Bugün işten eve döndüğümde mutfakta beni hazırlı bir akşam yemeği bekliyordu. Şaşırdım; genelde Zehra mutfakta olurdu ama ortada yoktu. Merak edip odalara bakarken, yatak odasında yere çökmüş valizine bir şeyler yerleştirdiğini gördüm.
Zehra, nereye gidiyorsun? dedim endişeyle.
Başını kaldırmadan, Hastaneye, İstanbula sevk ettiler. Sağlığımla ilgili bazı kötü şüpheler var, dedi birden.
Kötü şüpheler mi? Ne demek şimdi bu? Annenden biliyoruz ya Yoksa? diye söyledim elimde olmadan.
O an, Zehra’nın korkusu gözlerinden okunuyordu. Yıllardır birlikteydik, kırkına yakın evlilik yılı devirmiş, iki çocuk büyütmüştük. Evi çekip çeviren hep Zehraydı. Temizlik, yemek, ütü, çocukların takibi Bir an bile şikâyet ettiğini duymadım. Her şey kendi başına, sessiz sedasız halloluyordu sanki.
Ben de tabii, erkek işi sayılmaz diye evde tek bir tabağa bile elimi sürmezdim. O ise hem evin işlerini çevirir hem de ilçedeki kooperatifte benimle beraber muhasebeciydi. Akşamları eve geldikten sonra evi toplar, yemek pişirir, her bir işi tek başına yapardı. Ben ise koltukta televizyonu açar, biraz dert yanar, sonra sessizce uyuklardım. Hiç yardıma kalkışmamıştımsanki öyle olmalıydı. Erkek adam bulaşık mı yıkar, ne gerek var?
Geçen hafta Zehra izin almak zorunda kaldı. Rahatsızlanınca, Biraz vitamin alsan? dedim. Bahar yorgunluğudur diye geçiştirdim.
Akşam Zehra, hastaneden randevu aldığı için birkaç gün İstanbula gitmesi gerektiğini söyledi. O an kafamın içinde bir sürü senaryo dolandı. Geceleri gözyaşı dökerdi de, bana hiç belli etmezdi. Nedense içim ezildi. Zehra çantaya ne gerekiyorsa yerleştiriyor, ben ise köşede ona bakıyordum.
Telefonunun şarj aletini alma, unutma, dedim en sonunda.
Onu da atayım, sağ ol Murat Yemek yemeyecek misin? diye sordu.
Hiç iştahım yok, dedim.
Bir an için, bu valizi aldığım günü hatırladım: tatil için almıştık, Zehra çok mutlu olmuştu. Yıllar önce deniz kenarına gitmek istemiştik; Zehra yeni bir elbise, şapka ve iki mayo almıştı. Ama son anda bana işten teklif geldi, iyi prim vaat ettiler diye tatili iptal ettik. Zehra dışarıya çaktırmadı ama gece sessizce ağladı. Sırf ben sevindim, yeni bir oda boyarız diye. Oysa içten içe denize gidemediğimiz için üzülmüştü. Ertesi yıla da nasip olmadı; Zehra sonra hiç konu açmadı. Ben ise memnundum, çünkü bağda iş vardı. O kadar önemli mi gitmek? Sonuçta bağda kebap yapıp, dost çağırıp, köyümüzün deresinde yüzüp keyif sürmek varken niye masraf?
Şimdi o bavulun içi dolduruluyorama sevinçle değil. Akşamı aç geçtik, gece uyuyamadık. Zehra yanımda titreyerek ağladı, sarılıp rahatlatmak istedim ama beceremedim.
Sabah evden birlikte çıktık, otobüs terminaline kadar eşlik ettim. Gitmeden önce sımsıkı sarıldık; Zehra otobüse binerken hangimizin daha hüzünlü olduğu meçhul. Autobüsten uzaklaşırken bir daha asla vedalaşmak istemediğimi hissettim.
Eve döndüm. Koca dairede bir başıma; her şey anlamsız, soğuk geldi. Sessiz televizyon, eski fotoğraf albümleri, Zehrayla geçen gençliğimiz… Tanıştığımız günü hatırladım; ben başka bir kızla, Zehra da başka bir adamla gelmişti arkadaşın doğum gününe. İlk bakışta aşık olmuştumgüya öyle şey olmaz dediğim halde. Sevgilimle o gece ayrıldık. Zehra da epey uğraştırmıştı ama sonunda bana şans verdi.
Sonra yıllar geçti. Albümde, çocukların bebeklik halleri, düğünümüz, aile tatillerimiz Düşünüyorum da, acaba ona en son ne zaman güzel bir söz söyledim? Bir teşekkür? Galiba hiç İşin doğasında var gibi geliyor. Kadının göreviymiş evle ilgilenmek; yanlış düşünmüşüm. Zehra, kendi hastalığında bile bana ağız açmazdı. Ben yatınca başımda bekler, çorba pişirir, canı sıkılan çocuk gibi başımı okşardı. Oysa kendi rahatsızlansa sessizce dayanır, sabah erkenden yine işe giderdi.
Birkaç gün Zehra şehirde tahlildeyken ben resmen otomatik pilottaydım. Her gün aradım, ama net bir bilgi vermiyordu. Her geçen gün daha fazla suçluluk hissediyordum… Keşke ona daha iyi davranabilseydim, biraz yardımcı olsaydım.
Bir akşam aradı: Murat, güzel haberim var! Kötü hastalık çıkmadı. Ufak tefek şeyler var ama önemli değilmiş, dedi.
Dünyalar benim oldu. O gelmeden birkaç gün önce en sevdiği çiçekleri aldım. Otogarda elinde valiziyle karşımda görünce gözlerim doldu.
Çiçeklere neden para harcıyorsun? dedi gülerek. Ama gözleri mutluydu.
Zehra, seni çok merak ettim. Çok seviyorum seni, dedim. Affet beni.
Ne için? diye şaşırdı Zehra.
Ben yeterince ilgili bir koca olamadım. Hep evde sen uğraştın. Ama artık değişeceğim. Hem sana bir sürprizim var.
Ne sürprizi?
Tatil için Bodruma bilet aldım, bir ay sonra birlikte gideceğiz. Bu kez söz!
Ya bağ? Ya bahçe işleri?
Onlar kalsın. Sebzeyi çarşıdan da alırız. Hatta bahçeyi bile satalım gerekirse
Tanıyamadım seni Murat, dedi. Ama gözleri yine parlıyordu.
Ben de kendimi tanıyamadım. Seni kaybetmekten korktum. Bundan sonra sana çok daha iyi bakacağım; sen benim en değerli hazinemsin.
Oh Murat, dedi gülümseyerek. Meğer bütün bu sürecin bana bu sözleri duymak için yaşanması gerekiyormuş. Hadi, eve gidelim.
Bugün öğrendim ki; sevdiklerimizi ve onların emeğini, hayatlarımızı güzelleştirenleri, onları kaybetme korkusunu yaşamadan önce anlamak gerek. Gerçekten değer vermek, sadece zor günde değil, her gün sorumluluk paylaşmak gerekirmiş. Artık daha iyi bir insan olacağım.



