Masal Gibi Bir Hayat

Bir Masalmış Gibi Bir Hayat

O sabah, Zühre uyanınca gökyüzünün alışılmadık bir maviliği ve pencere önünde ötüşen serçelerin cıvıltısı arasında tuhaf bir duyguya kapıldı: bugün farklı bir şey olacaktı. Evde her şey olağan gibi görünüyordu. Eşi sabah işe çıkarken yanağından öptü ve Sen benim en kıymetlimsin, dedi. Zühre gülümsedi; masa örtüsünde hala dün akşamdan kalma bir kırıntı, içeriden çocuklarının hafif gürültüsü geliyordu.

Zühre, hep bu mükemmel kelimesiyle ölçerdi hayatını. Mükemmel eş Özgür, başarılı bir iş insanı, kibar, ilgili. Mükemmel çocuklar oğulları üniversite öğrencisi, kızları lisede, ikisi de akıllı uslu ve sorunsuz. Şehrin göbeğinde ferah bir daireleri, hafta sonları kaçtıkları bir yazlıkları, yolda dikkatleri üzerine çeken bir arabaları vardı. Ve kendisi… kırk beş yaşında olmasına rağmen otuz beş gösteriyordu; elleri bakımlı, teni pürüzsüz, giyimi zarif.

Arkadaşları ona bakıp iç geçirirdi: Zühre, senin hayatın masal gibi vallahi! O ise mütevazı bir şekilde başını eğer, Kısmet, derdi. Oysa içten içe bilirdi ki, bu şans meselesi değildi. O, yaşamayı, konuşmayı, giyinmeyi, evi çekip çevirmeyi, eşini desteklemeyi, çocuklarını büyütmeyi en doğru şekilde öğrenmişti. Tüm enerjisini, varlığını bu mükemmellik kimliğine yatırmıştı. Kendi payından hiç saklamadan.

Özgür, onun evreninin merkeziydi. Üniversitenin dördüncü yılında tanışmışlardı. Akıllı, yakışıklı, aile terbiyesini almış bir gençti. Tüm kızlar ona hayrandı ama Özgür Zühreyi seçmişti. O, bu şansı neredeyse aklına mukayyet olamayacak kadar büyük bir sevinçle karşılamıştı.

Bir yıl sonra evlendiler; ardından Özgürün işi, Zührenin muhasebe müdürlüğüne yükselmesi, çocukların doğumu… Her şey orkestra gibi düzenli ilerliyordu.

Arada bir rüya sızardı gündelik hayata. Zühre birden, Özgürün cama dalıp uzaklara bakışına tanık olurdu. Bazen iş gezisindeyken aramaları seyrekleşirdi. Bir akşam, Özgürün yüzüne düşen yabancı, hüzünlü gölgeyi yakalardı.

Ne oldu? Diye sorardı Zühre.

Hiç, yorgunum biraz, cevabı gelirdi.

Bir önemi olduğunu düşünmezdi çoğu zaman herkes yorulmaz mıydı? Sonuçta işle uğraşmak ağır işti.

***

Bir salı günü Zühre, Özgürün isteğiyle ofisine uğradı; birkaç evrak imzalaması gerekiyordu. Sekreter yeniydi, yüzü allak bullak, Özgür Bey şu an toplantıda, bekler misiniz? deyiverdi. Zühre elini salladı: Tanıdık sayılırım, merak etme.

Kapıyı tıklatmadan girdi.

Özgür masasının başında ekrana kilitlenmişti. Bilgisayarda genç, uzun sarı saçlı, gözlerinde garip bir hüzün taşıyan bir kadının fotoğrafı vardı. Zühre, düşüncesizce baktı o kadına: Tuhaf, yanında sekreter varken başka kadınların fotoğraflarına mı bakıyordu?

Evrakları almak için geldim, dedi.

Özgür irkildi, kapağı aceleyle kapatsa da Zühre bunun bir savunma hareketi olduğunu hissetmişti.

Al işte, hepsi burada, dedi karışık bir sesle. İmzala, bırak, ben sonra alırım.

Kim o? diye sordu Zühre, dikkatli ve tuhaf bir sükunetle.

Ne? Kollektif bir toplantıdan, iştendir, dedi Özgür, gülümsemeye çalışırken gözleri titredi.

Ekranda saatlerce iş fotoğrafı mı incelenir?

Zühre, lütfen abartma

Zühre bir şey demedi, evrakları alıp çıktı. İçine usanmaz bir şüphe tünedi.

***

Araştırmaya istemsizce başladı. Bir akşam, Özgür duş alırken onun telefonunu karıştırdı. Gizli yazışmalara ulaştı. Zühre şifreyi bilirdi kızlarının doğum günüydü. Özgür asla parolasını değiştirmezdi.

Özledim, diye yazmıştı biri.

Ben de. Yakında görüşeceğiz, cevabı vardı.

Eşin şüpheleniyor mu?

Hayır. Her şey yolunda.

Satır satır okudu Zühre. Beş yıl Beş yıldır bu ilişki sürüyordu. Beş yıl boyunca, Zühre akşam yemeği hazırlamış, çocuklarını büyütmüş, sabahları Özgürü gülerek uğurlamıştı. O ise kalbinin bir kısmını başka bir hayata ayırmıştı.

Mesajların daha eskilerine indi. Fotoğraflar, dokunaklı sözler, buluşma planları. Bir cümlede yüreği soğudu:

Bilirsin, sen benim tekimsin. Daha üniversiteden beri. O zaman şartlar olmasaydı ayrılmazdık asla. Zühre iyi bir kadın, ama kader işte.

Bir, iki, üç kez okudu bu satırı.

Tekimsin. Üniversiteden beri. Şartlar

Demek ki yıllardır o sevilen değil, seçilen, uygun görülen, yanında bulunmuş doğru seçenek olmuştu.

Akşam mutfakta pencere önünde beklerken ne yapacağını, çocuklara ne söyleyeceğini, yılların yalan olup olmadığını düşündü.

Özgür geldi. Zührenin yüzündeki donukluğu görünce her şeyi anladı.

Her şeyi biliyorsun, dedi, sanki bir vücut dışı sesiyle.

Biliyorum. Kim o?

Özgür uzun süre sustu. Sonra sandalyesine çöküp elleriyle yüzünü kapattı.

Affet, dedi. Böyle öğrenmeni istemezdim.

Nasıl isterdin? Sonsuza kadar öğrenmememi mi? Ya da sen bizimle yaşarken onu mu özlemeni?

Her zaman değil, diye fısıldadı Özgür savunmasızca.

Yalan söyleme. Tekimsin, Üniversiteden beri. Anlat her şeyi. Gerçek nedir, bilmek istiyorum.

Ve Özgür anlattı.

Kadının adı Nisandı. Üniversitenin birinci sınıfında tanışıp vurulmuşlardı. Birlikte olmaları hayalden de öte bir şeydi. Evliliğe ramak kala, Nisanın ailesi karşı çıktı; Özgürü istemediler para, nüfuz yoktu. Nisan başka bir şehre yollandı, neredeyse hapsoldu. Onu uygun bir taliple evlendirdiler. Nisan mektuplar yazdı, ama karşı koyamadı.

Özgür iki yıl bekledi. Sonra Zühre ile tanıştı. Akıllı, güzel, köklü aileden. Neden olmasın? dedi. Hayat devam ediyordu.

Evlenip çocuk yaptılar. İşini özellikle Nisanın ailesine inat büyüttü kendine ve onlara başarılı olduğunu göstermeye çalışıyordu. Nisan ise yıllarca silik bir hayaldi.

Beş yıl önce tesadüfen rastlaştık, dedi Özgür kısık sesle. Nisan boşanmıştı. Yalnızdı, çocuğu yoktu. Alev hemen yeniden tutuştu. Engelleyemedim.

Benimle engelledin mi? dediklerinde yirmi yıl boyunca senin savaşın mı oldum?

Sana saygım sonsuz, dedi Özgür. Mükemmel bir eş, evin direği, çocukların annesisin. Hayatımı sabitleştirdin.

Ama aşkı benden hiç almadın. Ben sana uyumlu kadın oldum senin uygun hayatına. Gerçek aşk ise üniversitede kaldı.

Sessiz kaldı Özgür. Çünkü bu doğruydu.

***

Toplanmak kolay oldu. Zühre şunu bilirdi; eğer gidilecekse hemen gidilirdi. Bağırış çağırış yok, masal tadında bir ayrılık yok. Başkasının aşk dramında bozuk para olamam.

Çocuklara sakin anlattı. Oğlan, babasıyla yüzleşmek istedi, Zühre izin vermedi: Bizi ilgilendirir, siz karışmayın.

Kızı ağladı: Anne, yalnız ne yapacaksın?

Kendi varlığım bana yeter. Az mı sence?

Başka bir semtte küçük bir ev kiraladı.

İlk aylar karanlık geceler gibiydi. Uyumadan tavana bakıyordu. Gündüz ofiste çalıştı, gülümsedi, alışveriş yaptı. Ama geceleri tekrar tekrar yaşadı o yılları. Her seni seviyorumu, her kutlamayı, her yolculuğu Bunların hepsi yalanmış. Güzel, sıcak, serap gibi, ama yalan.

En acısı ihaneti öğrenmek değildi. Kendisini bu kadar akıllı, güçlü, mükemmel sanırken hiçbir şey fark etmemiş olmasıydı. Farkedebilecek cesareti yoktu, çünkü kendi kurduğu masalcıcamda kendine yer ayırmıştı.

***

Bir yıl geçti; yaraları kabuk tutunca, Zühre mahalledeki eski bir dostuyla karşılaştı.

Duydun mu, dedi kadın. Özgür evlendi. O eski sevgilisiyle, Nisanla! Üniversitede büyük aşk yaşarlarmış. Tam bir film gibi!

Zühre başını salladı. Karşısında eski bir masumiyetle.

Biliyorum, dedi. Gerçekten romantikmiş

Eve dönüp uzun süre mutfakta duvara baktı. Sonra ilk kez o yıl ağladı.

Artık acıdan değil acısı durmuştu. Olan bitene üzüldü. Yıllarca yalnızca arka planda, dekorda, adamın gerçek aşkına kadar beklemiş biri olduğunu anlayınca ağladı.

Çocuklarını dünyaya getirdi, evi kurdu, işini destekledi, eşinin ailesine baktı, dostlarını ağırladı. Ama Özgür, kalbinin bir köşesini sürekli başkasına ayırdı. Hiç değiştiremeyeceği şey buydu. Kimseye kalbini zorla açtıramazdın. Baştan as oyuncu olmadıysan, rol verilmez sana.

***

İki yıl daha geçti.

Zühre yalnız yaşamayı öğrendi. Hem de sevdi. Artık yedide sofra zorunluluğu yoktu. Eve geç geldiğinde sitem eden olmadı. Pencereden hüznüyle başka kadınlara giden bakışlar artık yoktu. Çocuklar büyüyüp kendi hayatlarına karıştı. Oğlu evlendi, kızı yüksek lisansa başladı. Zühre, onlarla hala dostça sohbet eden, eğlenceli bir anne oldu.

Arkadaşları sorardı: Zühre, peki hiç mi biri olmadı? Bak hâlâ gençsin. O omzunu silkerdi: Henüz özgürlüğümü doya doya yaşamadım.

Ama gerçek sebep daha derindi. Bir daha sadece uygun biri olmaktan korkuyordu. Güzel lafların ardında yeniden ilgisizlik çıkmasından. Birinin gerçek aşkını beklerken kendisini yedek kulübesinde bulmaktan çekiniyordu.

Kendi başıma kral olayım, dedi. En iyisi bu.

Bir akşam eski bir kutudan düğün fotoğraflarına rastladı. Uzun süre baktı, gençliğine, eski hayallerine, kendi gözlerindeki ışığa. O zamanlar bu mutluluğun sonsuz olduğu sanırdı.

Şimdi? Albümü kaldırıp en ücra köşeye koydu. Atmadı anısı anıdır. Ama göz önünde de bırakmadı.

Pencereye güneş vurmaya devam etti. Alt kattan tadilat sesi geliyordu. Hayat sürüyordu.

Zühre aynanın karşısına geçti, kendine baktı. Bakımlıydı, sırf kendi için kibar, gözlerinde huzur vardı.

Aferin, dedi aynadaki kadına. Başardın.

Bu doğruydu. Gerçekten başarmıştı. Daha iyi birini bulduğu için değil kendini bulduğu için.

Bir zamanlar kaybolmak üzere olduğu, o mükemmel kadına yetişmek uğruna neredeyse tamamen vazgeçtiği, tek başına da tam olabilen, kendisinin değerini bilen Zühreyi

Ve bu paha biçilmez bir şeydi.

Bu arada Özgür bazen arıyor. Hal hatır soruyor. Doğum gününde kutluyor. Zühre nazikçe, kısa cevaplardı, sonra kapatırdı.

Artık Özgüre kızgın değildi. Kırgınlık çooooktan geçmişti. Sadece dinginlikle bildiği tek gerçek kalmıştı: Zühre iyi bir eş olmuştu. Ama Özgür onun adamı değildi. Bunu ikisi de ancak geç anlamıştı.

Nisan Şimdi Zührenin eski evinde, eski eşiyle yaşıyor. Ve Zühre, ikisinin mutlu olduğunu duymuştu. İçten içe sevinmişti bile. En azından birinin masalının sonu iyi bitmişti. Kendi masalı ise başka bir biçimde devam ediyordu.

Bugün Zühre yoga dersine gidecek. Sonra kafede bir arkadaşıyla buluşacak. Akşam ise oğlu ve geliniyle, şehrin yeni mekanında akşam yemeğinde olacaktı.

Hayatı doluydu. O hayatı kendisi kendi elleriyle doldurmuştu.

Bazen yatağa uzandığında, eğer her şey başka olsaydı diye düşünüyordu: Belki Özgür ona gerçekten aşık olsaydı, yaşlanınca da el ele kalsalardı, birlikte torunlarını sever, köyde evi birlikte boyarlardı

Sonra öbür yana dönüp uykuya dalardı. Çünkü olmayanı düşünmenin anlamı yoktu. Yaşanan yaşanırdı. Ve o, içinden zaferle çıkmıştı.

Başka kimseyi yenmediği halde. Sadece kendini kaybetmeden kaldığı için.

Rate article
Lifequest
Masal Gibi Bir Hayat