Ev Günlüğü
Bebek telsizi komodinin üzerinde duruyordu ve oğlumun beşiğine bakmıyordu; objektifi yatak odasının kapısına çevrilmişti. Bir bunu fark ettim; arka plandan mutfak penceresinin önündeki alıcıdan, tanımadığım bir kadının kahkahası yükseldiğinde.
Önce başımı kaldırmadım. Bardağımdaki papatya çayı çoktan soğumuş, kokusu sanki su gibi silikleşmişti. Elektrikli çaydanlık bir “tik” sesiyle kapanmıştı. Evde öyle bir sessizlik vardı ki, fazladan çıkacak her ses kulağımı tırmalıyordu. Oğlum bir saattir uyuyordu. Eşim Burak, sekiz buçukta, bugün ofiste geç kalacağını yazmıştı. Cuma akşamı sanki sıcak bir bal gibi ağır ağır geçiyor, evde her şey olmasına rağmen içime huzur sinmiyordu.
Telsizden gelen cızırtı birden arttı.
Pencereye döndüm, iki elimle alıcıyı kavradım. Plastiği biraz sıcaktı, üzerinde yanıp sönen yeşil ışık olması gerektiği gibi duruyordu. Hoparlörden hafif bir soluklanma, ardından bir erkek sesi işitildi. Bu, Burak’ın sesiydi, düşük tonda konuşuyordu, ama hemen tanıdım. Ve donup kaldım; çünkü ne çocuk odasında ne de koridorda sesi çok uzaklardaydı.
Yanında bir kadın vardı.
Sesi kısmama rağmen ortam değişmedi. Dinlediklerimin değişmemesi sanki başka bir hayatı eve sokmuş gibi hissettirdi bana. Bu bir arıza, bir aksilik değil; evin içinde yabancı bir varlığın nefesi gibiydi. Akşamları, oğlum uyuduğunda çay içerken hayatıma karışan bir başkasının ağırlığı.
Koridora gözüm kaydı. Mutfaktan yatak odasının kapısını, oradan açık kapıdan çocuk odasını görebiliyordum. Barefoot, serin parke zeminin üzerinden geçip komodinin önünde durdum.
Kamera gerçekten de dönüktü.
Ne beşiğe, ne koltuğa, ne pencereye, ne de oğluma Doğrudan kapıya. Objektif, koridorun bir kısmını ve yatak odasını gösteriyordu. Burak bu cihazı on iki gün önce kurmuştu. Böyle daha güvenli, demişti. Oğlum büyüdü, artık gece uyanıyor. Mutfakta ya da banyoda olursam hemen duyarım. O zaman mantıklı gelmişti. Ama şimdi aklıma şu takıldı: kaç akşam gözü beşiğe değil, bana bakıyordu?
Yeniden sesi duydum. Burak daha az sesli konuşuyordu artık.
Dedim ya, şimdi olmaz. O şu an mutfakta. Büyük ihtimalle çay içiyor.
Baş parmağım tuşa kaydı, tekrar bastım; ses azaldı, yok olmadı. Telsiz yaşamaya devam etti. Bu, bizim değil, yabancı birinin akşamıydı. Bizim sessizliğimiz, benim çay vaktim birden başkasıyla bölüşülüyordu.
Düşündükçe içim titredi. Mutfaktan yatak odasına geçtim, komodinin önüne bir daha dikildim. Kamera beşiğe bakmıyordu. Yalnızca bana. Burak bu cihazı rahatlık için kurmamış gibi geliyordu artık.
O an aklıma eski tablet geldi. Yemek dolabında, tarif defteriyle bebek mendilleri arasında duruyordu. Burak kendisi yüklemişti uygulamayı içinde, ikimiz de görebiliriz diye. Ailede gizli saklı olmaz; gerçek ailede her şey şeffaf olmalı O zaman bana mantıklı gelmişti, şimdi ise tuhaf, dudaklarımda buruk bir tat
Tablet elimde titreyerek açıldı. Ekranda uygulama gözüktü. Kamera ikonuna tıkladım. Kayıtlar kısmı vardı.
Bir an baktım, sonra dokundum.
Dolu dolu kayıt. Sadece bir-iki değil. Altı günlük görüntüler, kısa ve uzun parçalar; gece, gündüz, hareket, ses Boş çocuk odası, benim koridordaki adımlarım. Bir açtım; arka plandan bana bakıyor kamera. Gri hırkam, aceleyle toplanmış saçlarım, elimde oğlumun biberonu Odaya giriyorum, oğlumun yorganını düzeltiyorum, beşiğine eğilip çıkıyorum. Video 40 saniye. Diğer dosyaya baktım: alkış penceresiyle mutfağıma göz attığını fark ettim.
Aşağılara indim dosya listesinde.
Her görüntüde ben vardım. Oğlum değil. Gece uyuyan oğlum değil. Hep ben.
Bir kayıtta, çarşamba günü saat dokuz yirmi ikide Borakın uzaktan sesi geliyor.
Bak, demiştim sana. Bu saatte çayı ve telefonu elinde.
Bir kadın güldü.
Karını bebek telsiziyle mi izliyorsun?
Abartma, sadece ne yaptığını bilmek istiyorum.
Mutfak öyle bir sessizliğe büründü ki, neredeyse nefesim odayı doldurdu. Ekmeğin üzerinde geçen sonbaharda kalan çatlağa gözüm takıldı; Burakın tencereyi düşürüp bütün gün sitem ettiği gün.
Videoyu tekrar açtım.
Umurunda mı gerçekten? sordu kadın.
Evde ne olup bitiyor, önemli.
Evde mi, onun kafasında mı?
Burak kısaca güldü.
Aynı şey.
Sesi kıstım.
Bir dakikaya yakın öylece, hareketsiz, ekranın başında oturdum. Ağlamadım, başıma vurmadım, tableti fırlatmadım. Sanki her şey benden beklenirken ben hiçbirini yapmadım. Doğruldum, musluğu açıp ellerimi soğuk suya tuttum. Su parmaklarımdan, bileklerimden, avuçlarımın arasından akıp giderken tek düşündüğüm, eğer ellerimi meşgul etmezsem, kenara öyle bir sarılacaktım ki, tırnaklarım bembeyaz olacaktı.
Burak tam on birde geldi.
O saatte, ben beş video daha izledim; Lara ismini duydum, kendi hakkımda gereğinden fazlasını öğrendim. Meğer o hangi gün annemi arayıp yorgunluğumdan yakındığımı biliyormuş. Oğlum uyurken ben kaç sabah yatmadığımı, çocuk odasının penceresini kaç kez kontrol ettiğimi Eskiden hissettikleriyle tahmin ettiğini sanırdım. Artık her şeyin kaba, kirli bir açıklaması vardı.
Anahtar döndü.
Tableti yerine kaldırıp bardağımı yıkamıştım.
Uyuyamadın mı? dedi koridordan Burak.
Seni bekliyordum.
Mutfağa girdi, uzun boylu, koyu lacivert gömleği, sıvanmış kolları, elinde telefon ve market poşetleriyle. Şakaklarına erken beyaz düşmüştü, önceleri hoşuma giderdi bu. Şimdi sadece telefonu gördüm. O telefon Evi dinlediği, başka kadına hayatımızı izlettirdiği şey.
Oğlana yoğurt aldım, dedi, poşeti masaya koydu. Senin lorun da bitti, yenisini aldım.
Aynı ses tonu. Fazla doğal hatta. En acısı da bu. Saatler önce başka bir kadınla karım bu saatte çay içer diye aldığı notları, şimdi ekmek çıkarırken kocamışlıkla söylüyordu.
Sağ ol, dedim.
Üzerime biraz dikkatlice baktı.
Çok solgunsun. Başın mı ağrıyor?
Hayır.
Peki ne oldu?
Elimi kurulama bezine sardım, katladım, tekrar açtım.
Yorgunluk işte.
Başını salladı, bir şey belli etmeden. Ya da belli etmiş gibi yaptı. Kolay ayrılmaz ondan, biliyorum. Küçük sorunlarda hemen laf üfler, büyük meselede tam tersi, sessizliğe bürünür. Yıl önce ortak hesap önerisini hatırladım. Kolay işte; her şey göz önünde, aile olmanın gereği Ceviz kadar aklımda şüphe oluşmamıştı. O zamanlar açıklığı sadece başkasının hayatının açık kalması için istediğini düşünmemiştim.
Gece gözüme uyku girmedi.
Oğlum iki kez iç çekti, tekrar yatmadan önce ben hemen yetiştim. Yanımdaki adam derin derin, rahatça uyuyordu; kolları iki yana açık, gece niye uyanacak bir nedeni olmayan biri gibi Son ayları tek tek düşünüyordum. Garip soruları, her daim bilmişliğini, Bugün annenle uzun mu konuştun?, Gündüz niye hiç bir şey yemedin?, Çok mu yoruldun? Bence bir insan bu kadarını ancak söylersen bilir. Ya da her şeyi gözetliyorsa
Sabaha karşı kafama dank eden bir şey oldu: Hemen üstüne gitmemeliyim.
Yıllardır bir adamın yanında yaşadım ki, lafı söze katıp mekanı hemen doldurur. Konuyu çarpıtır, açıklamalara boğar, sorunun kökünü değiştirir; benim hassas, evhamlı, kafasında kuran bir kadın olduğumu iddia ederdi. Aklımdan geçen cümleler bile hazır: Yanlış anladın. Aslında mesele sen değil. Lara sadece iş arkadaşı. Çocuk için endişelendim. Şu anki ruh halinle kafayı yanlış yere takıyorsun Bunda iyidir. Basit bir mevzuyu öyle bir çevirir ki, suç onda değil bana tepki verende olur.
Cumartesi sabahı fazlaca yumuşaktı.
Çocuğa ilk o kalktı, altını değiştirdi, mama pişirdi, tabağı yıkadı. Normalde akşama bırakırdı. Kıvırdığı burnuyla oğlumla oynarken, yere düşen çorapları toplarken, düşen kaşığı kaldırırken aynı adamın hem ilgili baba hem evine yabancı bir göz olmasını izledim.
Sessizsin bugün, dedi Burak, baş başa kaldığımızda.
Ben genelde gürültülü müyüm?
Oluyorsun. Bugün hiç değilsin.
Buzdolabını açtım, oğluma yoğurt aldım, tekrar kapattım.
Gece iyi uyuyamadım.
Oğlan yüzünden mi?
Hayır. Sebepsiz.
Omzuma dokundu. Önceleri bu hareket içimi ısıtırdı. Şimdi öyle bir irkildim ki, dişlerimi sıkmak zorunda kaldım.
Hadi Aylin, boşver. Her şey yolunda bizim.
En katlanılmaz olanı buydu işte. Yalanın gündelik hali; ev terliğiyle dolaşıp, habersizce çay içmesi gibi
Hiç dönmedim.
Tabi, dedim.
Bana bile bakmıyorsun.
Bakıyorum.
Hayır.
Göz göze geldik sonunda. Yıllar önce sabrı olarak okuduğum gülüşü vardı yüzünde. Şimdi, konuşmayı bırakmamak için, kapı kolunu tutar gibi bir inat gördüm; konuyu kapattırmam, fırsatı bırakmam diyor.
Bir şey mi kurdun kafanda? dedi.
Hayır.
Çok şükür.
Salona oğlumun yanına geçti, ben ise parmaklarımı masanın kenarına öyle bir gömdüm ki, tırnaklarım acıdı.
Gün ağır aktı. İçimden geçen: Evimizin altında bir boşluk var ama yine de yürümek, çorbayı karıştırmak, çorap yıkamak, pencere açmak gerek. Her eşyanın üzerinde ikinci bir anlam vardı artık. Tablet sıradan bir cihaz değildi. Bebek telsizi, sadece bir bebek ürünü değil. Burakın telefonu sadece bir cihaz değil.
Bir ara bebek bezi almaya gittiğinde tekrar kayıtlara girdim.
Ekrandaki mavi ışık titriyordu. Mutfakta yarım kalmış çorbanın, pervazdaki tozun kokusu vardı. Her dosyayı inceledim; ihanet değil aradığım, hayatın neresinde gerçeklikten koptuğu o sınır. Hangi gün, hangi dakika?
Cevap perşembe gününün dosyasındaydı.
Orada Burak, Larayla bambaşka, şakası olmayan, neredeyse samimi konuşuyordu.
Şüpheleniyor mu? dedi Lara.
Henüz hayır.
Peki bir şeyler araştırırsa?
Araştırsın. Her şey bende hazır.
Cidden mi?
Evet.
Bir kaç saniye ara verdi. Benim de çenem kilitlendi.
Abartıyorsun, dedi Lara.
Tedbirli oluyorum.
Çocuk için de mi?
E başka nasıl?
Durdurdum kaydı. Dik oturdum. Oğlumun odasında sakinlik, dışarıda araba sesi, yukarıdan gençlerin kahkahası. Dünya olağan cumartesisini yaşarken, bende ekranın başında başka bir hayat belgeleniyordu. Bir adam gelecekte çocuk daha iyi ellerde demek için not topluyordu.
Derin bir daralma hissettim. Soluk almak bile zorlaştı.
Kaydı açtım.
Ne yaptığını duyuyor musun sen? dedi Lara.
Doğru bildiğimi yapıyorum, dedi Burak.
Bu artık ilgi değil.
Ne o zaman?
Kontrol.
O güldü.
Sivri laf.
Tamı tamına bu.
Klibi kapattım.
Tam burası her şeyi değiştirdi. Buraya kadar basit bir ihanet, yabancı kadın, aptalca özgüven diye düşünürdüm. Ama mevzu, kasıtlı, soğukkanlı plan olmuştu.
Akşam Burak aynı yüzle geldi eve.
Alışverişten sonra yere oturup oğluna traktör kitabı okudu, arada sordu:
Bugün anneni aramadın mı?
Sanki salıvermiş, rastgele bir soru. Ama ben o okkalı berraklığı hissediyordum.
Hayır.
Garip, normalde cumartesileri ararsın.
Unuttum.
Anladım.
Sayfa çevirdi, kağıt hışırdadı. Böylesi sıradan bir kelime, insanın alışkanlığının takibini gizleyebiliyordu.
Aksam yemeğinde az konuştu. Aylin daha az. Oğlum kaşığıyla masaya vurup ekmek kırıntılarını yere düşürüyordu. Sadece o, evin içinde anlamın çifte katmanını bilmeden gerçek bir akşam yaşıyordu. Burak yıkamaya götürdüğünde, hemen tableti açıp en yeni kaydı izledim.
Daha o gece çekilmişti.
Cumartesiyi Pazara bağlayan gece, demek ki Burak ben yatınca uygulamayı açmış. İlk görüntü: boş bir koridor. Ardından ayak sesi, fısıltı, araba gürültüsü, Laranın sesi eskiye göre çok yakından geldi.
Bu kadarına gerek var mı sence? dedi Lara.
Şüphem yok.
Boşanmaya kadar sürerse bile?
Cevap sanki hava durumu gibi, huzurla:
O noktaya gelirse, çocuğun bende kalması için kanıtlarım hazır olur.
Lara sustu.
Devam etti:
Duydun işte; uykusuz, sabırsız, geceleri mutfakta oturuyor, yemeyi unutuyor. Her şey görünüyor.
Burak
Ne var? Oğlumu düşünmek zorundayım.
Konuşmandan sanki kararını önceden vermiş gibisin.
Hiçbir şeye karar vermedim. Sadece ihtimallere hazırlanıyorum.
Ben devamını dinlemedim. Tableti masaya koyup elimle ağzımı kapattım, kimse yokken bile Yüzleşmenin gerçek boyutu buymuş. Amaç anlamak değil, ileride avantaj sağlamak. Kendi anlatısını oluşturmak için hayatımı kaydediyordu.
Saat öyle yavaş geçti ki ya da bana öyle geldi
Sabaha kadar ekrana baktım. Ağlamadım. Odaya gidip gelmedim, annemi aramadım, isteğim vardı ama yapmadım. Ekran simsiyah, bakmaya devam ettim. İçimde taş gibi sıra ile oturan gerçeği hissettim. Önce bir, sonra başka, sonra bir tane daha Sonunda hakikat ağırlık kazandı.
Oğlum sabah erkenden uyandı; olduğu gibi benden, çorbasıyla, topuyla, bardağıyla, pencereyle, annesiyle, babasıyla tüm dünyayı istedi. Burak onu kucağına aldı, oğlum yakasını çekince kahkahasını bastı. Ben bakarken, aklımda bambaşka bir Burakın sesi: soğuk, hesapçı, ileriye dönük.
Onda uyudu tekrar.
O an anladım: daha fazla beklemeyeceğim.
Mutfak sabahın solgun ışığında yıkanmış gibiydi. Masada iki kupa vardı, biri dokunulmamış. Burak telefonda haber okuyordu. Girdim, telsizi ve tableti masanın üzerine koydum.
O başını kaldırdı.
Bu niye?
Konuşmamız lazım.
Şimdi mi?
Tam şimdi.
Sesim ne yumuşaktı ne rica dolu. Burak fark etti, telefonunu yüz üstü bıraktı.
Ne oldu?
Karşısına oturdum. Sandalyenin pütürlü kenarını avuçladım, sanki ona tutununca daha sağlam olurum.
Senden tek cevap istiyorum. Açıklama olmadan.
Burak hafifçe güldü, ama yüzünde tedirginlik belirdi.
Hadi sor bakalım.
Tablete dokundum.
Kamerayı neden oğluma değil, bana çevirdin?
Cevabı hemen gelmedi. O sessizlik, benim için en net cevaptı. Ne şaşırma, ne karşılık O anlık boşluk. O kadar ağır ki suçsuz biri için fazla uzun.
Ne diyorsun sen ya? dedi nihayet.
Kaydı oynattım.
Telsizden bildik fısıltı, cızırtı, kadın sesi. Sonra Burakın sesi, sakin ve kendinden emin bir gölgede dolanıyor.
Sadece ne yaptığını bilmek istiyorum.
Burak öyle bir irkildi ki sandalye inledi. Tablete uzandı; elini önce ben koydum.
Elleme.
Çekti elini.
Bunu nereden buldun?
Kendi kurduğun arşivden.
Yüzü bir anda değişmedi. Önce aynı eski alışkanlığı takındı; lafı çarpıtırım, kurtulurum umudu Ama kayıt ilerledikçe, Lara’nın kontrol üzerine konuştuğu kesit; her kelimeyle Burakın eli ayağı kesiliyordu.
Kapat şunu, dedi.
Hayır.
Aylin, kapat ne olur.
Hayır.
Elini yüzüne sürdü, kalktı, geri oturdu.
Konteksti bilmiyorsun.
Açıkla o zaman. Kısa.
Çocuk için endişelendim.
Daha ilerisini oynattım; daha güvenli ellerde lafına kadar.
Burak gözlerini kapattı.
Kısa, ama bana yeten kadar.
Yine kısa cevapla. Neden beni izledin?
İzlemedim.
Bu ne peki?
Evi kontrol ettim.
Başka bir kadına anlatarak mı?
Yüzü titredi.
Onun bir ilgisi yok.
Var.
Her şeyi birbirine karıştırdın.
Hayır. Lara ile olan ayrı, kamera ayrı, çocuğu konuşmak ayrı. Her birinde yalan söylüyorsun.
Bir daha kalktı, pencereye yürüdü ama açmadı. Camda yansıması, sanki yaşlanmamış, sadece bomboş bir adam gibiydi.
Bu halinle konuşmak zor, dedi.
Bitir.
Konuşmak kolay değil ki seninle.
Onunla kolaydı ama.
Bunun ne alakası var?
Tam o; beni onunla konuştun. Çayımı, uykumu, aramalarımı, oğlumu bile. Zaten kendince karar vermişsin.
Oğlum benim de oğlum.
O zaman neden yardım değil, malzeme topladın?
İlk kez gerçekten afalladı. Ne Laranın adı, ne kayıt; malzeme kelimesi. Çünkü tam karşılıktı. Sessiz, makul, yalansız.
Bilemiyorsun, tek başıma ne kadar zorlandım, dedi karanlık bir sesle.
Sertçe baktım.
Tek başına mı?
Bakışlarını kaçırdı.
Çalışıyorum, eve bakıyorum, eve gelip bakıyorum, senin baş edemediğini görüyorum.
Kamerayı koyman bundan mı?
Abartma.
Hâlâ mı?
Sadece anlamak istedim.
Kontrol etmek istedin.
Sinirle güldü.
Sözleri güzel seçiyorsun; annen mi uyardı seni?
Başımı yavaşça salladım.
Kimse, sen gösterdin bana. Kaydetmişsin.
Fazla sessizlik oldu. Çocuk odasından oğlumun uyku iç çekişi geldi, içim kavruldu. Çocuk uyuyordu, evde her eşya yerinde ama az önce hayatta hiç düşünmediğim bir şey oluyordu.
Bugün gideceksin, dedim.
Kafasını kaldırdı.
Ne?
Bugün.
Delirdin mi sen?
Hayır.
Burası benim de evim.
Evet, ama bu akşam gideceksin.
Hangi hakla?
Hayatımı telsizle dinleyen, başka bir kadına oğlum bende daha sağlam kalır diyen biriyle aynı evde kalmayacağım diye.
Masaya vurdu, fincan titreşti.
Boş konuşma.
Gözümü bile kırpmadım.
Zaten her şeyi sen söyledin. Benim ekleyeceğim yok.
Sonrası? Annenin evine mi kaçacaksın?
Kamerayı kapatacağım. Sen de eşyalarını toplayacaksın.
Buna tek başına karar veremezsin.
Verdim bile.
Uzun süre baktı. Dakikalar gibi sürdü. O an gördüğüm; öfke, pişmanlık, acı değil, sadece üzülme Kurmuş şemasını, oynamasına fırsat bırakılmadan bozuldu. O noktada bitmişti.
İlk o kaçırdı bakışını.
Peki, dedi. Sakinleş, akşam konuşalım.
Şimdi.
Oğlumu almadan gitmem.
Yalnız gideceksin.
Komut verme bana.
Toplan, Burak.
İtiraz edecek gibiydi, ama çocuk odasından oğlumun sesi duyuldu. Kalktım hemen. Burak da kalktı ama elimi kaldırınca durdu.
Gerek yok, ben bakarım.
Odaya geçtim, oğlumu kucakladım, bebek kreminin, tertemiz teninin, uykunun kokusunu içime çektim. Sımsıkı sarıldım, dağılıp gitmemek için Komodideki telsize gözüm ilişti: kaç kez görmüştür böyle? Kaç gece bizimle olmayan bir adam, evin sesini böyle duydu?
Öğlene doğru Burak çantasını hazırlamıştı.
Tüm hayatı değil; o cesareti yoktu. Birkaç gömlek, şarj aleti, tıraş makinesi, belge. Kapıda son bir laf denedi:
Bir konuşmadan dolayı aileyi yıkıyorsun.
Kucağımda oğlum, bakakaldım.
Bir konuşma, tekrarladı, sanki tekrarda güç var. Dinlemeden karar veriyorsun.
Her şeyi anladım.
Hayır, anlamadın.
Yeter.
Herkese ne diyeceksin?
Gerçeği.
Sinsice sırıttı.
Hangi gerçek? Telsiz kullandı mı?
Evet.
Ne oldu?
Kamera oğlumu değil, beni izledi.
Sapasağlam çantasının kulpunu sıktı.
Şu haline pişman olacaksın.
Belki. Ama seni duyduğuma asla.
Daha fazla konuşmadı. Kapı sessizce kapandı. Çarpma yok. Büyük final yok. Sadece kilit döndü, asansör ses verdi, koridordan biri öksürdü. Ev tekrar ev gibi oldu. Ama sanki her şey yeri değişmiş gibiydi. Mobilya yer değiştirmiş; duvar, bardak, masa aynı Aradaki hatlar değişmişti.
Öğleden sonra neredeyse hiçbir şey yapmadım.
Oğlumu doyurdum, çoraplarını değiştirdim, birkaç bebek eşyası bir çantaya attım, annemi aradım: Burak bir süre ayrı yaşayacak dedim. Annem kısa süreli sessiz kaldı, sonra Akşama gelir misin? diye sordu. Belki, dedim. Daha fazlasına halim yoktu. Açıklamalar zamanla gelir; önce sessizlik gelir. O ara bir odadan ötekine geçip, kettleı kapatmak yeter.
Akşam çocuk odasına bir kez daha girdim.
Her şey dünkü gibi. Kuru badi, koltukta gri battaniye Komodinin üstünde kamera. Simsiyah gövde, küçük lensi, yeşil ışığı. Yanına yaklaşıp uzun uzun baktım; plastik değil, başkasının bakışının izleriymiş gibi geldi.
Aldım elime.
Parmaklarım titremiyordu artık, bu en çok şaşırttı. İçimdeki soğuk, uykusuzluk, günlerdir süren sessiz yükten, artık ellerim yorulmuştu herhalde. Kamerayı ters çevirdim, kablosunu buldum ve prizden çektim.
Yeşil ışık anında söndü.
Ve çocuk odasında, ancak kimsenin kimseyi dinlemediği kadar derin bir sessizlik oluştu.
Sevgili günlük; hayatın içinde şeffaflık, paylaşım, aile olma adı altında kontrol ve sınırları geçmek; güveni değil, ancak yıkımı getiriyor. Bugün öğrendim: evde huzur, başkasının gözetiminde değil; gerçek sınır ve saygıda.
Kendime not: Kim olduğumu, nasıl yaşadığımı bir başkasına kanıtlamak zorunda değilim. Sadece yaşamak yeterli; gerisi fazlalık.
Bugün bunu öğrendim.



