sonrasında havadan sudan, filmlerden, yaz planlarından konuşurlardı. O anlarda sanki hiçbir şey değişmemiş gibiydi.
Bir gün, cam kenarındaki kafede oturmuşken, Elif birden ona baktı; gözleri büyük ve ciddiydi, bir çocuğa özgü saf güven ile. Uzun süre sustuktan sonra yavaşça sordu:
Baba, hep gelir misin?
Kenan dondu kaldı. Karşısında sadece kızı değil, hayatı boyunca parçası olmuş insanı görüyordu: Portföyünde unutulmuş çikolatayı bulunca gözleri parlayan Elifi, resim çizerken saatlerce dalan Elifi, yanında mutlu olan Elifi Ve anladı ki: Onu terk etmeye asla hakkı yoktu.
Elbette, dedi, sesi kararlı çıksın diye uğraşarak. Her zaman yanında olacağım.
O kelimeler sade ama apaçıktı. O anda Kenan anlamıştı ki; boşanmış olmalarına, başka bir hayata geçmiş olmalarına rağmen hâlâ onun babasıydı. Kan bağıyla değil, kalpten. Birlikte yapılan ödevlerden, kahvelerden, o özlemle beklenen buluşmalardan Paylaştıklarıyla gerçek baba olmuştu.
Asuman ise eski evlerinde pencere kenarına dayanmış, onları bekliyordu. Birbirlerini görüyordu; Kenan bir şeyler anlatıyor, Elif heyecanla dinliyordu. Asuman usulca gülümsedi. Artık içinde sızı değil, huzur ve kabul vardı. Her şeyin iyi olacağını biliyordu. Çünkü sevgi öylece yok olmazdı, sadece biçim değiştirirdi. Şimdi koca-koca aşk değildi; ana-kız sevgisi, baba-kız sevgisi olmuştu. Bu da yeterdiO bahar sonuydu. Parktaki ağaçların altında, Elif salıncakta usulca sallanıyordu; ayaklarıyla yeri itiyor, gözleri gökyüzünde bulutları izliyordu. Kenan biraz ileride bankta oturmuş, kızına bakıyorduyüzünde hafif bir tebessüm, içinde karmaşık ama huzur dolu bir his. Asuman, parkın gölgeli köşesinde uzaktan onları izledi; yan yana değillerdi ama artık yolları yarışmıyor, usulca aynı yöne akıyordu.
Elif gözlerini gökyüzünden babasına çevirdi. “Baba, bak ne kadar yükseğe çıktım!” diye seslendi. Kenan gülümsedi, elini uzatıp havada hayali bir destek oldu ona. Salıncağın ucunda, sanki eski günlerin güvenini tekrar bulmuştu Elifve Kenan ilk kez, kızının gözlerindeki ışığın kendi sorumluluğunda parladığını hissetti.
O gün akşam, Elif yorgun ama mutlu eve döndü. Odasında, defterine yeni bir hikâye yazdı. Başlığı vardı: “Ayrı Evlere Düşen Sevgi”. Son satırına şunu yazdı: “Annem ve babam artık aynı evde değiller. Ama biri gittiğinde diğeri geliyor. Ve gördüm ki yerleri, hayatları değişse de, kalbimdeki yerleri hep aynı kalıyor.”
Asuman defteri bulup okuduğunda gözlerinden yaşlar süzüldü ama içi sımsıcak oldu. Kenan ise ertesi hafta Elif’e, birlikte gerçek gökyüzünü tarayacakları bir teleskop getirdi. Ertesi gece üçü, pencerede baş başa oturup yıldızlara isimler verdiler. Bazen hayat, yarım kalmazdıfarklı biçimde, ama bütünüyle devam ederdi.
Ve o andan sonra Elif için dünya bambaşka döndü. Belki eksik bir masa, kimi günler içe işleyen bir sessizlik vardı. Ama her şeye rağmen, biraz acı, bolca umut ve sonsuz sevgiyle yeni hikâyeler başlamıştı. Çünkü en güzel hikâyeler, en zor bitişlerden sonra yazılırdı.




