Ev İçi Kayıt
Bebek telsizi komodinin üzerinde duruyor ve oğlunun beşiğine değil, yatak odasının kapısına bakıyor. Ceyda bunu mutfak penceresinin önünde hafifçe cızırtılı bir şekilde duran alıcıdan yabancı bir kadın kahkahası duyulduğunda fark ediyor.
Başını hemen kaldırmıyor bile. Fincanındaki çay soğumuş, papatyanın kokusu hafif, neredeyse su gibi. Su ısıtıcısı tık ediyor ve sessizlik, evde herhangi bir yabancı sesi iyice belirgin kılıyor. Oğlu bir saattir uyuyor. Eşi Murat, sekiz buçukta, ofiste geç kalacağını yazmış. Cuma akşamı akıp gidiyor, yapış yapış, ılık bir bal gibi yavaşça uzuyor, ve Ceyda akşam boyunca aynı düşünceyle meşgul: Evde her şey yerli yerinde ama bir türlü huzur yok.
Cızırtı artıyor.
O penceredeki alıcıya dönüp iki eliyle tutuyor. Plastik hafif sıcak, üzerindeki yeşil ışık düzenli şekilde yanıyor, olması gerektiği gibi. Hoparlörden kısık bir nefes, bir hışırtı, ardından bir erkek sesi geliyor. Murat alçak sesle konuşuyor ama Ceyda hemen tanıyor onu. Tanıyor ve dona kalıyor; çünkü Murat ne çocuk odasında, ne koridorda ne de çocuğun yanında.
O, evden çok uzakta bir yerde.
Yanında ise bir kadın var.
Ceyda sesi kısıyor, sanki böylece duydukları değişecek. Değişmiyor. Kadın kısa ve alaycı bir şey söylüyor, kelimeler anlaşılmıyor, ama Muratın cevabı net geliyor:
Bekle. O şimdi, muhtemelen mutfakta. Bu saatte çay içiyor.
Ceydanın başparmağı yanlışlıkla tuşun yanından kayıyor. Bir kez daha, daha dikkatli bastığında ses azalıyor ama tamamen gitmiyor. Alıcı, başka bir hayatı yaşamaya devam ediyor. Tam da öyle hissediyor Ceyda: Bir arıza değil, bozukluk değil, kendi evlerinde, kendi akşamlarında, oğlunun uyuduğu saatlerde başka birinin varlığı gibi.
Yavaşça bakışını koridora çeviriyor. Mutfaktan yatak odasının kapısı görülüyor, onun biraz ilerisinde aralanmış kapıdan çocuk odası karanlık. Ceyda çıplak ayakla ilerleyip komodinin yanında duruyor.
Kamera gerçekten çevrilmiş.
Ne beşiğe, ne pencereye, ne de bazen oğluyla oturduğu koltuğa değil; doğrudan kapıya. Kameranın açısı koridorun bir kısmını ve ebeveyn yatak odasının yarısını alıyor. Murat bu cihazı on iki gün önce kurmuştu. Böyle daha rahat, demişti. Oğulları büyüdü, gece uyanabilir, Ceyda mutfakta ya da banyodayken hemen duyması güzel olur. O zaman mantıklı gelmişti. Şimdi ise Muratın kaç akşam oğlunu değil de onu izlediğini düşündükçe boğazı kuruyor.
Tekrar Muratın sesi geliyor, artık daha kısık.
Dedim ya, şimdi olmaz.
Ceyda pencereye dönüp alıcıyı yerine bırakıyor ve birden tablet aklına geliyor. Ortak kullandıkları eski tablet, büfede, yemek tarifleri kitabının ve bir paket ıslak mendilin arasında. Murat, bebek telsiziyle birlikte uygulamayı yüklemişti. İkimizin de erişimi olsun, kolay olur, demişti. Aile demek şeffaflık demek, diye üzerinde durmuştı. Her şeyin açık olması gerektiğini söylerdi o zamanlar. Gerçek bir ailede sır olmayacağını.
Ceyda tableti çıkartıp masaya oturuyor.
Ekran hemen açılmıyor. Parmakları soğuk, oysa mutfakta mart ayının ağır sıcaklığı hâkim, pencere altındaki kaloriferden kuru bir sıcak yayılıyor, fincanın kulpu da ısınmış. Mavi ekran açılıyor, uygulamanın ikonu yanıp sönüyor. Altında ise bir tarih listesi.
Kayıtlar.
Bu kelimeye ilk defa bakıyormuş gibi uzun uzun bakıyor. Sonra basıyor.
Kayıtlar çok.
Bir, iki tane değil. Altı gün boyunca, kısa kayıt, uzun parçalar, gece görüntüleri, gündüz gölgeleri, ses, hareket, boş çocuk odası, kendisinin koridorda yürüyüşleri. İlk dosyayı açıyor ve ekranda kendini, arkasını görüyor: gri bir hırka, toparlanmış saç, elinde biberon. Odaya giriyor, oğlunun battaniyesini düzeltiyor, beşiğe eğiliyor ve çıkıyor. Kırk saniyelik bir video. Sonrakini açıyor: bu sefer mutfak, açık kapıdan çekilmiş. Parça parça, ama kameranın asıl olarak ona baktığı anlaşılıyor.
Aşağı kaydırıyor.
Her kayıtta kendisi var. Oğlu değil. Oda değil. Yalnızca Ceyda.
Çarşamba günü, saat dokuz yirmi ikide kaydedilmiş bir videoyu açıyor. Ekrandan Muratın sesi geliyor, uzaktan, sanki başka bir odadan.
Bak, dememiş miydim? Bu saatte çayı ve telefonu elinde oluyor.
Kadın gülüyor.
Karını bebek telsiziyle mi gözetliyorsun?
Abartma. Sadece neyle meşgul olduğunu bilmek istiyorum.
Mutfakta öyle bir sessizlik oluyor ki, oğlunun odasında hafifçe hışırdayan battaniye bile duyuluyor. Ceyda duraklat tuşuna basıyor. Cam ekran tüm sıcaklığı elinden almış gibi başparmağı uyuşmuş. Dik oturuyor, gözünü dikmiş, masadaki fayansın geçen sonbaharda Muratın tencere düşürdüğü zaman çatlayan yerine bakıyor.
Tekrar kaydı başlatıyor.
Umurunda mı? diyor kadın.
Evimde ne oluyor umurunda, diyor Murat.
Evinde mi, Ceydanın kafasında mı?
Murat iç geçiriyor.
Aynı şey.
Ceyda sesi kapatıyor.
Bir dakika boyunca kalkması gerekiyor. O dakikada ne ağlıyor, ne kafasını tutuyor, ne de tableti fırlatıyor, oysa öyle bir hareket sanki hem ona hem etrafa hem de yeşil ışığa bekleniyormuş gibi. Yalnızca kalkıyor, musluğu açıp ellerini soğuk suya tutuyor. Su parmaklarından, bileklerinden akıyor. Ceyda, damlaların çelik evyede kırılışını izliyor, eğer ellerini meşgul etmezse, kenarı tutup tırnaklarının beyaz kalacağını biliyor.
Murat neredeyse saat on birde geliyor.
O saate kadar beş kayıt daha izlemiş, kadının adının Melike olduğunu öğrenmiş ve kendisi hakkında pek çok gereksiz şeyi duymuş oluyor. Murat, Ceydanın hangi gün annesini arayıp yorgunluk şikâyetlerini ilettiğini tam olarak biliyor. İki aydır gündüzleri, oğul uyurken, kendisinin de hiç uyumadığını biliyor. Odayı, camı kaç kez kontrol ettiğini, geceleri mutfakta ne kadar kaldığını ezbere biliyor. Eskiden ruh hâlini anlamasını bir tür sezgiye yorarken, bugün bunun pek de masum olmadığını görüyor.
Kapı kilidi çevrildiğinde Ceyda tableti çoktan dolaba yerleştirip fincanı yıkamış oluyor.
Uyumadın mı? diyor Murat koridorda.
Seni bekledim.
Murat mutfağa giriyor. Uzun boylu, koyu lacivert gömleğiyle, sıvanmış kolları ve sağ elinde cep telefonu, market poşetleriyle. Saçlarında uzun zamandır beyazlık var ve başka zamanlarda bu, Ceydaya dokunaklı gelir, yaşın erkeği daha güvenilir gösterdiğini düşünür. Şimdi ise gözü sadece telefonda: biraz önce o telefonla evi dinlemiş ve bunu başka bir kadınla paylaşmış.
Ona yoğurt aldım, diyor Murat poşeti masaya bırakıp, senin de lor peynirin bitmişti, onu da aldım.
Sanki her zamanki gibi konuşuyor. Hatta fazlasıyla sıradan. Oysa birkaç saat önce başka bir kadına karısının hangi saatte çay içtiğini anlatıyordu.
Sağ ol, diyor Ceyda.
Daha dikkatli bakıyor Murat.
Bayağı solgunsun. Başın mı ağrıyor?
Yok.
Peki neden böyle?
Ceyda kuru ellerini havluyla kurulayıp katlıyor, tekrar açıyor.
Sadece yorgunum.
Murat başını sallıyor. Şaşırmamış ya da anlamamış gibi. Onun bu tür şeylerde böyle olup olmadığını ayırt etmek zor. Ufak bir yakalama olduğunda fazla açıklama yapar, ama gerçekten yakalandığında susar. Geçen yıl ortak bir banka kartı önerişini hatırlıyor Ceyda: pratik, aile bütçesini yönetmek kolay, her şey şeffaf olmalı, demişti. O zamanlar tek bir sistemi kurup, başkasının hayatını açığa çıkarmayı bir tür şeffaflık olarak görüyormuş demek.
O gece uyuyamıyor Ceyda.
Oğlu bir iki kere uykusunda mırıldanıyor, bir öksürüyor; Ceyda uyandırmaya gerek kalmadan yanına gidiyor. Murat yanında huzurla, bir alışkanlık gibi derin nefeslerle uyuyor, sırt üstü yatıyor, kolları yayılmış, gece uyanmak için hiçbir sebebi yok. Ceyda karanlıkta düşüncelerini sırayla gözden geçiriyor. Onun garip soruları. O garip netliği. Bugün annenle uzun konuşmuşsun, diyen sakin tavrı. Sanki rastgele: Bugün yemek yemedin mi? Sanki tahminen: Yorgunsun, değil mi? İnsan bu kadar şeyi bilemez. Ancak birileri ona söyler, ya da kendisi gözetlerse olur.
Sabaha bir şey kesinleşiyor: hemen konuşmamalı.
Yıllardır ilk işi lafla hava kapmak olan bir adamla yaşıyor çünkü. Açıklamaya girişecek, kafa karıştıracak, mevzudan uzaklaştıracak, onu kafasında abarttığından söz edecek, her zamanki gibi Ceydayı suçluya çevirmeye çalışacak. Kafasında onun ifadeleri dönüyor: Yanlış anladın. Bu sadece Melikeyle ilgili. Çocuğu düşünüyordum. Modun bozuk, her şeyi abartıyorsun Bu konularda çok başarılıdır. Basit şeyleri öyle dolaylı anlatır ki, sonunda olay değil, tepkisi suçlu çıkar.
Cumartesi sabahı Murat fazla nazik.
Çok nazik. İlk o oğluna bakıyor, altını değiştiriyor, kaşıkla kahvaltı yediriyor, hatta tabağını bile yıkıyor, oysa genelde akşama bırakır. Ceyda bakıyor, halıda oğluyla oynayışına, çorabını fırlatmasına, yere düşen kaşığı almasına, düşünmeden de olsa aynı adamın hem ilgili bir baba hem de kendi evinin soğuk bir gözlemcisi olabileceğini görüyor.
Bu sabah sessizsin, diyor Murat, mutfakta yalnız kalınca.
Normalde gürültülü müyüm?
Oluyorsun. Bugün hiç konuşmadın.
Ceyda buzdolabını açıp oğluna yoğurt çıkartıyor, kapatıyor.
Kötü uyudum.
Ondan mı?
Yok, öylesine.
Murat yaklaşıyor, elini omzuna koyuyor. Eskiden bu hareket onu rahatlatırdı. Şimdi ise öyle bir soğukluk hissediyor ki, çenesini sıkıyor.
Ceyda, ne oldu? Her şeyimiz yolunda.
İşte asıl ağır gelen bu olur: Yalanın sıradan görüntüsü. Sabah ev terliğini giyen, sessizce kendine çay alan bir yalan.
Ceyda dönmüyor.
Tabii.
Bana bile bakmıyorsun.
Bakıyorum.
Hayır, bakmıyorsun.
Gözlerini kaldırıyor sonunda. Murat, ilk yıllarda sabırla okuduğu bir gülümsemeyle bakıyor. Artık o gülümsemede başka bir şey var: Konuşmayı kontrol altında tutabileceğine, kapı kolunu bırakmayacağına, geçişi önleyeceğine eminlik.
Bir şey mi uydurdun? diyor Murat.
Hayır.
Şükürler olsun.
Ve oğlunun yanına, odaya gidiyor, Ceyda’nın masanın kenarına kenetlenmiş parmaklarını görmeden.
Gün uzun sürüyor. Ceyda bir evin altında boşluk olduğunu bilen biri gibi yaşarken, yine de tabak taşıyor, çorap yıkıyor, pencere açıyor, çorba pişiriyor. Her alışılmış eşya artık başka anlamda. Dolaptaki tablet, eski bir cihazdan çok daha fazlası. Bebek telsizi bir izleme cihazına dönüşmüş. Muratın telefonu ise artık sadece bir telefon değil.
Biraz sonra, Murat market alışverişine çıktığında tekrar kayıtlara göz atıyor.
Ekranda mavi ışık titriyor. Mutfakta bitmemiş çorbanın ve pencere kenarındaki tozun kokusu var. Kayıtları bir bir inceliyor; aldatma aramıyor. Hayatın verdiği ilk ipucu tam olarak bu olsa da, o sınırı arıyor. Tam olarak ne zaman her şeyin yabancılaştığını anlamak istiyor. Hangi gün. Hangi dakika.
Cevap perşembe kaydında.
Murat Melikeyle bambaşka bir tonda konuşuyor. Şakasız, rol yapmadan.
Şüphelendi mi? diyor Melike.
Henüz değil.
Araştırmaya başlarsa?
Araştırsın, her şeyim kayıtlı.
O kadar yani?
O kadar.
Birkaç saniye sessizlik. Bu sürede Ceydanın çenesi kilitleniyor.
Aşırıya kaçıyorsun, diyor Melike.
Ben önlem alıyorum.
Çocuğu da hesaba katıyor musun?
Başka nasıl olabilir ki?
Ceyda durduruyor. Düzgünce oturuyor. Oğlunun odasında sessizlik, dışarıda bir arabanın kapısı çarpıyor, yukarıda gençler gülüyor. Dünya her zamanki cumartesini yaşarken, Ceydanın tabletinde kocasının ailesinin başka bir versiyonu saklı. Muratın bir şeyleri önceden topladığı bir versiyon. Ne için? Konuşma için mi? Savunma için mi? İleride işine yarayacak bir an için mi? Yorucu, suskun, uykusuz bir kadın olduğunu göstermek için mi?
Nefes almakta zorlanıyor. Derin değil, geniş değil; havayı alıp kaburgası altında bir yere sıkıştıracak kadar.
Tekrar devam ediyor kayda.
Kendini dinliyor musun? diyor Melike.
Doğru olanı yapıyorum.
Murat, bu artık ilgilenmekle ilgili değil.
Ne hakkında?
Kontrol.
Murat gülümsüyor.
Büyük laf.
En uygunu.
Ceyda dosyayı kapatıyor.
Her şey burada kayıyor. O dakikaya kadar, insan isterse sadakatsizliği, başka bir kadının sesini, gizli bir adam özgüvenini suçlayabilir. Ama kontrol hakkında söylenen, soğukkanlı, ciddi, suçluluk duymadan edilen laf dökümünü değiştiriyor. Rastgele bir zayıflık değil. Bir gece değil. Kötü bir adım değil. Sistemli, planlanmış, neredeyse düzenlenmiş bir mekanizma.
Akşam Murat yine aynı yüzle dönüyor.
Yiyecekleri getiriyor, yere oturuyor, oğluna traktör hikâyesi okuyor, arada soruyor:
Bugün anneni aramadın mı?
Kayıtsız, sarkık bir tonda ama Ceyda bunu sırtında hissediyor.
Hayır.
Tuhaf. Normalde cumartesileri ararsın.
Unuttum.
Hm.
Sayfayı çeviriyor, kağıt hafifçe hışırdıyor. Sıradan bir kelime. Sıradan bir ses. Fakat o sıradanlıkta, alışkanlıkları ezbere sayan birinin kesinliği.
Akşam yemeğinde lafı az. Ceydanınki daha az. Oğlu uyukluyor, kaşığını masaya vuruyor, ekmek kırıntıları döküyor, ve şu an evde yalnızca o, akşamı olduğu gibi yaşıyor; gizli anlamlar olmadan. Murat oğlunu yıkamaya götürdüğünde Ceyda hızla en yeni kaydı açıyor.
Kayıt çok taze.
Cumartesiden pazara, gece. Muhtemelen Murat, uygulamayı Ceyda yattıktan sonra açmış. İlk saniyelerde boş bir koridor var. Sonra ayak sesleri, fısıltılar, araba sesi, Melike’nin sesi öncekinden daha yakın:
Hala bunun gereksiz olmadığından emin misin?
Eminim.
Boşanma söz konusu olursa bile mi?
Ceyda donakalıyor. Sanki hava durumu konuşur gibi.
Olursa, diyor Murat, elimde çocuğun daha güvenli ellerde olduğunu kanıtlayacak şeyler olur.
Melike susuyor.
Kendisi devam ediyor:
Görüyorsun ya, o uyumuyor. Sinirli. Gecenin yarısı mutfakta. Yemek yemeyi unutabiliyor. Hepsi belli oluyor.
Murat…
Eee? Ben oğlumu düşünmek zorundayım.
Bunları konuşunca sanki her şeyi karar vermiş gibisin.
Karar vermedim. Her ihtimale hazırlık yapıyorum.
Ceyda daha fazla dinlemiyor. Tableti masaya bırakıp elini ağzına bastırıyor, ses çıkmasın diye; oysa evde kimse yok. Gerçek derinlik burada. Sadece bir konuşma değil. Rastgele bir ilişkinin ötesinde. Hayatını parça parça toplamış Murat. Daha iyi anlamak için değil. Kendi kolaylığı için. Olayların kendi versiyonu için. Bakın, izlemek boşuna değildi, diyebilmek için.
Duvardaki saat çok sesli çalışıyor. Ya da Ceyda öyle hissediyor.
Sabaha kadar oturuyor. Ne ağlıyor ne evde dolaşıyor ne de annesine mesaj atıyor, elini telefona götürse de. Sadece ekrana, simsiyah, kapalı ekrana bakıyor ve içindeki bir şeyin düzgünce inşa edildiğini hissediyor. Hafif değil, sıcak değil, ama düzgün. Raf gibi; biri biri ardına kavanoz yerleştiriyor. Önce gerçek. Sonra başka bir gerçek. Sonra bir tane daha. Ta ki gerçeklerin kendi ağırlığı oluşana dek.
Oğlu erkenden uyanıyor, her zamanki gibi tüm dünyayı istiyor: Kâhvaltı, fincan, top, pencere, anne, baba. Murat onu kucağına alıyor, oğul gömleğinin yakasını çekiştirince gülüyor. Ceyda bakıyor ve bambaşka bir Muratın sesini hatırlıyor. Kuru, hesapçı, hep önceden plan yapan bir Murat.
Onda oğul tekrar uyuyor.
İşte tam o zaman, artık daha fazla beklemeyeceğine karar veriyor.
Mutfak loş ışık içinde. Masada iki fincan; birine kimse dokunmamış. Murat telefonda haberleri okuyor. Ceyda giriyor, bebek telsizini ve tableti yanına koyuyor.
Murat başını kaldırıyor.
Bu ne şimdi?
Konuşmamız lazım.
Şimdi mi?
Evet.
Kulağında hiç ricâ, alışık olduğu yumuşaklık yok. Murat bunu fark ediyor. Telefonu ekranı aşağıya çevirip bırakıyor.
Ne oldu?
Ceyda karşısına geçip oturuyor. Sandalyenin pürüzlü kenarına avuçları kenetleniyor, sanki sözler yerine, buradan güç alabilir gibi.
Sadece bir cevap istiyorum, kısa ve net, diyor. Uzun açıklama istemiyorum.
Murat hafifçe sırıtarak, ama yüzünde şimdiden bir tetikte olma haliyle:
Hadi dene bakalım.
Ceyda ekranı dokunuyor.
Kamerayı neden çocuğa değil, bana çevirdin?
Doğrudan cevap vermiyor. O sessizlik, ilk gerçek cevap oluyor. Ne kızgınlık, ne şaşkınlık, ne de karşı soruyla geçiştirme. Ağır bir duraklama. Suçsuz biri için fazla ağır.
Ne diyorsun sen? diyor Murat sonunda.
Ceyda kaydı başlatıyor.
Alıcıdan tanıdık bir fısıltı, cızırtı, alaycı bir kahkaha, ardından Muratın sesi, aynı dingin, kendinden emin, bu masa başındaki adamdan bambaşka bir tonla.
Sadece neyle meşgul olduğunu bilmek istiyorum.
Murat o kadar ani bir hareket ediyor ki sandalye gıcırdıyor. Tablete ulaşmak için hamle yapıyor ama Ceyda önce elini koyuyor.
Dokunma.
Bunu nereden buldun?
Kendi kurduğun arşivden.
Yüzü hemen değişmiyor. Önce alışkanlıktan eski tavır; her şeyi çevirecekmiş gibi. Ama kayıt devam ediyor. Melike araştırmadan söz ediyor. Murat her şeyimin kayıtlı olduğunu anlatıyor. Kadın kontrol diyor; O ise abartı diye küçümsüyor. Her yeni kelime mutfakta döndükçe, Muratın kontrolünden küçük küçük kopuyor.
Kapat, diyor Murat.
Hayır.
Ceyda, kapat şunu.
Hayır.
Yüzünü elleriyle siliyor. Ayağa kalkıyor. Tekrar oturuyor.
Bağlamı bilmiyorsun, diyor.
Açıkla. Kısa.
Çocuk için endişelendim.
Ceyda ileri sarıyor. Daha güvenli eller ifadesine kadar.
Murat gözlerini kapatıyor.
Kısa bir saniye. Ama Ceydaya yeter.
Son kez, diyor usulca. Kısa cevap ver. Neden beni izledin?
İzlemedim.
Bu ne peki?
Evdeki durumu kontrol ettim.
Başka bir kadın aracılığıyla mı?
Murat çenesini kasıyor.
Melike ile ilgisi yok.
İyi, gerek yok. İlgisi var.
Her şeyi birbirine karıştırdın.
Hayır, ayırdım. Melikeyle meseleni ayrı tuttum. Kamera ayrı. Çocukla ilgili konuşmalar ayrı. Her birinde yalan söyledin.
Murat tekrar ayağa kalkıp pencereye gidiyor, ama açmıyor. Camda yüzü, bu haliyle daha yaşlı değil, bomboş görünüyor.
Böylesiyle konuşmak zor, diyor.
Melike ile kolay mı?
Bunun ne alakası var?
Beni onunla konuştun. Çayımı, uykumu, aramalarımı, yorgunluğumu, çocuğumu, kendi kafanda nasıl göstermen gerektiğini onunla tartıştın.
O benim oğlum da.
O zaman neden bana yardım değil, kayıt tuttun?
İşte tam burada ilk kez gerçekten bocalıyor. Ne kayıtta, ne Melike isminde; kayıt sözcüğünde. Çünkü bu kelime savunmasız ve netti.
Tek başıma idare etmek ne kadar zor, sen bilmiyorsun, diyor Murat boğuk bir sesle.
Ceyda dik dik bakıyor.
Tek başına mı?
Bakışlarını kaçırıyor.
Çalışıyorum. Eve getiriyorum. Eve gelip senin başa çıkamadığını görüyorum.
Ve bu yüzden bana kamera kurdun?
Abartıyorsun.
Şu anda bile mi?
Ne olup bittiğini anlamak istedim.
Ne olup bittiğine hükmetmek istedin!
Sinirle sırıtıyor Murat.
Kelime seçmen harika. Annen mi yardım etti?
Ceyda başını yavaşça sallıyor.
Hayır. Sen yardım ettin. Hepsini sen kaydettin.
Mutfakta sessizlik. Çocuk odasında oğlan uykusunda dönerken çıkan kısa bir ses. Ceydanın içi düğüm oluyor. Çocuk uyuyor. Ev yerinde. Çay soğumuş. Ve bu sıradanlıkta tahmin edemeyeceği bir şey çözülüyor.
Bugün gideceksin, diyor Ceyda.
Murat başını kaldırıyor.
Ne?
Bugün.
Deli misin?
Hayır.
Burası benim evim de.
Evet. Ama bu akşam giden sensin.
Hangi hakla?
Aynı çatı altında, evimdeki hayatımı başka bir kadının yanında tartışan ve beni bebek telsiziyle dinleyen biriyle kalmayacağım için.
Murat masaya vuruyor. Çok hızlı değil ama fincan titriyor.
Saçmalama artık.
Ceyda gözünü bile kırpmıyor.
Sen zaten her şeyi söyledin. Ekleyecek bir şey yok.
Şimdi ne olacak? Annenin yanına mı koşacaksın?
Sonra bu kamerayı kapatırım. Sen eşyalarını toplarsın.
Buna tek başına karar veremezsin.
Şu an verdim bile.
Uzun uzun bakıyor Murat. Ceyda o birkaç saniyede garip bir şey fark ediyor: Ne öfke, ne acı, ne pişmanlık Hayal kırıklığı. Planı bozulmuş birinin yüzü. Kartları önce kendi açamayan biri. Son noktayı burada koyuyor.
İlk o gözlerini kaçırıyor.
Tamam, diyor. Sakinleş. Akşam düzgün konuşuruz.
Hayır. Şimdi.
Ben oğlumu almadan çıkmam.
Tek başına gideceksin.
Bana emir verme.
Eşyalarını topla, Murat.
Tam o an oğlunun hafif uykulu sesi çocuk odasından geliyor. Ceyda hemen ayağa kalkıyor. Murat da kalkıyor ama Ceyda elini kaldırınca duruyor.
Gerek yok. Ben bakarım.
Çocuk odasına gidip oğlunu kucaklıyor, sıcak tonuyla kendine çekiyor, bildik krem ve cilt kokusunu içine çekiyor. Oğul başını Ceyda’nın boynuna dayıyor ve o koku, bu anı kaç kere yaşadığını sayamayacağı bir sevecenlik veriyor. Kaç kez Murat ona böyle uzaktan baktı? Kaç kez bu evin sesi yalnızca onlara ait olmalıydı?
Öğleye Murat bir çanta topluyor.
Hayatını değil. Belli ki o kadar cesareti ya da hayal gücü yok. Birkaç gömlek, şarj cihazı, tıraş makinesi, belgeler. Ayrılırken alanı yeniden işgal etmek ister gibi:
Bir konuşma yüzünden aileyi yıktın, diyor.
Ceyda oğlunu kollarında tutup susuyor.
Bir konuşma yüzünden, Murat tekrar ediyor, sanki tekrarladıkça güç buluyor. Anlamaya çalışmıyorsun.
Her şeyi anladım.
Hayır, anlamadın.
Yeter.
Millete ne diyeceksin?
Doğruyu.
Yarım bir gülümseme ile.
Ne? Kocam bebek telsizi kurdu mu diyeceksin?
Evet.
Ee sonra?
Sonrası, kameranın çocuğuma değil, bana baktığı.
Murat çantasının sapını sıkıyor.
Şimdi yaptığını gün gelir pişman olursun.
Belki. Ama seni dinlediğim için değil.
Başka bir şey söylemiyor.
Kapı sert kapanmıyor. Sadece bir klik. Asansör geçiyor, apartmanda biri öksürüyor, ve ev tekrar ev gibi oluyor. Fakat artık her şey başka. Tıpkı mobilyaların yer değiştirmesi gibi. Aynı duvarlar, aynı fincanlar, aynı masa. Ama aralarındaki çizgi başka.
Gündüz neredeyse hiç bir şey yapmıyor Ceyda.
Oğlunu doyuruyor, çoraplarını değiştiriyor, bir miktar bebek eşyasını torbaya koyuyor, annesini arayıp, Murat bir süre ayrı kalacak, diyor. Annesi bir solukta susuyor, sonra akşam gelir misin diye soruyor. Ceyda belki, geceye, diyor. Fazlasını anlatacak hali yok. Açıklamalar hemen gelmez; önce bir süre sessizlik gelir. O sessizlikte sadece bir odadan diğerine gidip demlik kapatmayı unutmazsın.
Akşam yine çocuk odasına gidiyor.
Oda düne çok benziyor. Roket desenli mavi zıbın kurutmalıkta. Koltukta gri battaniye. Komodinin üstünde kamera. Siyah gövde, küçük lens, yeşil ışık. Ceyda yaklaşıp uzun süre bakıyor; artık plastik değil, sanki hala evin içinde kalmış yabancı bir bakış gibi.
Cihazı ellerine alıyor.
Parmakları titremiyor. Bu onu en çok şaşırtan şey. Onca soğuk, onca uykusuzluk, içindeki sessiz çalışma parmaklarını titretmeye yorulmuş. Kamerayı çevirip fişten çekiyor.
Yeşil ışık hemen sönüyor.
Ve çocuk odasında öyle bir sessizlik oluyor ki, artık kimse kimseyi duymuyor orada.
Sevgili dostlar, yorumlarınız ve beğenileriniz için çok teşekkür ederim. Kanalıma abone olmayı unutmayın ki birbirimizi kaybetmeyelim :)Bir an için yerinden kıpırdamadan duruyor Ceyda. Elindeki kameranın ağırlığı gerçek, ama üzerindeki artık ona ait değilmiş gibi hafif. Pencereden gelen solgun gün ışığı odaya yayılıyor; bu küçük, güvenli köşe sessizce nefes alıyor. Oğlu karyolasında, ince elleriyle mavi zıbınını kavrıyor; huzurlu, derin uykusunda dünyadan habersiz.
Ceyda kamerayı, pilini çıkarıp çekmeceye yerleştiriyor. Sonra pencereyi aralıyor, serin hava içeri doluyor. Göğsünde, yeni bir boşluk ve ağırlık: Kırılmış bir güvenin, ama aynı zamanda çerçevesi değişmiş bir özgürlüğün ilk titreşimi. Koltukta oturup çocuğunu izliyor; kendi gözleriyle, kendi sesiyle.
Gece çöktüğünde odalar hâlâ sessiz. Ama bu defa, sessizliği yeniden dinleyebilecek kadar cesur. Gerçekten kendi evinde kalan sesi bulana dek. Kucağındaki oğlunun elleri ellerine dolanıyor, başı omzuna yaslanıyor.
Ve orada, bildik koyulukta, içerideki bir başka kayda gerek olmadığını, hiçbir uzak ekranın, hiçbir başka bakışın, hiçbir arşivlenmiş görüntünün bundan daha hakiki olamayacağını anlıyor.
Kendi hayatının tek sahibi olarak gecenin ortasında, ilk kez tedirgin olmadan derin bir nefes alıyor. Ve ev, sonunda, yalnızca onların sesiyle doluyor.



