Sana Asla Nefret Duymadım

Sana anlatayım, sanki karşımda oturuyorsun ve çay içiyoruz. Bak, hiçbir şey değişmemiş bile aslında

Defne, taksinin camından dışarı bakarken ceketinden minik bir iplik çekiştirip duruyordu. O pencerenin ardında, çocukluğundan beri bildiği, her karışı tanıdık olan mahalleler geçip gidiyordu eskiden Emirle birlikte kahkahalar atarak hayaller kurduğu sokaklar. Dile kolay, tam yedi yıl olmuştu buradan ayrılalı.

Geldik, dedi şoför, düşüncelerini bölen yumuşak sesiyle.

Taksi, beş katlı eski apartmanın önünde yavaşça durdu. Defne uzanıp telefonunu kontrol etti, parayı saydı, şoföre birkaç yüz lira uzatıp indi. Kapı kapanınca bir an olduğu yerde kalakaldı, şehrinin havasını içine çekti; İstanbuldaki o dev karmaşadan sonra buranın kokusunu, sesini bambaşka buldu. Mis gibi biçilmiş çim kokusu geliyordu neredeyse, ara sokaktaki fırından taze poğaça kokusu çalınıyordu burnuna. Ve anlatamayacağın bir şey daha: şu eski, karmaşık ama güvenli ev duygusu. Sanki göğsü sıkışıyor, ama bir yandan tarifsiz bir huzur da var içinde. Hem mutlu, hem de içine korku karışmış bir heyecan

Aslında gelme bahanesi anneye yardım edecek olmasıydı; bazı evrak işleri vardı yıllardır ertelenen. Ama asıl meselenin bu olmadığını da kendi biliyordu. O asıl, Emiri yeniden görmek istiyordu. Belki de kader ona başka bir yol gösterecekti? Kim bilir

Defne Emirin hala bu mahallede yaşadığını biraz kulaktan dolma, biraz ortak dostlardan sosyal medyada denk gelinen hikâyelerden öğrenmişti. Kimseyi açıp özellikle sormamıştı; ama arada bir Emir yeni bir işe girmiş, Artık iyi bir yerde çalışıyor, Ev almış, annesini yanına taşımış gibi cümleler kulağına çalınırdı. Her defasında içi sızlardı; eski sevgilisini, ne yaptığı, kim olduğu, ne düşündüğü kafasında bir anda canlanırdı; sonra hemen bu hayalleri bastıramaya çalışırdı.

***

Ertesi sabah Defne canı nereye isterse oraya gitti; adımla eski günlerdeki gibi ağırdan aldı, fazla plan yapmadan sokaklara karıştı. Bir ara geçmişten tanıdık gazeteci büfesine başını uzattı, sonra çocukken arkadaşlarıyla okul sonrası oturdukları o eski bankı gördü, başka bir köşede hayatında ilk defa cappuccino içtiği kafeye göz takıldı ve aklına yeni aldığı bluzunu batırışı geldi.

Ve o an Emiri gördü.

Emir, karşı kaldırımdan yürüyordu. Kafası biraz önde, kafasında bir sürü düşünce varmış gibi, hiç Defneye bakmıyordu. Defne bir an yerinden kıpırdayamadı. İçinde her şey ters yüz oldu, nefesi bile kesildi anlık. Yıllar ona hiç dokunmamış gibiydi; hâlâ o uzun boylu hali, hafif gevşek, umursamaz yürüyüşü Bütün detayları bıraktığı gibiydi.

Düşünmeden caddeye atladı. Trafik ışığı sarıda yanıyordu, uzaktan bir korna sesi geldi; ama o duymuyordu bile. Adımları sanki başkasının iradesindeydi, kalbi öyle hızlı atıyordu ki, tüm şehrin duyacağını sandı.

Emir! diye seslendi, yanına yetiştiğinde.

Sesi titriyordu; bu kadar heyecanlanacağı aklına bile gelmemişti. Emir döndü. Ve hiçbir şey yoktu yüzünde. O meşhur eski bakışı ne sıcaklık, ne de öfke taşıyordu. Hiç.

Defne? dedi, taş gibi bir soğukkanlılıkla. O kadar donuk, durağan bir sesle konuşmuştu ki, Defne bir daha yıkıldı. İçindeki her şey, yedi yıldır birikip duran duygular fışkırdı sanki. Gözleri doldu; ağlamaktan konuşamaz hale geldi.

Emir, ben Ben çok suçluyum, diyebildi, sesi titreyerek. Sana yaklaşmaya bile hakkım yok, biliyorum Ama ben, gözyaşları durmadan aktı; silmek de istemedi. Seni seviyorum. Hala. Özür dilerim. Ne olur, affet

O kadar hızlı ve karmaşık konuştu ki, sanki susunca devam edemeyecek gibi. İçinden geçen her şeyi anlatamadı ama, en önemli kelimeleri, yıllardır içinde kalkan olan o iki lafı sonunda dışarı çıktı.

Emire sıkıca sarıldı; eskiden kaybettiklerini sırf bu temastan geri alacakmış gibi. O an ne çevre, ne kalabalık, ne de zaman vardı. Sadece onun kolları ve deli bir umut Emir ise hemen geri çekilmedi. Sanki bir anlığına kolunu kaldıracak ya da sarılacak gibi oldu, Defne de umutlandı. Belki hala şansı vardı?

Ama o an bitti. Emir Defnenin omuzlarını nazik ama net bir şekilde geri itti; ifadesinde ürkütücü bir soğukluk vardı. O eski çocuk gitmişti, karşısında yetişkin, duygularını çoktan derinlere gömmüş biri vardı.

Çık git, diye fısıldadı kulağına.

Sesi buz gibiydi. Defne artık hiçbir anlamı olmadığını, bambaşka birine dönüştüğünü o bakıştan anladı.

Sevmiyorum seni, diye ekledi, sesi bu defa daha sertti. İçindeki öfkeyi saklamaya bile çalışmadan.

Ve arkasını dönüp gitti. Defne ise sokak ortasında donup kaldı. Hayat akıyordu; insanlar işleriyle koşuşturuyordu, arabalar yine kornaya basıyordu, uzaktan çocuk gülüşleri geliyordu Belki de ona şaşkın gözlerle bakan bir iki kişi dışında kimse Defnenin olduğundan habersizdi. Ama o, etrafı bütünüyle unutmuştu.

Tek duyduğu Emirin uzaklaşan ayak sesleriydi, bir de kendi boğuk soluğu. O an bitmek bilmeyen bir sonsuzluk gibi geldi, kafasında da yalnızca tek cümle dönüp duruyordu: Bitti. Her şey bitti.

Eve gidene kadar kör gibi yürüdü. Ayakları sanki ona ait değildi, her adım acı veriyordu, ama yürüdü. Kafasında tek bir düşünce bile yoktu; sadece Emirin sözleri ve yankısı.

Eve girince hiçbir açıklama yapmadan, sessizce içeri geçti, mutfağa oturup camdan bakmaya başladı. Annesi gözyaşını, umutsuz bakışını görünce sormadı bile. Sessizce yakılan çaydanlığın sesi, demliğin kokusu, normalde ruhuna huzur verirdi; şimdi ise içindeki fırtınayla tezat oluşturuyordu. Belki de birazcık olsun o eski dünyasına döndürüyordu.

Affetmedi, diye fısıldadı Defne, sıcak bardak çayı avuçlarında sımsıkı tutarak. O buharın yanaklarına dokunmasını hissetmiyordu bile. Çaya öyle daldı ki, annesi yanına oturup omzuna sessizce elini koydu, küçükken dizini yaraladığında veya arkadaşına trip attığında yaptığı gibi.

Böyle olacağını biliyordun aslında, dedi anne hüzünlü ama yumuşak bir sesle.

Defne de başıyla onayladı, ilk defa çaydan ayırdı gözünü. Sesi soğuk kanlı gibi çıkıyordu ama yorgunluktan sanki yaşlanmış gibiydi. Evet, biliyordum Ama umut ettim. Safça, değil mi?

Hayır, safça değil. Bu senin seçimin oldu. Emire çok acı çektirdin. O zamanlardan beri Kalbi camla kaplı gibi oldu, kimseye yer kalmadı.

Defne derin bir nefes aldı. Sanki aniden yıllar öncesine döndü.

Her şey çok kolay görünürdü o zaman. Yirmi iki yaşında, hayatı tozpembe görüyordu. Yanında Emir vardı güvenilir, dürüst bir adam. Konuşmaları abartılı değildi ama sevgisi gerçekti; küçük şakalar, zor zamanlarda destek olması, hep yanında olması

Ama bir tarafı da vardı, Defne o dönem sorun sandığı Emir inşaatta çalışıyordu, bir yandan da dışarıdan yüksek okula gidiyordu, hayali ise kendi işini kurmaktı. Hep ciddi planları vardı ama hepsi vakit isteyen şeylerdi. Defne beklemek istemiyordu.

Defne lüks veya zenginlik istemiyordu. Sadece huzur, güven istiyordu. Yıllar ilerlerken hayatından emin olmak, hayalini kurduğu gibi bir düzen kurmak istiyordu. Ama Emirin yanında bunlar muammaydı; geçici işlerle, okul ile, henüz gerçek olamayan hayallerle uğraşıyordu.

Bir gün halasının İstanbuldaki şirketinde ona iyi bir iş teklif edildi. Düşünmeden kabul etti! Bu fırsatı kaçıramazdı; elleriyle tutulabilir bir şanstı.

Ve bir gerçek daha vardı elbette, Defnenin pek anmak istemediği: Defne İstanbula taşınırken, şirketteki büyük bir toplantıda Baranla tanışmıştı. Baran kırk yaşında, başarılı, çevresi geniş, istediği her şeyi elde etmeye alışık tiplerden. Önce işten konuşarak, ardından da meraklı ve kibar yaklaşımları ile Defnenin hayatına girmeye başladı.

Çok çiçek, sürpriz hediyeler, lüks restoranlarda yemekler Önce Defne bunlara mesafeli davrandı ama Baranın Sadece jest, bunu hak ediyorsun, vurgulamalarına zamanla tav oldu. O da kendini yeni bir hayatın büyüsüne kaptırdı; en pahalı kahveler, dilediğini alma özgürlüğü, her şeyiyle başka bir dünya, başka bir ihtişam.

Ve böylece Defne tüm kalbiyle Emirin yokluğu unuttu, hatta zamanla onu küçümser hale geldi, O hiçbir şey başaramayacak, diyecek kadar ileri gitti!

Bir gün memleketine geri döndü, Emiri görmek için değil; ona, bir zamanlar bıraktığı eski hayatı ardında nasıl bıraktığını göstermek için. O kafede, Barandan hediye pahalı bir elbiseyle, elinde yeni bir çantayla oturdu. Emir içeri girdiğinde, fark etsin diye abartılı bir kahkaha attı ve yüzünü ona dönüp bakmasını sağladı. Emir önce şaşırdı, gözlerinde Defneyi anlamaya çalışan bir bakış vardı. Ama Defne bu bakışa korkmak yerine göz göze gelmeyi seçti ve Kazandım sanıyordu.

Ama Emir çıkıp gidince, Defnenin yüzünden gülümseme süzüldü. Elmas yüzüğüne, yeni çantasına, yanındaki Barana baktı; bir anda tarifsiz bir boşluk hissetti. Sahip olduğu hiçbir şey artık gerçek değildi; içinde de kalmadı bir şey. Kendi kendine Değdi mi? diye sormaya başladı.

***

Başardığını sandığı şey, Defneye çok acı geldi kolayca anlamadı, günler haftalar geçince acının sebebi netleşti. Baran hala başta olacak adamdı, ilgi gösteriyordu, jestler bitmedi hemen. Ama zamanla onun ilgisi de söndü; bir mumun son alevi gibi.

Önce ufak şeyler değişti: sıcak sözler yerini kuru uyarılara bıraktı, hediyeler Git istediğini kendin seç, gibi sıkıcı mesajlarla değişti. Defnenin dış görünüşüne, konuşma biçimine eleştiriler geldi; eski arkadaşlarına laf edildi Sonra Baran günlerce aramaz oldu. Yalnız kalıp, duvarlar arasından geçen saatleri dinlerken, ne kadar istediği hayatı yaşadığını sorgulamaya başladı. Baranın Ne istiyorsun, daha ne olsun? tavrı bile ruhunu kemiriyordu.

Defne kendine bir türlü sığdıramadı olanları ama içten içe; Ben hata yaptım, diyebilecek cesareti varamadı. Çünkü o zaman, hayatındaki tek dürüst ve içten adamı kaybetmiş olduğunu kabul etmesi gerekecekti.

Pahalı giysiler askıda cansız duruyordu şimdi; takılar çekmecede, saçma geliyordu. Lüks restoranların şatafatı, yeni aldığını düşündüğü hayat bir balon gibi patlamıştı. Hayatına dair gerçek huzur ya da anlam kalmamıştı.

O uzun gecelerde, Defne sık sık Emiri, onun sıcak ellerini, küçük tebessümünü, birlikte kurdukları umutları hatırladı. Onunla, hiçbir şeyin gerçekten korkutucu olmadığını fark etti. Ama geçtiğimiz o yıllara bakıp yalnızca iç çekebildi artık

***

Üçüncü gün, Defne eski parkta dolaşmaya çıktı. Emirle oturdukları o eski banka gitti. Bir anda arkadan adını duydu:

Defne?

Döndü, Emirin en yakın arkadaşı Kenandı bu. Aynı anda şaşırıp, çekingence gülümsedi.

Seni burada beklemezdim valla, dedi Kenan. Naber?

Defne dudaklarını ısırıp, İyiyim Annemi ziyarete geldim, dedi ve zoraki de olsa samimi bir gülümseme ile yanıtladı.

Kenan, oturmayı teklif etti: Gel, iki dakika oturalım.

Ortak tanıdıklardan, yeni gelişmelerden konuştu. Kenanın sesinde sıcak bir yakınlık vardı ve Defneyi biraz rahatlattı. Arada bir Kenan hafiften lafı döndürüp, Emiri gördün mü? dedi.

Defne başını öne eğdi; Emirle dünkü karşılaşması aklına kazındı. Soğuk bakışı, her şeyi bitiren kelimeleri Evet Dün gördüm, dedi sessizce.

Ve nasıl? diye sordu Kenan; sesinde anlayış vardı.

O beni görmek istemiyor Beni sevmiyor artık, diyebildi Defne. Boğazı düğümlendi, kendini tutmaya çalıştı.

Kenan bir süre sessiz kaldı. Sonra omuz silkti, Sen bir anda kayboldun. Aramadın, mesaj atmadın. O için için yandı. Zor toparladı kendini. Sonra da bir daha kimseye açamadı kalbini. Senin şu dünkü gözükmen de Onu iyice allak bullak etti.

Defne zar zor başını salladı, suçunun ağırlığını tüm hücrelerinde hissetti.

Doğru olanı yapıyorum sandım. Rahatlık istedim, başka bir hayat istedim, dedi neredeyse kendi kendine.

Kenan, Bunu sorgulamak yerine, onun iyileşmesine izin ver. Bir daha gelme, gerçekten. Dünkü gece aradı beni sarhoş halde Yıllardır böyle görmemiştim Emiri. Daha fazla yıpratma onu, dedi. Defne, Kenanın haklı olduğunu biliyordu. Belki de bir tek affedilmeye değil, tamamen unutulmaya hakkı vardı Emirin.

***

O gece, eski odasında camdan şehre bakarken, Defne hayatının nasıl olabileceğine dair hayaller kurdu. Emirle yan yana, küçük bir evde, birlikte büyüttükleri hayat O kadar çok şeyi kaybetmişti ki! Fakat geçmişi değiştirmek mümkün değildi. Gerçeklerle yüzleşmişti.

Ertesi gün dönerken, eşyalarını sessizce topladı. Annesi kapı eşiğinde beklerken, gözlerinin içiyle hayat zor der gibiydi.

Kendine dikkat et, dedi annesi vedalaşırken.

Defne boynuna sarıldı, evin o tanıdık kokusunu içine çekti. Sonra valiziyle yavaşça kapıdan çıktı.

Otogara gidip bir İstanbul bileti aldı. Otobüsün penceresinden çocukluğunun geçtiği sokaklar süzüldü; küçük çocuk parkı, köşe başındaki fırın, çiçekli balkonlar Her şey olması gerektiği gibiydi ama Defne için artık geri dönülmezdi.

Çok uzakta, o sokaklarda, tüm geçmişini silip atan bir adam vardı. Sevdiğini söyleyemeden, her şeyi yüzleşmeden bırakıp gittiği bir adam. Şimdi artık geri dönülmez bir şekilde kaybolmuştu bunu çok net kabul ediyordu.

***

Aylar geçti. Defne İstanbulda yaşamaya devam etti, işine gidip geldi, arkadaşlarla kahve içti, sıradan hikayeler anlattı. Dışarıdan bakınca her şey aynı gibi görünüyordu. Ama içi değişmişti. Önce geçmişinden kaçmaya çalışmadı; olanları, kendi hatasını ve sebep olduğu acıyı kabul etti.

Bir şekilde yeni güne huzurla uyanmayı öğrendi. Olan oldu. Yanlış yaptım, geri dönüşü yok, deyip huzur bulmaya çalıştı. Mutluluk değil belki ama insanı biraz rahatlatan sessiz bir teslimiyet vardı artık hayatında.

Bir akşam mutfakta yemek hazırlarken, telefonu titredi. Bilinmeyen bir numaradan kısacık bir mesaj geldi: Sana kin tutmuyorum. Ama affedemem de.

Defne dondu kaldı, telefonu göğsüne bastı. Kalbi bir an durdu sanki, sonra hızla tekrar attı. Ne anlama geliyordu bu satırlar? Barış değil, ama tam da veda değil. Aralarında incecik bir bağ kalmış gibiydi; kırılgan, ince ama orada bir yerde duruyordu. Ona en azından hâlâ düşündüğünü hissettirdi; kim bilir, belki ileride bir gün, göz göze, sakince, hiçbir şey saklamadan, karşılıklı bir demlik çayda dertleşeceklerdi. Belki ortak bir başlangıç olmazdı, ama geçmişin yükü azıcık hafiflerdi

Defne gözlerinin yaşını silerken hafifçe gülümsedi. Evet, macera bitmemişti. Belki, kim bilir Bir gün belki her şey düzelebilirdi ya da sadece içindeki ağırlık hafiflerdi. Şimdilik, adamın onu hâlâ bir parça hatırlıyor olması, onun için yetiyordu.

Ve bazen, insan sadece bunu bilerek yaşamaya devam ederO akşam Defne, pencereyi açıp İstanbulun gece serinliğini içine çekti. Tencerede kaynayan çorbanın kokusuyla evin sessizliği birbirine karıştı. İçinde yıllardır süren fırtına nihayet dinmiş gibiydi; kaybettiklerinin yasını tutmayı, yaptıklarının bedelini kabullenmeyi öğrenmişti. Ama o ince mesaj, ona geçmişin tamamen solmayacağını, bazen bir anı, bazense yürek burkan sevda olarak hep içinde kalacağını gösteriyordu.

Bir zamanlar kırdığı bir kalbin, şimdi gözyaşlarının ardından gelen bir sükunet gibi ona seslendiğini hissetti. Her gün yeni bir hayat inşa ediyordu kendine, hataları tövbe yerine ders olmuştu artık. Ve bir an, o eski sokaklardan tanıdık bir martı sesi gibi, içinde bir huzur süzüldü: Affedilmese de kendini affetmeye başlamıştı.

Kendine bir bardak çay koyup balkona çıktı, gökyüzünde şehir ışıklarıyla yarışan yıldızlara baktı. Düşlediği her şeye ulaşamamıştı belki; ama yaşam yenilgilere rağmen devam ediyor, insanı en çok kendiyle barışmaya çağırıyordu.

Bir gün karşılaşacak olurlarsa, anlatacak çok sözü olmayacaktı belkisadece gülümser ve Her şey için teşekkür ederim, derdi. Şimdi ise, elinde ince belli çay bardağıyla sessizce, kendi hikayesinin başrolünde yürümeye devam etti.

Çünkü bazı yaralar hiç geçmez; ama insan, kendi içinde gücünü bulursa, o yarayla yaşamayı öğrenir. Ve belki de işte, gerçek huzur tam orada başlar.

Rate article
Lifequest
Sana Asla Nefret Duymadım