Evine doğru telaşla yürürken Tolganın aklında, eşi Semanın ona hamile olduğunu söylediği o sabah canlanıyordu. Semayı neşelendirmek ve şaşırtmak isteyen Tolga, bol vitaminli meyvelerin de olduğu şık bir akşam yemeği hazırlamıştı. Üç yıl boyunca süren umutlu bekleyişler, denemeler ve hüzün sonrası gelen bu müjde, Tolga’yı tarifsiz bir mutluluğa boğmuştu.
Sema eve gelmeden önce, Tolga Kadıköydeki bir kuyumcuya uğramış, Semanın yorgun yüzünde bir tebessüm yaratacağını düşündüğü zarif bir çift küpe almıştı. Yalnız eve döndüğünde Semayı bitkin, solgun ve buruk buldu. Yatağına geçti ve hemen uyumak istediğini söyledi. İçini kemiren endişeyle Tolga doktora ulaşmak istedi ama Sema, iyi olduğunu söyleyip Tolgayı yalnız bırakmaya ikna etti.
O gece az konuşmuşlardı; neşeli hazırlıklar, özenle süslenen sofra dokunulmadan kaldı. Günler su gibi akıp geçti ve nihayet beklenen o an geldi, Sema sancılanmaya başladı. Hastaneye koştular. Hemşirenin haberiyle yürekleri kabardı: Bir oğulları olmuştu.
Ancak Tolga, doğumdan sonra doktorun odasında hiç beklemediği bir gerçekle yüzleşti. Doktor, bebeklerinin sağlık durumunun genel olarak iyi olduğunu, fakat ayaklarındaki bir sorun nedeniyle yürüyemeyebileceğini açıkladı. Üstelik Sema, o anda bebeği büyütmekten vazgeçtiğini çoktan söylemişti.
Tolga, sarsılmış ve şaşkındı. Semayı kararından döndürmeye çalıştı; yalvardı, onun evlatlarını bırakmaması için anneciğinin de desteğini aldı ama Sema ayrılmakta kararlıydı. Neticede Tolga, oğlunu yalnız başına büyütmeye karar verdi. Semanın eşyalarını toparladı, apartmanın kapısını kilitledi, bebek için yeni bir beşik ve puset aldı.
Günler geçerken Tolganın tek gayesi oğlunun rahatsızlığını anlamak oldu. Saatlerce araştırma yaptı, yardım alabileceği herkesin kapısını çaldı. Mahalleden bir kadının çocuğuyla ilgili tecrübesi olduğunu duyunca umuda kapıldı. Ziyarete gittiğinde yaşlı bir kadın beklerken, karşısına genç ve hayat dolu Elif çıktı. Yardım teklifini kabul etmişti fakat bir şartı vardı: Tolga ve oğlu onunla birlikte yaşayacaktı.
Altı ay geçti; minik Doruk evin içinde emeklemeye başlamıştı. Günler geçtikçe, Tolga ile Elif arasında derin bir bağ kuruldu. Yaş farklarını hiç hissetmediler. Tolga duygularını çekinmeden Elife anlattı. Elif de aynı tutkuyla karşılık verdi ve evlenmeye razı oldu. Artık Dorukun sevgi dolu bir annesi, Tolganın ise özverili bir eşi vardı.
İki yıl sonra, Tolga, Elif ve Doruk yine aynı hastane koridorunda sevinç içerisindeydiler; ikinci bebeklerinin doğumunu kutluyorlardı. O sırada yolları Semayla kesişti. Sema, hastane köşesinden koşup oynayan Doruku fark etti; bir an başını kaldırıp ona hayranlıkla baktı. Yüreğinde bir sızı, gözlerinde derin bir şaşkınlık vardı.




