Babalar da Anneler Kadar İyidir
Ayşegül ikinci eşini, Türkiyenin en güzel kuş göç yollarından birinde düzenlenen gönüllü koruma kampında tanıdı. Yanında on yaşındaki oğlu Mete ile birlikte gelmişti, nadir kuş türlerinin yuvaları kaçak avcılardan korunuyordu.
Tarık, projenin hem ruhu hem de motoruydu gözleri parlayan, hayata âşık bir biyolog. Çocukluk arkadaşıyla birlikte hem nefes almak, hem de ailesini geçindirmek için bu tarz ekotur turları düzenliyorlardı.
Daha üçüncü günde Ayşegül yağmurdan ıslanan kayalarda kayıp bileğini burktu. Tarık sadece hevesli bir çevreci değil, aynı zamanda aile sağlığı merkezinde çalışan pratisyen hekimdi. Bacağına sıkı bir bandaj sardı, dikkatlice taşırken onu çadırına kadar kucakladı ve bir hafta boyunca Ayşegülü çocuğuymuş gibi şefkatle gözetti.
Mete ise bilim insanlarına yardım etmekten büyük bir heyecan duyuyordu ve orada, büyüklerle küçükler arasında bir kıvılcım çakmıştı. Fakat ikisi de geçmişleriyle yaralıydı; yaşadıkları hayal kırıklıkları, aşkın bu masum heyecanına hemen kapılmalarına engel oluyordu.
Kamp biter bitmez Ayşegül kendini tamamen işine verdi; kısa süren bu romantizmi unutmaya çalıştı. Tarık da önce bunun anlık bir tatil hikâyesi olduğuna kendini inandırdı. Ama iki hafta geçince kadının adresini aramaya başladı bile…
Altı ay sonra aynı eve taşındılar, bir yıl geçmeden de evlendiler.
Tarık, baba rolüne tutkuyla sarıldı hep çocuk sahibi olmak istemişti, ama mesleği ve hobileri yüzünden bunu ertelemekteydi. Annesi ve anneannesiyle büyüyen Mete, kısa sürede Tarıka baba demeye başladı ve ona hayran kaldı. Büyük bir park manzaralı ferah bir daire aldılar; Ayşegülün yıllardır hayalini kurduğu bir kız çocuğuna kavuşmayı planlamaya başladılar. Tarık da aynı isteği paylaşıyordu. İsmini bile önceden koymuşlardı: Elif. Hayat tam bir masal gibiydi.
İkizler doğana kadar Elif dünyaya gözlerini açtığında, kardeşi de yanında gelmişti; ona da Mert ismini verdiler. Ayşegül, bir anda uykusuz geceler, bebek bezi, mama karmaşasının içinde boğuldu. Annesi ona bebeklerde elinden geldiğince destek oldu. Ailenin maaşına katkı sağlamak için Tarık, büyük bir ilaç firmasına girip sürekli şehir dışı seyahatlere başladı. Her akşam yorgun, gergin eve dönüyor, ağlayan bebeklerin ve bitap düşmüş bir eşin içinde kendiyle baş başa kalacak bir köşe arıyordu.
Kendini şöyle savunuyordu: Ev, ekmek getirenin de sığınağı olmalı. Oysa Ayşegüle göre, çocuklar ortak sorumluluktu ve Tarıkın ebeveynliğin yükünü paylaşması gerekiyordu. Zamanla tartışmalar arttı; ailede huzur yerini sessiz uzaklığa bıraktı, konuşmalar hep güncel savaşlara döndü.
Kurtuluş kreş oldu. Elif ve Mert henüz üç yaşlarını bitirmemişti ki, Ayşegül tekrar tasarımcı olarak çalışmaya döndü. Mete onlara gerçek bir abi oldu. Sıkıntı bulutları biraz dağıldı, ama fazla uzun sürmedi.
İki yıl geçmeden Tarık, iş yerindeki yeni bir çalışma arkadaşına tutuldu: Tıpkı onun eski heyecanı, işine olan tutkusu, özgürlüğü ve enerjisi vardı. İlk ihanetiyle birlikte, aşırı dürüstlüğüyle hemen her şeyi Ayşegüle anlattı, ayrılmaları gerektiğini söyledi.
Hep çocuklarınıza ve sana yardım edeceğim, söz veriyorum. Eviniz için çözüm buluruz, inan bana. Ama şimdilik senden çocukları alıp annenin yanına taşınmanı istiyorum. Boşanma işini ben hallederim.
O evi birlikte aldık, büyük aile olalım diye dedi Ayşegül soğukkanlılıkla.
Konuyu uzatma! Medeni bir şekilde ayrılmamız en iyisi! sesini yükseltti Tarık.
Düşünmem lazım, dedi Ayşegül sükunetle.
Bir hafta boyunca düşündü. Sonra kararını açıkladı:
Başka bir kadına âşık oldun. Böyle şeyler herkesin başına gelebilir. Ama çocuklar sadece benim değil, senin de çocuğun. Hep öyle kalacaklar. Benim ev hakkıma dokunmayacağım; yeni eşinle orada yaşabilirsin. Anne-baba sorumluluğunu paylaşacağız. Ben Meteyle Elifi alıyorum. Mert sende kalacak.
Tarık şaşkınlıktan dona kaldı.
Sen aklını mı kaçırdın? Ben tek başıma okul öncesi bir çocuğu nasıl büyüteyim? Çalışıyorum! Çocuğa anne gerekiyor!
Gerçekten mi? dedi Ayşegül, gözlerini açarak. Hep kendi çocuklarını ve aileyi ne kadar istediğini söyleyip durdun. İşte hayalin. Ben de çalışıyorum, biliyorsun. Sen yeni bir hayat kurmak istiyorsun, ama bana üç çocuk mu bırakacaksın? Hiç olmazsa birinin sorumluluğunu üstlen. Hepsi adil.
Büyük bir kavga başladı.
Tarık öfkeyle kapıyı çarptı. Tüm arkadaşlarına, ailesine, iş yerindekilere anlattı. Herkes şoktaydı. Herkes arayıp Ayşegülü ikna etmeye, azarlamaya çalıştı. Onu acımasız, hatta vicdansız buldular. Kendi annesi bile Sana bunu asla affetmem dedi. Ama Ayşegül kararından vazgeçmedi: Bir baba neden bir anneden daha yetersiz olsun? Oğlunu seviyor! Hem, Mert artık bebek değil, çok da akıllı bir çocuk.
Köşeye sıkışan Tarık, istemeyerek kabul etti. Kendi annesi toruna bakamayacak kadar hastaydı. Yeni aşkı ise üç hafta sonra yalnız bir babanın ağır gerçekleriyle karşılaşıp sessizce hayatından çıkıp gitti. Başkasının çocuğuna bakmak planında yoktu.
***
Üç ay geçti.
Bir akşam Ayşegül, Meteyi almak için eve geldi. Kapıyı Tarık açtı. Ev tertemizdi, hafif sütlaç kokuyordu. Mert halının üstünde, legolarla kendi hayal dünyasına dalmıştı.
Tarık yorgun ama huzurluydu.
Gel içeri, dedi sessizce.
Mete eşyalarını toplamaya koştu. Diğerleri mutfakta yalnız kaldı.
Biliyor musun, dedi Tarık gözünü masadan kaldırmadan, ilk haftalarda seni deli gibi nefretle andım. Hayatımın en büyük cezası gibiydi. Sonra Sonra Merti tanımaya başladım. Mesela domatesi ve portakalı çok severmiş. Elektrik süpürgesinden korkuyor. Legoyla saatlerce oynayabiliyor. Uykusunda komik sesler çıkartıyor. Sırtı kaşınmadan uyuyamıyor.
Bakışlarını ona çevirdi:
Oğluma gerçekten baba oldum. Hafta sonları değil, her gün.
Ayşegül sessizce dinledi.
O eski hikâye için özür dilemeyeceğim. Ama bunun için sana minnettarım, başıyla oğlunu işaret etti. Onun ve benim aramızdaki bağ için.
Biliyordum, dedi sonunda Ayşegül.
Neyi biliyordun? Başaracağımı mı?
O belliydi. Ama asıl önemli olan gerçek sevgiyi keşfedeceğine inancımdı. Yalnızca böyle olurdu. Biz her şeyi uçlarda yaşadık, Tarık. Aşkta, işte, ebeveynlikte.
Yani bu bir tür intikam mıydı?
Ayşegül gülümsedi. Mutfağı terk ederken arkasına dönüp seslendi:
Hayır, bu tek yoldu. Bir zamanlar âşık olduğum adamı yeniden görmenin tek yolu… Galiba başardım.
Evden çıkarken, Tarık oğullarıyla baş başa sessizliğin içinde kaldı. Uzun zaman sonra ilk defa ikisi de anladı ki; evlilikleri sona ermiş olsa da, aile garip, acılı bir biçimde de olsa hep yaşayacaktı.




