İkinci Kayınvalide

İkinci Kaynana

Temizlikçi önlüğüyle çekingence kapı aralığından estetik cerrahi kliniği sahibi Ekremin ofisine başını uzatan kadının adı Sevimdi. Dili titrek, sesi fısıltıdan inceydişefinin sinirlerini hoplatmamaya özen gösteriyordu.

Şey… Duydum da, yeni alınacak bir masaj stajyeri aranıyormuş, dedi.

Ekrem Karaca gözlüğünün üstünden sertçe baktı. Siniri burnunda, kafasında kırk tilki dolanıyordu; az önce önemli yatırımcılarla toplantısı suya düşmüştü, başı çatlıyordu.

Sen şimdi o paspas elinle müşterilere masaj yapacak mısın yani?

Yok, ama internetten kursa katıldım. CV de yazdım, diye kekelendi Sevim ve cebinden buruş buruş bir kağıt çıkardı.

Tam o sırada, Ekremin yardımcısı Yasin içeri girdi. Ekrem şakaklarını ovuştururken, patladı:

Yasin, bu temizlikçiler neden kafalarına estiği gibi ofisime girip çıkıyor? Al bunu kapımdan! Kendi kendini masör sanıyor ya! Hadi kov şunu, bir daha da böyle abuk sabuk işlerle gelmesin.

Çıt çıkmadan, Ekrem kağıdı kaptığı gibi yırtıp Sevimin ayaklarının dibine attı.

Sevim, gözyaşlarını tutmaya çalışarak diz çöktü ve kağıt parçalarını toplamaya başladı. Yasin usulca kolundan yakaladığı gibi onu dışarı sürükledi, herkesin gözü önünde depo odasına soktu.

Eski, köhne bir yangın kovası üstüne yavaşça oturdu Sevim. Sessiz, içli hıçkırıklar bastırılamadı.

Ekremin kurumunda daha yeni çalışmaya başlamıştı. Hayalinde tabii ki yerleri paspaslamak yoktu ama burada diğer yerlere göre daha iyi para veriyorlardı. Hem Ekrem Bey saygın bir insandı derlerdi hakkında: tırnaklarıyla gelmiş, işinin delisi, buradaki kliniği bizzat sıva sıva yükseltmiş.

Öyle de olmuş. Ekrem yetimhanede büyümüş, ne annesini ne babasını bilmişti. Yıllarca aramış, iz bulamamış, ama cerrah olmuş, sonra estetik işinde usta. Ona parası bol İstanbul sosyetesi akardı. Her yıl zam yapar, hayatı kendine layık görürdü.

Sevim de bu yüzden cesaret göstermiş, açık pozisyonu duyunca Bir deneyeyim! demişti.

Küçüklüğünden beri masör olmak isterdi, açıp kitaplar okur, elinden geldiğince sağlık lisesi notları çıkarırdı. Fakat diploması olmadığı için asla resmi iş bulamazdı. Ufak ufak para biriktiriyordu ama kocası ortadan kaybolup paraları alıp gidince beş parasız, minicik kızıyla ortada kalmıştı.

Sonradan öğrenmişti ki, Recep zaten sabıkalı, tam bir dolandırıcıymış; şahane biyografiyle herkesi kandırmış. Boşanma davası uzamış, mahkemelere gelmemiş. Sevim, kızı Nur için her şeye katlandı, iş bulmak da kolay olmadı.

Üç kişiSevim, kızı, annesi Gülten Hanımküçük bir evin içinde idare ediyordu. Zaman zaman kaynana maaşıyla idare ediyorlardı. Gülten Hanım eski sporcu, eski milli cimnastikçi, hayata kafa tutan inatçı biriydi. Torununa göz kulak olunca Sevim iş buldu.

Sevim uygun fiyata kurs buldu, sertifikası da az önce Ekrem Beyin yırtıp attığı kağıt parçalarındaydı.

Gözyaşlarını sildi, kendini toparladı, yeniden paspas başı oldu. Herkes ona ters ters bakıyordu. Oysa eve dönünce Gülten Hanım çok güzel bir haber verdi: Nur, anaokulunda resim yarışması kazanmıştı. Kızındaki cevheri görünce Sevim ona iyi boya kalemleri alsın diye cebinden kalan son bozuklukları ayırıyordu.

Kova, taşıması gitgide ağırlaşıyordu. Çıkışta kapıda bir tek kişi kibar davrandı: apartman görevlisi Fevzi Bey. Sırtını Ekreme dayasa da, eski günlerini unutmuş patrona sanki içten içe gülüyordu.

Fevzi Bey Sevime hep destekti, poğaçalar getirirdi, moral verirdi. Onun yüzünden, bugün bu cesareti gösterip ofise çıkmıştı işte.

Kapıda Fevziyi görünce, tekrar gözleri doldu.

Ağlama kızım, sabret, her şey elbet değişir, dedi adam.

Hiç bulaşmasaydım daha iyiydi… Hayal kurmakla yine başıma iş açtım, dedi Sevim.

Bugün Ekremin günü değil belli ki. Başka zaman dene, dedi Fevzi Bey usulca.

Bir daha denemem, dedi Sevim. Kimseye kendimi göstereceğim diye bu kadar küçük düşmeye değmezmiş. Adam da, insan diye anlatıyorlar, en kibirlisiymiş.

Kapıcı omuz silkti, Sevim malzemeyi bırakmaya gitti. Eve dönerken aklı yeni borçlarda, Nurun isteklerinde, kirası yaklaşan evdeydi.

Evde ortam alışılmıştan gergindi. Gülten Hanım bir köşede sessizce ağlıyordu. Güçlü, hayatın tokadını yemiş kadın bir kere gözyaşı döküyor, iş ciddi demekti.

Ne oldu anne? dedi Sevim.

Hiç, bir şey yok, dedi Gülten Hanım klasik tavrıyla.

Anne hadi anlat! dedi Sevim.

Tam patladı kadıncağız.

Doktora gittim bugün. Tiyatrodan zorunlu muayene… Herkese baktılar. Kalpte… sorun var. Ameliyat şart. Yoksa en fazla bir yılım var dedi doktor. Sıra dağlar gibi… Parayla desen İstanbulda yapılabiliyormuş sadece. Yol, analiz, derken… Boşver, benim de ömrüm bu kadarmış.

-Kadere böyle konuşma anne, dedi Sevim toparlanarak. Çare buluruz.

Senin paspas maaşın, benim emekli dul aylığımla mı? Laf aramızda… Kuru bezden don çıkmaz be yavrum, dedi kadın buruk gülerek.

Sevim o gece hiç uyuyamadı. Sabah, Başka yol yok, Ekremle bir şekilde yeniden konuşacağım, dedi.

Ama o gün kliniğe alınmadı bile Kadro daralması bahanesiyle işten atıldı. Yasal üç aylık en düşük maaş ödemesiyle kapı dışarı edildi.

Fevzi Bey numarasını yazdırdı veda ederken. Sevim kafası bomboş, sadece etkin refleksle kaydetti. Bu ay idare ederiz; peki, sonraki ay?

Sevim pes etmezdi. İşten atıldığını çaktırmadan, Zaten kendim bırakacaktım, diye annesine anlattı. Elindeki tüm açık iş ilanlarına yöneldi. Mesleksiz işlerde çok düşük maaşlar dönüyordu. Derken, bir refakatçi aranıyor ilanı gözüne çarptı. Tıbbi belge istenmiyor, temizlik, yemek, ev işleri yeterliydi.

En azından klinikteki yer temizleyiciliğinden utanılacak hali yok ya, diye düşündü. Hemen başvurdu. Bir saat sonra aradılar. Yalnız ve zengin bir hanıma refakatçi arayan ajanstı.

Sevimle görüşmeye beklediklerini bildirdiler. Kadro sorumlusu Şükran Hanım karşısına geçti:

Gerçekleri baştan söyleyeyim: Zor bir müşteri. Sekizinci bakıcısını arıyoruz, hepsi gitti, kırk yılın işine yaramadı.

Sevim yutkundu, sustu.

İsmini muhakkak duymuşsundur. Nevin Hanım. Opera sanatçısı, ama gerçek soyadını gizler. Zengin, yaşlı; kaprisli. Bir yığın miras kaldı avuçlarında.

Açıkçası, umurumda değil, dedi Sevim alçak sesle. Seçme şansım yok.

Bu arada, çocuğun varsa bilin ki Nevin Hanım çocukları hiç sevmez. Hayvanları da. Evde yürüteçle dolaşır, bakıcı varken tekerlekli sandalye ister. Deneme süresi üç ay. Dayanırsan sözleşme, iki kat zam.

Sevim başını salladı. Şu andaki asgari maaşı bile eski işinden fazlaydı. Tam annesini kurtaracak bir fırsattı. Kaçmayacaktı.

Ertesi sabah göreve başladı. Gümüşhanenin merkezindeki devasa bir köşk; Sevim gözleri fal taşı gibi odaları inceleyerek içeri girdi.

Ne bakıyorsun? Çalacak eşya mı gözlüyorsun? diye tısladı çatlak bir ses.

Salona uzaktan lüks bir elektrikli sandalye yanaştı. Üzerinde, sapsarı incecik bir kadın, canlı gözlerle dik dik bakıyordu.

Günaydın Nevin Hanım, dedi Sevim.

Yüksek söyle, geveleme, dedi kadın. Ellerin cebinde olmasın. Bak orada galoş var, hemen giy ve beni salona götür, kahvaltı vaktim geldi.

Sevim, klasik mavi galoşlardan değil, pamuklu, cerrahi şapka gibi galoşlardan takıp hızla peşine düştü.

Saçımı tara, ama düzgün, hop diye değil! Hadi biraz aklını kullan, tel tokaları çıkar. Sonra peruğumu getir, onu tara, dedi kadın.

Kusura bakmayın, tam duyamadım, siz böyle deyince biraz şaşırdım, dedi Sevim.

Off, yine salak göndermişler! Kaçıncı densizsin sen? Soğuk bir çay getir hadi. Bekletme! diye homurdandı kadın.

Sevim usulca mutfağa gitti.

Tıkırdatma ayaklarını! Ah, evimin zemini yetim kaldı! Hadi hafif bas, sinirimi zıplatıyorsun!

Kadının çayını gözünün önünde incelerken içinden zararlı madde arar gibi baktı, sonra suratı ekşidikten sonra çayı Sevimin üstüne döktü.

Dirseğinle takıldım sana. Senin suçun.

Sevim dişlerini sıktı.

Anladım, peki, nerede temizleneyim bari?

Hizmetçi banyosu alt katta, kapı yanında. Havlular orada, pijamayı misafir odasından al. Üzerindekileri çamaşıra koy, dedi kadın.

Sevim dendiği gibi yaptı, döndü. Akşama kadar Nevin Hanım, yeni bakıcısını türlü dertlerle uğraştırdı. Sevim kısa sürede Bu bir dayanıklılık testi, diye anlamıştı. Susup sineye çekti.

Akşama kadın yorulup uslandı. Sevim, yatmadan hafif bir masaj yaptı. Kadın hemen uyudu, Sevim işiyle gurur duyarak çıktı.

Sabah nöbetçi güvenlikçi gülerek sordu:

Kıza dün ne yaptın? Uyuyor hâlâ, dedi.

Hiç, belki yorgundu, dedi Sevim.

Sabah, Nevin Hanım yeniden şekilci: Senin giyim tarzın berbat, hiç evlenemezsin. Rimelsiz kadın mı olur kızım?! Sevim boynunu eğdi, işini yaptı. Bu kez peruğu düzeltmek kolaydı.

İlerleyen saatlerde kadın manikürcü istedi, kendini Japon stili sabahlığa sarıp buduarına taşındı. Bütün tantana, kim içinmiş?

Öğleden sonra, kır saçlı, uzun boylu, zarif bir adam geldi. Ostim beyi diye Nevin Hanım tanıttı, kahve yapmasını istedi.

Sevim elleri titreyerek kahveyi hazırladı, fakat bu sefer bir sorun çıkmadı. Kadın, misafir önünde oldukça medeni davrandı.

Akşamüzeri birden sordu:

Dün bana ne yaptın sen?

Masaj, dedi Sevim sessizce.

E, uzman mısın? diye kıstı gözünü kadın.

Hayır, kendim çalıştım üstünde.

Hıh. Devam et bakalım, dedi Nevin Hanım bağışlarcasına.

Böylece Sevim her gün masaj yaptı. Nevin Hanım sakinleşiyor, sabaha kadar uyuyordu.

Üç ay çabuk geçti. Sevim haftada bir gün izin alabiliyor, kızını ancak uzaktan görebiliyordu; en azından annesi artık bedenen daha hafif iş yapabiliyor, tiyatrodaki ağır işler ona kalmıyordu.

Zamanla, Nevin Hanım Sevimin karakterini gözlemleyip test eder gibi davranıyordu. Bir gün aniden sordu:

Yakınların ne diyor bu tempoya?

Sadece annem ve kızımla yaşıyorum, dedi Sevim. Başka seçeneğim yok.

Kaç yaşında çocuğun? İlgilendiği şeyler var mı?

Altı oluyor. Resim yapmayı çok sever, dedi Sevim, Aman ha çocuk sevmez uyarısını hatırlayarak.

Getir tanışalım bakalım, dedi kadın.

Böylece Nur da bazen annesinin işyerine gelmeye başladı. Kenarda, sessizce çizim yaparak oyalanıyordu. Bir gün öyle bir portre çizdi ki, Nevin Hanım tabloyu çerçeveletip salona astırdı.

Aralarındaki buzlar erimeye başladı. Sevim en azından her an kapı dışarı edilme korkusu olmadan çalışmaya alıştı.

Nevin Hanım’ın eklem hastalığı vardı; ameliyatlar fayda etmiyordu. Ağrıları arttıkça Sevim masaj yapıyor, bazen kadın rahatlıyordu. Kadın bir gece, Gece burada kalsanıza. Nura da oda verelim, deyince, Sevim hemen kabul etti. Bu konakta yaşamak artık ona normalmiş gibi gelmeye başlamıştı.

Ertesi gün kadın daha iyiydi. Sevime, Git biraz odayı topla, bizim Güler abla (temizlikçi) böyle işleri beceremez diye talimat verdi.

Eşyaları yerleştirirken Sevim, sararmış bir albüme rastladı. İş bitince getirdi, sormadan açmadı.

Nevin Hanım, bakabilir miyim buna?

Eski günler… Bakalım, dedi kadın. Uzun süredir açmadım.

Üçü birlikte albümü kurcalarken, ilk gençlik günlerindeki resimler çıktı. Bir anda Nur bağırdı:

Ay, bu babaanne! Bizde de aynı fotoğraf var!

Sevim bakakaldıgerçekten annesinin gençliği!

Sizde bu foto ne arıyor? dedi Sevim şaşkınlıkla.

Nevin Hanım gözlüklerini düzeltti, Sevimi dikkatle süzdü.

Sen… Gültenin kızı mısın? Esas şimdi anladım! Kime benzediğini çıkartamamıştım!

Annemle nasıl tanışıyorsunuz?

Aman, ne biçim soru! Kanka idik yahu! O antrenmandan kaçardı, ben konservatuvardan. Aynı mahallede büyüdük. Cimnastiğe birlikte başladık ama ben sporda sebat edemedim. Gün geldi benim yıldızım sahnede parladı, o sporda şampiyon oldu.

Anneannemin adını niçin değiştiriyordunuz?

Oho, küçükken dedim ya, ben Seden idim asıl. O antrenör İhsan vardı hani, annenin ilk aşkıonun soyadı Karacandı, ilk eşim oldu. Üç ay sürdü evlilik, ama soyad bana kaldı.

O günden sonra Sevim, eski iki dostu buluşturmanın yollarını aradı. Fırsat kendiliğinden geldi.

Nevin Hanım yeniden, Bu akşam kızın annesi gelip Nuru alsın deyince, Gülten Hanım eski püskü paltosuyla konağa geldi. Kadın yattığı yerden bilekoltukla girişte bekledi.

Kim geldi? Beklemiyordum, dedi Nevin Hanım.

Selam Nevin, dedi Gülten Hanım hafifçe. Görmekten pek mutlu olmadığımı söyleyemem.

Sen de hiç değişmemişsin, dedi diğeri. Hayat seni de yuvarlamış.

Herkes kadar… Benim kızım, torunum var. Sen hâlâ başkasının bakımına muhtaçsın; evlilikten medet ummayanlardan…

Hiçbirini beceremedin ki sen! dedi Nevin Hanım. Halen kendi soyadınla yaşıyorsun!

Gülten abla birden yumuşadı.

Ah, Nevinim… Son bir operacının numarasına kanmıştın ya, seni arayıp kendimi değişik sesle tanıtan bendim. Adam arkamdan Bunu kandırıp malı alacağım diyordu. Kalbim el vermedi, aradım anlattım.

İçimden bir ses sendin diyor zaten… O adam başımı döndürdü, iyiki açığa çıkarmışsın, dedi kadın tamamen yumuşayarak.

Kızım, şimdi nasılsın? dedi Nevin Hanım.

Eski küçük bir dairede, üçümüz, geçiyoruz işte. Yarın için endişemiz yok.

Yeter! Yarın paldır küldür bu eve taşınıyorsunuz. Komşulara boşuna oda bırakmışım. Nura şahane bir oda hazırlatacağım. Ayrıca konuşmamız gereken o kadar şey var ki! Eceli gelen ikimiziz artık. Zaten kalan ömrümü öğrendim bile.

Gülten Hanım sendeledi, bir kanepeye oturdu.

Sekiz aydan az, dedi kısık bir sesle.

Nesi var, anne? diye endişelendi Sevim.

Kalp. Ameliyat parası yok.

Ben öderim, Nevin Hanım sert bir kararla. Yarın yatışı ayarladım. En iyi kalp cerrahı, Taner Hocanın oğlu. Biraz da şımartırsın, yaşlıyım diye artistlik yapma!

Gülten Hanım gözyaşına boğuldu. Söz dinlemezse Nevin Hanım durmuyordu artık.

İki hafta sonra, Gülten Hanım şehrin en iyi hastanesinde yatıyordu. Doktor Taner Beyin oğlu genç ve umutlu bir kardiyologdu. Sevimin ailesine olan düşkünlüğünü izleyip bir akşam gülümsedi:

İnsan böyle sıcak aile az görüyor. Anneniz çok şanslı. Kocası da olsa, çocukları da.

Tek kızım var, dedi Sevim utangaçça.

Hiç önemli değil, dedi Taner. Benim de evlilik hikayem hayal kırıklığıydı. Zengin profesörün oğlu sanıldı, taşrada sıfırdan başlayınca kaçtı karım.

Belki de doğru kişiyi yakında bulursunuz, dedi Sevim alçak sesle.

Belki de, dedi Taner, camdan dışarı dalgın bakarak.

Sevim de doktora içten içe başka gözle bakmaya başlamıştı.

Gülten Hanım bir haftada toparladı. O süre boyunca Nevin Hanım hem evde oyalandı, hem de Nuru eğlendirdi. Artık kıza büyükanne demeye başlamıştı küçük.

Nevin Hanım uyuyamaz, ağrısı artınca masaj diyordu; Sevim, evde lüzum ettiğinde elinden geleni yapıyordu.

Bir gün gece yatmadan Nevin Hanım dedi ki:

Yeter, artık benim yanımda çalışmayı bırak.

Beni işten mi çıkarıyorsunuz? dedi Sevim ödü koparak.

Kızım, ben seni işten atmıyorum, kariyer yatırımı yapıyorum! Okula kaydolacaksın, masaj- fizyoterapi diploması alacaksın. Kurs masrafı benden.

Çok pahalıdır, ben nasıl öderim ki? dedi Sevim sevinç ve panikten.

Kızım, adeta sihirli anneannen oldum; bana iyi bakarsan yatırımım boşa gitmez, dedi kadın gülerek.

Kurslarına başlayan Sevim, eğitmen Hayri Beyin gözdesi oldu. Siz Vanilya Spayı bilir misiniz? diye sordu dersin sonunda.

Tabii, herkesin çalışmak istediği yer, dedi Sevim. Şehrin en yeni, en iyi salonu.

Oranın sahibiyim, dedi Hayri Bey. Kendi yerimi açtım, buyur başlamaya. Özellikle ameliyat sonrası ve travma masajına ağırlık veriyoruzince işçilik ister. Senin elin bu işe layık.

Sevim mutluluktan ağlayacak hale geldi.

Sonra daha da çok çalıştı, Hayri Beyin desteğiyle ek kursa gitti. Birkaç ay sonra randevu sıralarında Sevimin adı hayat kurtaran masör diye anılmaya başladı.

O arada, Tanerle ilişkisi arkadaşlıktan ilerisine kaymaya başladı. Hafta sonları üç kişi park, tiyatro, lunapark geziyorlardı.

Gülten Hanım iyileşti, tekrar tiyatroya döndü. Fakat Nevin Hanımın durumu ağırlaştı. Sevim eve koşup masaj yapıyor, Taner hastalarının bir kısmını ona yönlendiriyorduözellikle kalp ameliyatı sonrası toparlayan hastalar için birebirdi.

Taner ve Sevim artık evi de paylaşıyor, Nevin Hanım Aman kızım, benim torunumla gelinimi mutsuz edeni affetmem! diye takılıyordu….

Rate article
Lifequest
İkinci Kayınvalide