Seni çok özlediğim için ziyarete geldim, ama çocuklar yabancı gibi davranıyor.

Anne babalar hep çocuklarını düşünür ya, bazen de büyüyüp kendi hayatını kuran çocukları onları biraz yarı yolda bırakabiliyor. Bugün sana anlatacağım hikayedeki yetişkin kızlar da tam böyle.

Hikaye Sevim ablaya ait.

Sevim abla üç çocuk büyüttü. Artık hepsi de yetişkin, kendi başlarının çaresine bakıyorlar. Büyük oğlu, Erkan, yurtdışında çalışıyor, orada bir ailesi var. Bayramlarda fotoğraf ve kartpostal yollar, Sevim abla onları saklar, ara ara eline alıp bakar, iç çekerek

Oğlum, seni çok özledik. Belki bir gün ziyaretimize gelirsin? Hiç değilse torunlarımızı ve gelinimizi tanırdık, diye mesaj atar bazen ona.

Ortanca kızı, Funda, subay biriyle evli. Sık sık başka başka şehirlere taşınıyorlar. Bir kız çocukları var, ara sıra uğrayıp el öpmeye gelirler. Sevim ablanın eşi de damadını sever, Kızımız iyi bir eş buldu, der.

En küçük kızı Özge ise biraz daha farklı bir yol seçmiş. Bir zamanlar evliymiş, bir oğlu olmuş ama sonra eşi onları terk etmiş. Annesinin Kızım İstanbula git, belki yeni bir hayat kurarsın, demesiyle şehre taşınmış, orada bir tekstil atölyesinde iş bulmuş, oğlunu da yanında götürmüş.

Sonra bir gün Sevim abla, Özgeyi ziyarete gitmek istemiş.

Beni bir hafta idare edersin değil mi? diye sorar eşine: Özgeyi görmedim uzun zamandır, gidip özlem gidereyim.

Eşi, Sadık amca, Sevim ablayı terminale kadar bırakır. Elinde ağır torbalar var, ama kızına elinden geldiğince yardımcı olmak istiyor ya, o yüzden sesini çıkarmaz. Sevim abla saatlerce otobüste yol yapar, bir de ikinci sınıf koltuklardan bilet bulmuş; yorulsa da heyecanı ağır basıyor, çünkü yıllardır kızını görememiş.

Beni aramadan gelmişsin, demiş Özge o gün. Ben de bugün mesaideyim. Akşamdan önce gara gelip alamam seni.

Canım, sana sürpriz yapmak istedim! diyor annesi. Bekle beni birazcık, tamam mı? Tamam, olur, deyip kapatıyorlar. Sevim abla beklemiş beklemiş, sonra kendi başına eve doğru yürümüş.

Kapıyı çaldığında torunu açıyor, büyümüş, neredeyse babasına çekmiş.

Vay benim aslan oğlum! diye sarılıyor Sevim abla torununa. Çocuk hafifçe sıyrılıyor, Anneanne niye daha önce gelmedin? diye soruyor yorgunca. Evi toparladım, masayı kurdum, sen geliyorsun diye erken çıktım işten, mantı yaptım, dolma sardım.

Tam o sırada Sevim ablanın telefonu çalıyor, Sadık amca arıyor: Nasıl, iyi misin, yardımcı oldu mu biri, ulaştın mı eve? Sevim abla durumlarının iyi olduğunu, Özge ile oğlunun masada akşam yemeği hazırladıklarını anlatıyor.

Yemekte, mantıları tabaklara koyarken Özge soruyor: Anne, kaç tane yersin, bir mi iki mi? Sevim abla açlıktan üç tabağı birden yiyebilirdi ama utanıyor, Birkaç koy tabağa, sonra bakarız, diyor.

Masada beş tabak mantı var, başka da pek bir şey yok. Sevim abla diyor ki, İçleri daralıp para sıkıntısı çekiyorlar galiba, ben yardım etsem iyi olacak. Derken, yemek biter bitmez Özge soruyor: Anne, sen ne zaman döneceksin? Sevim abla bozuluyor tabii, İstersen yarın sabah çıkayım gideyim, diyor hafif kırgın bir sesle.

Tüm gün yalnız başına kalıyor evde. Akşam olunca her biri odasına çekiliyor, Özge arkadaşlarıyla çıkıyor; torunu da üst kata komşularına. Anneannenin etrafında kimse kalmıyor.

Sevim abla sıkıldıkça anlıyor ki, burada ona kimsenin ihtiyacı yok aslında. Toparlanırken duyuyor torunu Özgeye Ne zaman geliyordu amca, futbol maçına gidecektik, diyor.

Anneannen gidince gelir, cevabını veriyor Özge.

Kalbi kırık Sevim abla çantasını kapıp çıkıyor, kimseye elveda bile demiyor. Sadık amca da dört gözle onu bekliyor. İşte geldin, seni çok özledim, diye karşılıyor kapıda. Oysa yıllarca evlatları için uğraşıp didinmişlerdi, şimdi bakıyorsun, ne çocukların ne de torunların onlara ihtiyacı kalmamış gibi Yaşam bazen böyle acımasız işte, dostum.

Rate article
Lifequest
Seni çok özlediğim için ziyarete geldim, ama çocuklar yabancı gibi davranıyor.