6 Mayıs
Bugün yine içime sığmayan duygularım var. Her şey üstüme üstüme geliyor gibi. Sabah annem aradı: Kızım, nasılsın? Oğlun nasıl? İsmini koydun mu? diye sordu. Cevap veremedim, kelimeler boğazımda düğümlendi. Daha adı yok onun. Yeni ailesi ne isim vermek isterse onu koyar Bırakacağım onu, anne. Bırakacağım Kimseye lazım değiliz, bu dünyada bir başımıza kaldık, dedim.
Açıkçası hâlâ kararsızım. Hem oğlumu bırakmaya hem de burada yalnız yaşamaya gücüm var mı, bilmiyorum. Hemşire yine geldi, Zeynep Hanım, bebeğinizi emzirmeniz için getireyim mi? diye sordu. Yok, söyledim ya Vazgeçeceğim, bırakacağım, dedim. Hemşire başını sallayarak çıktı. Duvarda gölgemle baş başa kaldım. Artık tutamadım kendimi, usulca ağladım. Oda arkadaşım Meryemin ve diğerlerinin bana bakışlarını hissettim, ama kimse konuşmadı. Onlar çocuklarını severken ben oğlumu kucağıma almaya bile çekiniyordum.
Gece yarısı hastaneye geldim, her şey çok hızlı gelişti. Oğlum üç buçuk kilo doğdu, sağlıklı, kırmızı yanaklı bir bebekti. Ona ilk bakışımda, nedense içimde hüzün vardı, sevinç yerine. Her şey yolunda, neden ağlıyorsun ki? Güzel de bir erkek çocuk, sağlıklı ve iri. Belki de kız çocuğun olsun istemiştin, değil mi? Üzülme, bir daha gelir, kızını da doğurursun, dedi bir hemşire. Bırakacağım onu Almayacağım yanıma, dedim.
Bak şu işe, dedi başka bir kadın. Bu nasıl bir karar? Otur, iyice düşün, senin evladın, hiç mi kıyamazsın? Yatak arkadaşım Meryem az önce koridordaydı, kocasıyla kızlarının ne kadar tatlı olduğunu anlata anlata gülüştüler. Sonra annem geldi, yanında bir poşet. Bana döndü: Kızım nasılsın? Oğlun nasıl? İsmini koydun mu? dedim ki, İsmi yok onun. Yeni sahipleri isterse koysun. Anne, bırakacağım ben onu. Kimseye lazım değiliz, bir başımıza kaldık.
Anneme sarıldım, yüzümü ellerime gömdüm, yine ağladım. Meryem sessizce kocasını uğurladı ve odadan çıktı.
Kızım, yalnız değilsin, ben senin yanındayım. Ama Tolga tam bir sorumsuz, onun yaptığını anlatmaya kelime yetmez. O sevgilisi Zeynepe, oğlu ondan değil diye yalanlar uydurmuş. Onun gibi bir adam için teslim olma. Belki aklı başına gelir, döner. Bak sana süt olsun diye cevizli börek getirdim, oğlunun adını da Kaan koy, dedi annem.
Poşeti gece masama tıkıştırdım. Koridordan bebek ağlama sesleri geliyordu. O benim mi? dedim çekinerek. Senin oğlun, dedi hemşire. Alabilirim, emzirmek isterim, dedim. Hemşire oğlumu getirdi, ağlıyordu, yüzü kıpkırmızıydı. Ağlama Şimdi annen karnını doyuracak, dedim ona.
Emzirmeyi beceremedim önce, Meryem yanıma geldi, bana yardım etti. Oğlum hemen sustu, emmeye başladı. Küçük minik burnuna, çatık kaşlarına bakınca içimde bir sıcaklık yayıldı ne kadar da sevimliydi, emek verince insan bağlanıyor işte.
Artık her beslenme saatinde Kaanı bana getiriyorlardı. Onu izlemek, yanaklarını sevmek içimi ısıtıyordu.
Bir gün Meryem sordu: Yanına kim gelmişti? Tatlı biri gibi geldi bana. Yok, kayınvalidemdi, dedim. Annem ben küçükken vefat etti. Babam sürekli başka işlerdeydi, ben teyzem büyüttü. Sonra evlendim, kocamın evine gelin gittim. İyiydik, ta ki Tolga sevgili yapıp bizi terk edene kadar. O gitti, bana da bakmaz oldu. Havada aşk kelimeleri uçuşuyordu, ama kapıma kilit vurulduğunu hissettim.
Şimdi ne yapacaksın, çocuğunla nereye gideceksin? diye sordu Meryem. Kayınvalidem birlikte yaşamayı öneriyor, o da yalnız. İyi biri, bana hep iyi davrandı, dedim. Git onunla yaşa, çocukla ilgilenir, sana destek olur. Belki de eşin hata yaptığını anlar, döner geri, dedi Meryem.
Dediği gibi yaptım. Hatice Hanım bana kapılarını açtı, oğluna kavuşamasa da torunuyla teselli buldu.
Kaan bir aylıkken Tolga aniden çıkageldi. Ben marketteydim. Hatice Hanım kapıda karşılamış. Anne, ben Asumanla Almanyaya çalışmaya gidiyorum. Uğradım, elini öpeyim, bir de bir miktar para
Hiç acımam sana. Hamile eşini bırakıp gittin, az kalsın torunumu hastanede terk edeceğini bilmiyorsun. Baban olsaydı, ağır konuşurdu sana. Para isteme benden, torunuma lazım, sen kendin kazanırsın!
Kaan ağlamaya başladı, Hatice Hanım hemen yanına koştu. Çocukla ilgilenmeyecek misin?
O benim çocuğum değil O Zeynepin yalanı, niye benim ilgimi çeksin ki? dedi Tolga soğukça.
Hatice Hanım işten ayrıldı, yerine beni aldı. Kaan kreşe başladı. Üçümüz mutlu bir aile olduk.
Bir gün komşumuz Sevim abla sordu: Hatice, gelinin gitmeyecek mi? Hiç görülmüş şey değil, kayınvalideyle gelin yaşar, oğlu ortada yok. Bana Zeynep oğlumdan daha değerli, torunum da en kıymetlim. Onlar için yaşıyorum, Sevim, dedi kayınvalidem.
Sonra dikkatimi çekti, Zeynep kendine daha fazla özen göstermeye başladı, akşamları dışarı çıkar oldu. Zeynep, kiminle görüşüyorsun, anlat bakalım, dedi Hatice Hanım gülerek. Anne, bir şey yok aslında, mahalleden bir bey. İstanbula akrabalarını ziyarete gelmiş, öyle tanıştık, gezmeye çıktık arada.
Her şeyi biliyor mu, Kaandan haberi var mı? diye sorunca, Evet, her şeyi gayet iyi biliyor, dedi Zeynep. O zaman getir tanıştır, iyi bir adamsa hayırlısı, dedi Hatice Hanım.
Adamın adı Murattı. Kocaman bir sepet dolusu çilek ve annesinin el emeği börekle geldi. Kaana oyuncak arabalar ve futbol topu hediye etti. O akşam öyle güzel geçti ki, Muratın anlattığı hikâyelere gülmekten gözlerim yaşardı.
Zeynep misafir gittikten sonra hemen annesine döndü: Anne, nasıl buldun Muratı? İyi insan, değil mi?
Tabii ki iyi. Saygılı, eğitimli, en önemlisi seni deli gibi seviyor. Şansını kaçırma kızım!
Bir ay sonra Murat ailemi istemeye geldi: Merak etmeyin, Zeyneple Kaana gözüm gibi bakacağım. İzmirde büyük bir evim var, orada yaşayacağız. Zeynepi ve Kaanı ailem gibi kabul ediyorum, bana dua edin.
Böylece Zeynep, Murat ve Kaan İzmire taşındılar. Hatice Hanım onları uğurladı, içi buruktu ama mutluydu. Onlar mutluysa, ben de huzurluyum, dedi. Artık yalnız kalmıştı ama duaları hep onların üzerindeydi.
Bir yıl geçti. Bir gün kapı çaldı, Tolga gelmiş. Yanında bakımsız, küçük bir çocuk. Allah aşkına, Tolga, bu ne hal? Çocuğun üstü başı perişan.
Anne, Asuman yok artık. O başka bir adamla gitti. Paralarımızı bitirdi, evim de yok Bir tek sen varsın diye buraya geldim.
Zamanında geldiğini söyleyemem. Sen burada beni yıllarca sormadın, şimdi gelip sahip mi çıkıyorsun?
Asuman yalan söylemiş zamanında, çocuk benim değil demiş, ben de inandım. Şimdi oğlumu görmek istiyorum. Nerede?
Sen kendi şansını harcadın. Zeynep evlendi, yeniden mutlu oldu. Kaanı Muratın nüfusuna geçirdiler, senin oğlun yok artık. Ben de toplandım, İzmire gidiyorum, Zeynep doğurdu şimdi bir kız, yanında olacağım. Sen burada evi bil, ben gidiyorum, dedi Hatice Hanım.
Trende giderken düşündü: Hayat bazen hiç umulmadık şekillerde karşımıza çıkıyor. En büyük mutluluk, birine faydamızın dokunduğu, birini sevdiğimiz ve sahip çıktığımız zaman. Eğer başta Zeynepe sahip çıkmasaydım, kim bilir şimdi hangimizin hayatı nasıl olacaktıİzmire varınca Zeynep, Murat ve Kaan istasyonda onları büyük bir kucaklaşmayla karşıladılar. Hatice Hanım torununu, yeni doğan torununun minik ellerini, kızının huzur dolu bakışlarını seyrettikçe eskiden içini kemiren yalnızlık duygusu usulca silindi gitti.
Balkonda oturup çay içerken, güneşli masanın etrafında çocuklar neşeyle koşturup gülerken Hatice Hanım içinden şükretti. Her şeyin bittiğini sandığı anlarda, yeni bir hayat başlamıştı. Zeynep, elini annesinin elinin üstüne koydu. İyi ki varsın anne, dedi sessizce. Murat da uzandı, Siz olmasaydınız aile olamazdık, diye ekledi. Kahkahalar çocuk seslerine karıştı.
Hayat tam da böyle, diye düşündü Hatice Hanım: Bir kapı kapanırken diğeri aralanıyor. Kırık kalpler zamanla iyileşiyor, sevgiyle yeniden çarpıyor. Herkesin kaderinde, bir yerde, sevildiğini bilen, değer verilen bir yuva mutlaka var.
Gözlerinden yaşlar süzüldü, bu kez hüzünden değil, saf bir mutluluktan. Dualarının cevabını bulduğuna inandı. Uzaktan çığlık atarak ona koşan Kaanın sesiyle irkildi. Torunu ona sıkıca sarıldı. O anda Hatice Hanım anladı: En büyük armağan, vazgeçmenin değil, seve seve yanında olmaya devam etmenin gücündeydi.
Ve o sofrada, eskimiş bardaklarda paylaşılan çay ve kahkahalarla birlikte, huzur sanki o evin yeni adı oldu.



