Kayınvalidenin Köftesi

Kayınvalidemin Köfteleri

Keremle Melis üç buçuk yıldır evliydi. Tüm bu süre boyunca Melis, kayınvalidesinin evine en fazla dört kez gitmişti. O da bayramlarda, birkaç saatliğine uğrayıp hemen kendi evlerine dönerlerdi.

Ama bu sefer Kerem birden heveslendi: annesi, o hafta üçüncü kez aramıştı. Özledim sizleri, baban damın çatısını onarırken belini incitti, bahçedeki otlar diz boyu oldu, güç kalmadı, gelin de biraz destek olun, deyip duruyordu.

Kerem, her pazar annesini arayan, sorun olmasın diye telefonda her şeye başını sallayan, uslu bir oğlandı. O akşam yine sofrada, sosisli makarna yerken, karısına bakışlarıyla adeta yalvardı.

Melis, dedi tabaktaki çatalla oynayarak, annem tekrar aradı. Diyor ki, yüzümüzü unuttuğu için artık resimden baksınmış! Hadi bu hafta sonu gidelim, en fazla üç gün kalırız. Ne olur

Ama cumartesi kuaför randevum var, dedi Melis zayıf bir sesle, kendi de itirazının sönük olduğunu biliyordu.

Aman, ertele, dedi Kerem sanki kuaför randevusu almak dünyadaki en kolay şeymiş gibi. Yoksa annem alınır. Sana köfte yapacakmış, börek açacakmış, özlemiş bizi.

Peki ya baban, beline bir şey oldu mu? dedi Melis, sırf nezaketen. Çünkü kayınpederiyle arası ne iyi ne kötüydü, dümdüzdü.

Onda bir şey olmaz ya, omuz silkti Kerem. Hep bir yeri ağrır onun zaten. Ben karar verdim, gidiyoruz. Cuma akşamı gideriz, pazar akşamı döneriz. Annem çok sevinecek.

Melis itiraz etmedi. Üç buçuk yılda öğrenmişti ki, Kerem karar verdiyse, karşı çıkmak perdede gezinen bir kediyi vazgeçirmeye çalışmak kadar boşunaydı.

Cuma akşamı arabaya bir valiz ve bir de hediyelik dolu bir poşet koydular. Kerem annesine tüylü bir battaniye, babasına güzel bir rakı aldı. Köye yol iki saat sürüyordu.

Yol boyunca Melis camdan dışarı bakıyor, yanından geçen kavaklara, yol boyu dikkatli olmayan isimli lokantalara göz gezdiriyor, Keremin radyoyla birlikte mırıldanmasına kulak kabartıyordu. Belki de her şey düzgün gidecekti. Nihayet üç gün neydi ki? Kayınvalidesi de aslında iyi kadındı

Vardıklarında gece olmuştu. Yolun sonunda, kasabanın ucunda tek bir sokak lambasıyla aydınlanmış ev görünüyordu. Kerem arabayı çakıllı yola sokup motoru kapatınca, hemen kapının ışığı yandı ve kapıdan Necla Hanım fırladı küçük, tombul, rengârenk önlüklü, yüzündeki dev gülümsemeyle sanki duvarları yıkacaktı.

Keremciğim! bütün sokakta yankılandı sesi, oğluna sarılmak için atıldı. Gelecek misiniz gelmeyecek misiniz derken sonunda geldiniz! Ah ben neler hazırladım, börekler, köfteler, aklın durur! Meliscim, kuzum, üşüme hemen içeri geç!

Melis arabanın kapısını kapatıp montunu düzeltti, nezaketen gülümseyip kucaklanmasına izin verdi. Necla Hanımdan, kızarmış soğan ve ağır bir tatlı kokusu yükseliyordu, kokusu Melisin burnunu ürpertmişti.

Ev sıcacıktı. İçeri, mutfaktan kızarmakta olan bir şeylerin çıtırtısı gelmekteydi. Salonun büyük masasında tabaklarda salam, ekmek, kavanozda vişneli komposto ve yarım somun tam buğday ekmeği duruyordu. Ahmet Bey, Keremin babası, televizyonda haberleri izliyordu, onları görünce kalkıp elini sıktı.

Geldiniz sonunda, dedi oğlunun elini sıkarak, Melise başıyla selam verdi. Hoş geldin kızım. Hadi montunu bırak, birazdan yemek hazır.

Size nefis köfteler yaptım! kapıdan bağırdı Necla Hanım, heyecanla masa üstündeki tabakları yeniden düzenleyerek. Kızarmış patates, soğan, sos Kerem, köftelerimi seversin ya sen?

Bayılırım anne, dedi Kerem hemen mutfağa süzülüp tencerelere göz gezdirerek. Annesinin gururla gözlerinin parıldamasına neden oldu.

Melis montunu çıkartıp askıya astı ve peşinden mutfağa gitti. Burası küçücük ama sıcacık bir mutfaktı. Tüm tezgâhlar reçel kavanozları, baharatlar, bakliyat paketleri ve rengârenk kaselerle doluydu.

Otur Meliscim, yorgunsundur, dedi Necla Hanım, sandalyeyi silip Melise çekerek. Hemen bitiriyorum, şimdi işim kalmadı.

Bir anda döndü, bir tabağı kaptı, tekrar yerine koydu, fırını açtı. İçerden kızarmış et kokusu vurunca Melisin ağzı sulandı. Yolda yalnız bir termos kahve içmişlerdi, adam gibi yemek yememişti.

İşte o anda Melisin gözü takıldı.

Necla Hanım masada, yanında kocaman bir çiğ kıyma kabı duruyordu. Gri-pembe bir yığının içinde on beş kadar yuvarlak köfte, düzgünca sıra sıra dizilmiş, üzerleri galeta ununa bulanmıştı. Kayınvalidesi eline bir tutam kıyma aldı, yuvarladı, şekil verdi. Sonra bir anda, o eliyle biraz önce çiğ et yoğurduğu avucuyla sol koltuk altına daldı.

Sadece şöyle hafifçe kaşımadı, parmaklarının hepsini oraya daldırıp doya doya kaşıdı, epey oyalanıp sonra aynı elle tekrar kıymaya dalıp köfte yoğurmaya devam etti.

Melisin midesi bulanmaya başladı.

O ele bakakaldı sıradan, kısa tırnaklı, alyans sıkıştırmış şiş bir parmak, ciltte minik kırışıklıklar Az önce o koltuk altındaydı, şimdi tekrar kıymada. O kıyma biraz sonra köfte olarak masaya gelecekti.

Necla Hanım, Keremle Melise dondurulmuş köfteler gönderir, onlar da bu köfteleri pişirip afiyetle yerdiler. Hatta Melis telefonda köfteleriniz harika demişti. Dürüst olmak gerekirse, tadı gerçekten mükemmeldi…

Anne, çay var mı? diye seslendi Kerem salondan. Yolda donduk kaldık.

Hemen, hemen, dedi Necla Hanım, elleriyle köfte yoğurmaya devam ederek. Sonuncular kaldı, biter bitmez sofraya geçiyoruz.

Yine bir tutam kıyma aldı, Melis, kayınvalidesinin köfteleri yerleştirdiği tahtada küçük gri lekelere dikkat etti elinin temas ettiği yerde hafif bir iz kalmış gibiydi. Belki de ona öyle geldi. Melis gözlerini kırptı, görünüm yine eskiye döndü; tahta, kıyma, köfte, kayınvalidesinin yoğuran elleri.

Necla Hanım, hafifçe mırıldandı Melis, isterseniz size yardım edeyim? Ben yoğurayım, siz bu arada çayı koyun.

Aman yok, misafir gelir de iş mi yaptırılır hiç! deyip ellerini havada salladı kayınvalidesi. Melisin içi daha da bir ürperdi. Otur kuzum, yoldan geldin zaten. Ben hemen bitirdim bile.

Dediğini yapıp son bir köfteyi de yoğurdu, sıraya dizdi. Sonra ellerine baktı, başını onaylayarak salladı, muslukta üç saniye kadar bir elini sudan geçirdi, sabun falan yok, sadece su, damlaları da önlüğüne sili verdi.

Melis bu sahneyi izlerken tiksinti hissetti.

Kendini toparlamaya çalıştı. Ne var ki yani? Her insan arada bir kaşınır, bahane mi şimdi? Belki ben takıntılıyım, diye düşünüyordu… Sonuçta Melisin rahmetli babaannesi de hamur yoğururken saçını düzeltir, biz de hastalanmadık, büyüttü belki… Ama gözünün önünde hep aynı an: el, koltuk altı, el, kıyma.

Yemek salonundaydı, üzeri çiçekli örtülü büyük masa hazırdı. Necla Hanım dumanı tüten köfteleri getirdi dışı kıtır, çok iştah açıcı, mis gibi soğan ve et kokuyordu. Ama Melisin ağzındaki salya başka bir nedendendi. Yanında tereyağlı püre, domates, salatalık, turşu, komposto…

Haydi çocuklar, diye tabakları Melisin önüne iterek, bak bunlar en kızarmışları, senin için özel seçtim Melis, diye sevgiyle baktı.

Melis köftelere baktı. Görüntüde sorun yok. Kızarmış, iştah kabartıyor, mis gibi kokuyor. Kerem iki köfteyi birden tabağına alıp, koca bir püre yığını koydu, salatalığı doğradı, ilk lokmayı zevkle yuttu.

Harika olmuş anne, dedi ağzı doluyken bile.

Şükür, dedi Necla Hanım gülümseyerek, kendine de bir köfte aldı, ekmek bölerek. Az mı tuz koydum diye endişeliydim.

Tam ayarında, Kerem ikinci köfteye geçti bile. Senin yemeklerin gibisi yok.

Ahmet Bey hiç konuşmadan yedi, sadece başını sallayarak onayladı. Zaten, Melisin bildiği kadarıyla, o adamdan şimdiye kadar uzun tek cümle, arabasının motorundaki yağı nasıl değiştirdiğini anlatırken duymuştu.

Sen hiç yemedin güzelim, endişeyle sordu Necla Hanım, Melisin tabağının neredeyse dokunulmamış olduğunu fark ederek. Tadını mı beğenmedin, tuzundan mı acaba?

Yok yok, çok güzel olmuş, acele cevapladı Melis. Yoksa alınganlık başlardı. Yoldan geldim ya, midem bir tuhaf. Hafifçe başlayacağım.

Bir köftenin en çıtır köşe ucundan minicik bir parça kopardı, ağzına yaklaştırdı. Koku güzel, iştah açıcı. Ama daha yeni koltuk altını kaşıyıp o halde kıyma yoğuran elin görüntüsü canlanınca boğazında lokma düğümlendi, zorla yutarken tekrar mide bulantısı geldi.

Çok lezzetli, diyebildi Melis, tabağını kenara iterek. Teyze, ben biraz patates ve salatalık alsam? Mide hâlâ yol yorgunu. Köfte de şahane, ama şimdilik az yemek istiyorum.

Ah canım benim, kayınvalidesi üzüldü. Tabii, tabii, bak istediğin kadar patates var, yersin. Köfteden de bolca yaptım, size paketleyeceğim zaten, yolda yersiniz, bir sürü hazırladım.

Kerem, karısına bir göz attı, sonra iştahla köfteleri silip süpürmeye devam etti. O tür şeylere hiç kafayı takmazdı.

Melis ise püreyle oynayıp salatalık kemirirken kendine telkinde bulunuyordu: Milyonlarca kişi büyüklerinin evinde pişen bu tarz yemekleri yiyor, kimse de ölmüyor. Ama o el O elin teması gözlerinin önünden gitmiyordu.

Yemekten sonra Necla Hanım masayı topladı. Kerem babasıyla garaja, jeneratörü kontrol etmeye gitti. Melis mutfakta yalnız kalsın istendi. Kayınvalidesi çayın demliğini, kırık ağızlı büyük çaydanlığı hazırlıyordu.

Sakın bana darılma Meliscim. dedi Necla Hanım çayları fincanlara pay ederken. Çok özlüyorum sizleri. Bilirim, şehir hayatı, iş, güç kolay değil. Ama bir anneyim ben, merak ederim; her şey yolunda mı diye.

Gayet iyiyiz, dedi Melis çayı alırken. Benim iş, ev, tam bildiğiniz gibi.

Çok şükür, dedi Necla Hanım, karşısına oturup Melise dikkatlice bakarak. Ama siz de benim köfteleri seversiniz, heh! Kerem hep ister, ben her zaman dondurur gönderirim ona. Şehirde böylesi olmaz, katkı dolu her şey. Benimki eve ait, güvenilir. Eti tanıdık kasaptan alırım, kıymasını kendim çekerim, başkasına da güvenmem.

Melis çaydan bir yudum aldı, neredeyse ağzı yanacaktı. Ama hemen aklına çayı hangi ellerle demledi, kupaları hangi ellerle yıkadı diye takıldı Bardağı masaya koydu, içemezdi.

Teyze, müsaadenizle ben odaya çekileyim, başım ağrıyor biraz, galiba yol yorgunluğu.

Tabii kızım, odada çarşaf temiz, Kerem bilir göstertir sana. Bir şeye ihtiyacın olursa seslen.

Melis mutfaktan çıkıp küçük misafir odasına girdi, kapıyı kapatıp yatağa oturdu. Kısa sürede tuvalete koştu, kendini odada iyi hissedemiyordu, uzun müddet orada oturup derin nefesler aldı.

Kerem garajdan gelince Melisin yüzündeki donuk bakışları fark etti.

Ne oldu? Gerçekten kötü mü hissediyorsun?

Kerem, sana bir şey anlatacağım, lütfen ne güldür ne de kız.

Anlat hadi, çatık kaşlarla baktı Kerem.

Melis her şeyi usulca anlattı: el, koltuk altı, kıyma, köfte, mide bulantısı Sessizce anlattı, kimse duymasın diye.

Keremin gözünde ne inanç, ne kızgınlık, ne anlamaya çalışma vardı, bir garip bakıyordu.

Anne öyle bilerek yapmadı ki. İnsanlık hali, kaşınmış. Bizim köyde hangi kadın lavaboya koşar, elini her seferinde sabunlar? Klasik köy yemeği bu, Melis.

Ama elini yıkamadı, Melisin sesi titriyordu. Aynı elle kıyma yoğurdu. Sabun bile yoktu.

Ne yapalım yani? Git anneme mi söyleyelim, ellerin pis mi diyelim? O kadın bizim için uğraşıyor, Melis!

Hiçbir şey söylemek istemiyorum, Melis gözlerini kapadı. Ama ben artık asla yemem. Ne dondurulmuş köftesi, ne başka bir şeyi… Ne yapacağımı bilmiyorum.

Kerem sinirli sinirli odada yürüdü, saçını karıştırdı ki bu onun sinir işaretiydi.

Abartıyorsun, dedi. Sen de hiç mutfakta kaşınmaz mısın? Burası ameliyathane değil. Her şeyi kafaya takarsan çıldırırsın!

Ama ben ellerimi yıkarım, dedi Melis, kısık sesle. Özellikle mutfağa girerken, hele ki bir yerlere dokunursam hemen.

İyi, aferin sana, dedi Kerem neredeyse kızgın. Ben de köfte diye büyüdüm, gayet de sağlıklıyım. Sen zaten severdin.

O zaman bilmiyordum, dedi Melis. Şimdi biliyorum.

Unut işte, abartma. Ne olmuş ki yani? Restoranlarda neler oluyor, haberin yok!

Lütfen sus Daha da kötü hissediyorum.

Tamam, dedi Kerem omzuna dokunarak. Sen yeme o zaman. Anneme miden bozuldu deriz, bir şey yemezsin, kusura bakmasın. Ama sakın ses etme, çok alınıyor sonra.

Ağzımı açmam, Melis iç geçirdi. Tek isteğim hemen eve gitmek.

Yarın gideriz, dedi Kerem. Ateşi çıktı, rahatsızlandı derim, gideriz. Tamam mı?

Tamam, dedi Melis fısıldayarak, halbuki hiç tamam değildi.

Karanlıkta yattılar, salondan televizyondan ve Ahmet Beyin öksürüğünden başka ses yoktu. Melis tavana bakıyor, üç buçuk yılda kayınvalidesinin yaptığı köfteleri hiç sorgulamadan yiyip övdüğünü düşündü. Tarifini de almış, sırrınız ne? diye defalarca sormuştu.

Sabah Melis yorgun uyandı. Kerem mutfakta ailesiyle çay içip sohbet ediyordu. Yatakta biraz döndü, mutfağa gitmek hiç de içinden gelmedi ama mecbur kalktı. Tuvalette yüzünü buz gibi suyla yıkadı, kendine gelmeye çalıştı.

Ayy Meliscim, dedi Necla Hanım sevinerek, Kerem dedi ki, gece rahatsızlanmışsın, ateşlenmişsin? Sana mis gibi ahududulu çay yapayım, benim kendi bağdan topladığım, geçen yıldan dondurdum!

Sağ olun, teşekkürler, dedi Melis, masaya oturdu. Gözlerini, özenle sineklikle örtülmüş köfte tabağına bakmaktan alıkoymaya çalışıyordu.

Yol kenarı lokantaları işte, dedi kayınvalidesi çay verirken, ben de Ahmete hep derim, evden yiyeydik, ama illa dışarıda yesinler isterler. İşte sonucu!

Anne, öyle değil, Kerem araya girdi, Sadece termosdan kahve içmiştik.

O zaman başka bir şey midene dokundu, dedi Necla Hanım bırakmadı konuyu. Sen ahududu çayı iç, Meliscim.

Melis çaydan ufak bir yudum aldı, sıcak içeceğin gırtlağından geçtiğini hissetti ve aklına hemen, bu çayı demlerken ellerini yıkadı mı diye sormak geldi. Eğer bu şekilde düşünmeye devam ederse çıldıracaktı. Ya kabullenmek ya da bir daha bu evin yolunu bilmemek gerekiyordu.

Necla Hanım, dedi Melis fincanı bırakırken, Çok teşekkürler, ama gerçekten evde dinlensem daha iyi olacak. Kerem de söyledi, bugün dönelim dedik.

Aaa, şimdi mi? üzüldü kayınvalidesi. Daha yeni geldiniz! Size börek de açacaktım, çorba da pişirecektim, Kerem bayılır benim çorbama.

Bir dahaki gelenizde anne, dedi Kerem, öperek annesinin yanağını. Melis hakikaten kötü, evi özledi. Ama bir iki haftaya ben tekrar uğrarım, o zaman çorbanı içerim, yine köfteni yerim.

Necla Hanım derin derin baktı önce Melise, sonra Kereme Sanki her şeyi anlamıştı; köfteyi niye yemediğini, neden aniden hastalandığını…

Peki, dedi, sesi soğudu. Size dondurulmuş köfte ve biraz reçel hazırladım, yanınıza alın, bir hafta işinizi görür.

Melisin suratı bir anda bembeyaz oldu, ama:

Çok teşekkür ederim, dedim, çok incesiniz.

Çabuk toplandılar. Kerem valizleri arabaya yüklerken, Melis Ahmet Beye veda etti, o da sımsıkı elini sıktı: Geçmiş olsun kızım, tekrar bekleriz. Necla Hanım bir poşet tutuşturdu Kereme:

Burada köfte var, biraz da evden yaptığım reçel, senin sevdiğin pastırmadan da koydum, afiyetle yiyin, dedi.

Teşekkürler anne, dedi Kerem, ve Melis dikkat etti; kayınvalidesi hiç gülmedi, başını çevirip hemen eve geçti.

Dönüş yolunda Melis tek kelime etmedi. Bagajdaki köfteyi adeta sırtında, canlı bir yük gibi hissediyordu. Kerem de konuşmadı, direksiyonu sımsıkı tutmuş, vitesleri gereksiz sert geçiyor, bakışları yola sabitlenmişti.

İstersen sen ye onları, dedi Melis arabanın şehre girdiği an. Ben yemeyeceğim.

Melis, dedi Kerem derince soluk alıp, sanki vagon boşaltmış gibi yorgun bir tonda. Annem her şeyi anlamıştır biliyorsun değil mi?

Neyi anlamış?

Her şeyi Sen dokunmadın, sonra rahatsız oldun, anında sabah gitmek istedin. Annem aptal değil Melis. Kırıldı sana, ben ona hak veriyorum.

Bana hak vermiyor musun? diye sertçe sordu Melis.

Kerem cevap vermedi.

Evde Melis mutfağa geçti, kendi düzenli buzdolabına, yıkanmış tahtalarına bakınca, burada her şeyin temiz ve kontrol altında olduğunu hissetti. Burada eller gerçekten yıkanırdı. Burada, az önce koltuk altını kaşımış bir elde şekil verilmiş köfte olmazdı.

Kerem arabadan poşetleri getirdi ve dondurucuya yerleştirdi.

Sen yemeyeceksin mi? diye sordu Melis.

Yiyeceğim, dedi Kerem, meydan okuyan bir sesle. Annemin köftesini yiyorum, çocukluğumdan beri de yedim.

Ardından banyonun yolunu tuttu, Melis mutfakta yalnız kaldı. Lavaboya gitti, sabunu aldı, ellerini uzun uzun, sanki ameliyata girecek gibi yıkadı. Sonra temiz havluyla kuruladı, düşündü: Acaba şimdi bu kadar özen göstersem de, kafamdaki o izleri silebilir miyim?

Bilmiyordu.

Ama bir şeyi biliyordu: Bir daha Necla Hanımın elinden köfte yemeyecekti. Ne kadar ikna edilirse edilsin, o da insan, takılma dense de O eli, o anı bir daha silemeyecekti.

Üç gün sonra Kerem, akşam dört köfte kızarttı, püre yaptı, yanına turşu koydu, iştahla yemeye oturdu.

Yer misin? dedi, çatalından bir köfte uzatarak.

Hayır, dedi Melis. Teşekkürler.

Sofradan kalkıp salona geçti, televizyonu açtı ve sesi biraz fazla açtı ki, Keremin nasıl köfte yediğini duymasın.

Biliyordu ki, bu köy yolculuğu, evliliklerinde bir şeyleri değiştirmişti; belki bir daha eskisi gibi olamayacaktı. Her şey, bir el yüzünden. Koltuk altını kaşıyan sıradan bir kadın eli yüzünden.

Gözlerini kapadı, düşünmek istemedi. Düşünmezse devam edebilirdi. Kendi hazırladığı yemekten yemek, başkasının ellerinden gelene dokunmamak Artık hayat buydu.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidenin Köftesi