Aşkın Sınırları
Asuman, o sabah oturma odasına neredeyse fırtına gibi daldı; suratından akan sinir dağ dağ belli oluyordu. Bir şey söylemeden, telefonunu koltuğa öyle bir fırlattı ki neredeyse yere düşecekti. Sonra aceleyle saçından bir tutamı, özensiz topladığı at kuyruğuna sokmaya uğraştı. Tutam tutam sabrı kalmamıştı; gözlerinden ateş saçıyordu adeta.
Yine aradı! dedi soluk soluğa, kocasına dönerek. Sabahın köründe üçüncü kez!
O sırada Arda, koltukta rahat rahat oturmuş, bir yandan telefonda haberler arasında geziniyor, bir yandan kahvesinin son yudumlarını alıyordu. Asumana göz ucuyla baktı, ne bi öfke ne kızgınlık, sadece dinginlik.
Annem sadece Defneye çok üzülüyor, dedi usulca. İlk defa anneanne oldu ya Her şey ona çok yeni, heyecanlı.
Asuman aniden Ardanın yüzüne döndü, gözleriyle onu delip geçecek gibi.
Üzülmek mi? sesi kırıcı, neredeyse kırgın bir tona bürünmüştü Kontrol etmek o, kontrol! Dünkü halini hatırlıyorsun değil mi? Habersiz çat kapı geldi, günün ortasında. İlk iş buzdolabına yönelip rafların arasında dolandı sanki kendi eviymiş gibi. Sonra yine o tavrı: Bunu mu yediriyorsun çocuğa? Ne bu hazır mama, evde doğal yapacaksın!
Kaynanasını taklit eden bir sesle, abartılı el-kol hareketleriyle Asuman içindeki gerilimi atmaya çalıştı.
Arda, kahve fincanını sehbanın üstüne özenle bıraktı, belli ki büyük krize çanak tutmak istemiyordu.
Boşuna tartışmayalım, dedi yumuşakça. Belki yalnızlıktan? Sait abi neredeyse hiç uğramıyor, bir tek biz
Biz de, Asuman hemen lafa girdi, kelimesini bitirmesine fırsat vermedi Biz de kendi hayatımızı sürüyoruz! Her şeyimiz gayet yolunda! Ama onun o her gün uğrayıp aynı konuları açmasına, bitmeyen önerilerine, annelik dersi vermesine katlanamıyorum artık!
Kızcağızın sesi titredi, gözleri bir anlık boşlukta asılı kaldı; sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu. Arda ona üzülerek baktı, ama söyledikleri karşısında eli kolu bağlıydı. Asuman için bu kapris değildi, her gün tekrarlanan sorgulayıcı kayınvalide baskısının verdiği yorgunluk, bıkkınlık ve anneliğinin devamlı yetersiz bulunmasına olan öfkeydi.
O esnada içerden hafif bir ağlama sesi: Defne uyanmıştı. Asuman hemen konuşmayı yarıda kesti, Ardaya hâlâ alev alev parlayan bir bakış atıp, hızla kızının odasına yöneldi. Arda mutfakta bir başına kaldı, Asumanın sesindeki tatlı ninniyi ve minicik Defneyi yatıştırmasını duyarak iç çekti.
Ama bu gerginlik bitmek bilmiyordu. Necla Hanım, artık elleri dolu torbalarla geliyordu, içinde türlü doğal ürünler: cam kavanozda ev yoğurdu, köyden gelen taze beyaz peynir, demetlerce kuru ıhlamur ya da adaçayı Kayınvalideye göre hepsi bin derde deva
Bir gün Asuman, Defneye hazır bebek maması açacakken birden mutfağa gelen Necla Hanım, yüzünü buruşturdu:
Ne bu, plastik gibi, fabrikadan çıkma şeyler! alaycı bir sesle kutuyu gösterdi. Çocuğa doğalını yedirmelisin! Bak sana köyden gerçek peynir getirdim, içinde katkı yok.
Asuman nefesini derin çekip sakinliğini bozmamaya çalıştı. Mamayı nazikçe tezgaha bıraktı ve yumuşak ama net bir ifadeyle başladı:
Doğal tabii ki güzel ama Defne daha altı aylık. Doktorumuz dedi ki, henüz sindirim sistemi hazır değil, yaşına uygun ürünler lazım. Hazır mamalar dengeli oluyor, güvenliymiş.
Doktorlar hep ilaç peşinde! diyerek Necla Hanım elinin tersiyle havayı süpürdü. Ben de Ardayı, Saiti böyle büyüttüm. Doğal yediler, taş gibi oldular!
Hemen buzdolabından getirdiği peyniri uzattı, kaşık almak için dolaba yöneldi. Asumanın içi gitti. Necla Hanım peyniri kaşıkla almak üzereyken Asuman daha fazla dayanamayıp önünü kesti:
Yeter! sesi titrek ama kararlıydı. Ben izin vermeden çocuğuma bir şey yediremezsiniz. İlginize minnettarım ama bundan böyle Defne için kararlarımıza biz, anne ve babası bakacağız. Yardım etmek istiyorsanız, neye ihtiyacımız olduğunu sorun. Ama bizden habersiz karar vermeyin, lütfen.
Necla Hanım donar kaldı, yüzü kıpkırmızı, dudaklarını sıktı, neredeyse görünmez oldu. Yumruğunu sıktı, peyniri masaya bırakıp sessizce kapıya yöneldi. Kapı çarpıldı, evde bir anlık boşluk, Asuman elleri titreyerek mutfakta kaldı. Defnenin ağlaması yeniden yükseldi, Asuman kendini toparlayıp odasına koştu
*****
Dünkü büyük tartışmadan sonra sessizlik fazla uzun sürmedi. Ertesi gün öğlen yine kapı çalındı; kim olacak, Necla Hanım tabii. Elinde eski, epeyce açılmış kalın bir kitap; sanki mahkeme kararı getirmiş gibi duruyordu. Bu kez de kararını vermiş, kanıtını sunmaya gelmiş.
Hiç davet beklemeden mutfağa geçti, Asuman yemeği karıştırırken gürültüyle kitabı masaya koydu ve sayfasını açtı:
Bak, burada yazıyor! parmağıyla satırın altını çizdi. Çocuk sıcak tutulmalı. Soğuk, en büyük düşmanıdır. Sen de Defneye ince ince giydirip parka çıkarıyorsun. Bu çok tehlikeli!
Asumanın elindeki kepçe havada asılı kaldı. İçindeki öfkeye hakim olmaya çalışarak yavaşça döndü:
Dışarıdaki havaya göre giydiriyorum, anne. Bugün sıcak, Defne üşümez. Fazla kalın giydirme de zararlı, isilik yapar hem, doktor öyle dedi. Önemli olan çocuğun durumu, belirtileri.
Doktorlar bir şey bilmez! diye araya girdi Necla Hanım, kitabın üstüne sertçe elini vurdu. Hep yeni moda uyduruyorlar! Ben iki çocuk büyüttüm, anlarım ben! O zamanlar havanın durumuna göre gibi laflar mı vardı? Kimse üşütmezdi çocukları!
Asumanın içini bir sıkıntı sardı. Yumruk yaptı ellerini, sonra gevşetti, derin nefes aldı. Bağırmak faydasızdı, sabırlı kalmak gerekiyordu.
Necla Hanım, gözlerinin içine baktı. Gerçekten tecrübenize saygım var, iki çocuk büyütmüşsünüz, bu büyük bir şey. Ama şimdi ben anneyim, onun sorumluluğu bende. Doktorları dinliyorum, Defneyi izliyorum, bilgi topluyorum. Ne gerekiyorsa ona karar veriyorum. Bizim kararlarımıza saygı duymanızı istiyorum. Lütfen bu meseleye karışmayın.
Necla Hanım bir anda durdu, gözleri öfke dolu, dudakları kıpırdadı sanki kötü bir laf edecek. Ama demedi; birden kitabı kapattı, kucağına aldı, hızlıca kapıya yöneldi. Bu kez öyle sert çarptı ki, mutfakta bardaklar titredi, tenceredeki kapak hopladı.
Asuman mutfağın ortasında durdu. Elleri titriyordu, içini öfke ve yorgunluk kapladı. Camdan dışarı baktı, Necla Hanımın hızla apartmandan çıkışını izledi. Derin derin soludu. Yapacak ne çok iş vardı ki; Defne annesinin sıcak gülüşünü bekliyordu, yemek zaten ondan iş bekliyordu.
Akşam olup ortalık biraz sakinleyince, Arda mutfağa geldi. Asuman karanlıkta masada oturmuş, başını ellerinin arasına almış, omuzları titriyordu. Yemek yüzüne bile bakmamıştı.
Arda yavaşça yanına oturup, sessizce elini onun omzuna koydu.
İyi misin? dedi yumuşak sesle.
Asuman başını kaldırdı, gözleri yaşlı, yüzü bitkinlikten kızarmış, Ardanın içi cız etti.
Hayır, dedi kısık sesle ve sesi kırıldı. Artık dayanamıyorum. Onun her gelişi canımı acıtıyor. Anlıyorum, Defneyi önemsiyor. Ama bizim de çocuğumuzu çok sevdiğimizi görmüyor mu? Biz sorumsuz anne-baba değiliz ki, bakıyoruz, doktorlara soruyoruz, her şeyin en iyisini yapmak için çabalıyoruz. Ama hep eleştiriyor!
Arda onu omzuna çekip sımsıkı sarıldı, Asuman başını yasladı.
Konuşacağım annemle, ciddi şekilde. Açık açık anlatacağım, bu müdahalelerin bizi yıprattığını Artık yeter.
Asuman başını iki yana salladı, daha sıkı sarılıp fısıldadı:
Hayır, lütfen kavga istemiyorum. Sadece yanında ol bana. Doğru şeyi yaptığımı hissetmem lazım. Desteğini hissetmek, bana güvenmeni bilmek bana yeter.
Arda saçlarını okşayıp alnını öptü:
Tabii, canım. Sana inanıyorum. Sen mükemmel bir annesin, doğru yoldasın.
Ertesi gün, saat tam on ikide kapı çaldı. Asuman Defneyi uyutmaya çalışıyordu, kalbi sıkıştı kim olacaktı ki, tabii ki kayınvalide!
İç çekip kapıya gitti. Necla Hanım, yüzünde kararlı ifade ve elinde yine dolu bir poşet bu sefer kurutulmuş otlarla dolu.
Her derde deva çaylar getirdim, dedi ayakkabılarını bile çıkarmadan. Defneye bunlardan demleyeceğiz. Bağışıklık, gaz, uykusu düzene girsin, hepsi şifa bunlarda
Asumanın içinde yine bir karşı koyma dürtüsü yükseldi ama gayet sakin konuşmaya çalıştı, kollarını göğsünde kavuşturdu.
Hayır, dedi kararlı bir sesle. Ona bunları vermeyeceğiz. Defnenin hastalığı yok, turp gibi maşallah. Bir sıkıntı olursa doktorumuz var, ona güveniyoruz.
Beni hiç dinlemiyorsun! Necla Hanım’ın sesi yükseldi, yüzü kızardı. Sen benden iyi mi bileceksin çocuk büyütmeyi? Ben iki çocuk yetiştirdim!
Size daha iyi biliyorum demiyorum, araya girdi Asuman, sesi titrememeye çalışıyordu. Ama bu benim çocuğum. Sizin deneyiminize saygım sonsuz; ama burada karar bize ait.
Çok bencilsin! diye bağırdı Necla Hanım, sesi öylesine acı doluydu ki Asuman bile bir an tereddüt etti. Sırf kendi bildiğin olsun istiyorsun! Ben Defneyi bekledim, onunla vakit geçirmek istedim
Asuman kayınvalidesine baktı ve bir an gözlerinde parlayan o yaşlarla başka bir kadını gördü aslında kimseyi kontrol etmek istemeyen, torununa ve çocuklarına özlemle bakan yaşlı bir kadındı bu
Keşke hayalleriniz gerçekleşseydi. Ama Defne bizim kızımız ve onu kendi bildiğimiz gibi büyüteceğiz. Lütfen daha fazla karışmayın.
Necla Hanım soldu, yumruklarını sıktı ama laf edemedi. Arkasını döndü, ağır ağır çıktı. Bu kez kapıyı çarpmadan, sessiz geçti gitti. O sükunet daha çok gerdi ortalığı.
Birkaç gün geçti, Asuman her kapı zilinde, telefonda kalbi yerinden fırlayacak gibi oluyordu. Kafasını işine, evine, Defneye vermeye çalışsa da ya yine gelir mi stresi, üstünden bir türlü atamadığı bir ağırlıktı.
Bir akşam Arda telefonda annesinin kısa mesajını gösterdi: Sadece yardımcı olmak istedim. Neden bana şans tanımıyorsunuz?
Asuman ekrana uzun uzun baktı. O cümlelerin ardındaki kırgınlığı hissetti.
Duygularını anlıyorum, dedi düşük bir sesle telefonu bırakırken. Gerçekten anlıyorum. Ama ailemizi korumak zorundayız. Kendi evimizin kuralları, yöntemlerimiz olmalı.
Arda onun elini tutup başını salladı ve desteğini gösterdi
*****
Aylar sonra, Asumanın en çok korktuğu şey başına geldi. Alışverişten dönerken, apartman kapısında Necla Hanımı valizle beklerken buldu. Kararlı, meydan okuyan bir yüz ifadesiyle.
Taşınıyorum buraya, dedim tartışmasız. Defneye bakacağım. Siz yorgunsunuz, yoğunsunuz, bana ihtiyacınız var. En doğru çözüm bu, hep beraber yaşamak!
Asumanın elindeki torbalar neredeyse yere düştü. Dili tutuldu, ne diyeceğini bilemedi.
O sırada Arda arkasında belirdi, işe yeni gelmişti ve tabloyu bir bakışta anladı.
Anne, dedi ciddi bir tonda. Hiç konuşmaya gerek yok. Burada bizimle kalamazsın. Biz hallediyoruz! Gerekirse Asumanın annesi gelir, hem o şimdi evde bile.
Necla Hanım bir an dengesizleşti, gözlerinde kısa bir an korku belirdi; sanki küçüldü, bir çocuk oldu Ama sonra başını kaldırdı, tekrar dikleşti:
Farkında değilsiniz, torunumu yanımda görmek için son şansımı elinizden alıyorsunuz!
Hayır anne, dedi Arda sakin ama kesin bir sesle. Sadece sınır çiziyoruz. Defnenin her zaman anneannesi olacaksın, her zaman gelebilirsin, çağırınca bakabilirsin, ama birlikte yaşayamayız.
Necla Hanım uzaktan onları seyretti, gözleri sitemkar, korkulu, kırgın. Sonra aniden dönüp yürüyerek asansöre bindi.
Yine geleceğim, dedi arkasına bile bakmadan. Beni engelleyemezsiniz.
Kapı kapandı, apartman sessizleşti. Asuman derin bir nefes aldı, Ardaya sarıldı, stresin yavaş yavaş çözülüp aktığını hissetti.
Şimdi ne olacak? dedi kocasının göğsüne yaslanırken.
Artık kendi yaşamımızı kuracağız, Arda onu sıkıca sardı. Sınırlarımızı koruyacağız, kendi mutluluğumuzu, kendi kurallarımızı birlikte savunacağız. Zamanla her şey düzelir, göreceksin.
Daha eve yeni girdiklerinde, sevinç çığlıkları yükseldi Defne karyolasında çılgınca zıplıyor, küçük elleriyle alkışlar yapıyordu. Birkaç gündür yeni öğrendiği kelimeyi art arda tekrarlıyordu:
Anne! Anne!
Asuman o an durdu, küçük kızının tatlı cıvıltısını dinledi; yüzünde kocaman, içten bir gülümseme oluştu, gözleri yine buğulandı mutluluk mu, tüm yorgunluğun boşalması mı bilinmez. Hızla gözyaşını sildi ve Ardaya döndü.
Ben Defneye bakayım, fısıldadı. Sen de anneni ara. Açık açık, nazikçe anlat. Lütfen kırıcı olma, doğru anlasın istiyorum.
Arda başını salladı, zor bir konuşma olacağının bilincindeydi ama artık ailesi için mangal gibi bir duruş sergilemesi gerektiğini de biliyordu.
Tamam, dedi telefonu alırken. Uygun kelimeleri bulacağım, merak etme.
Günler birbirini kovaladı. Necla Hanım bir daha ellerinde torbayla, valizle, ya da karışık doğal otlarla gelmedi. Ama Asuman içinde hep bir tedirginlikle yaşadı. Kapı zili, telefonun bilinmeyen numarası Hep ufak bir kasılma, bir an duraksama
Bir sabah, Defneyle dışarı çıkaracakken kapının önünde bir kutu buldu. Şık bir kurdeleyle bağlanmış bir demet pembe şakayık; yanında küçük bir not.
Eli titreyerek açtı. Tanıdık el yazısı:
Affet beni. Hepinizi çok seviyorum. Anne(n).
Asuman uzun uzun çiçeklere bakıp, hafif kokusunu içine çekti. Son haftalardaki huzursuzluğu, iyi kötü anıları, kayınvalidesinin Defneye masal anlattığı anları hatırladı Ve o da anladı: tüm karışıklığın altında asıl olan sevgiydi. Torun sevgisi, oğul sevgisi
Çiçekleri vazoya koydu. O akşam Arda işten döndüğünde, kararını söylemek için kapıda bekledi:
Bence anneni akşam yemeğine çağıralım, Ardanın gözlerinin içine bakarak. Ama bizim kurallarımızla. Sevgisine ihtiyacımız var, ama hayatımızı birlikte şekillendireceğiz.
Arda gülümsedi, rahatladı.
Haklısın, dedi. Hemen arayalım kendisini.
Aradılar. Necla Hanım hemen açtı, sanki aranmaktan umutluymuşçasına.
Alo
Anne, dedi Arda yumuşakça, seni evimize davet ediyoruz. Akşam yemeğine Ne dersin?
Bir süre sessizlik oldu, sonra kırık bir nefes duyuldu:
Tabii… Ne zaman?
Pazar günü, dörtte, sözü Asuman aldı. Ama lütfen bu sefer torba morba getirme. Sadece kendin gel.
Olur, hiç merak etme, aceleyle kabul etti Necla Hanım. Çok sağ olun…
Pazar günü saat tam dörtten bir dakika eksik, kapıda Necla Hanım. Ne valiz var, ne ot, sadece elinde bir pasta ve utangaç bir gülümseme.
Hoş geldin, asuman kapıyı ardına kadar açtı. Sizi burada görmek güzel.
Necla Hanım içeri girdi, evi şöyle bir süzdü. Defne, arkasında saklanıp büyük gözlerle bakarken gözleri doldu.
Yanlış yaptığımı anladım, dedi gözleri yaşlı. Sadece çok sevdim Defneyi. Derdim sizi üzmek değildi, sizi kaybetmekten korktum.
Asuman bir an duraksadı, kırgınlığı tam geçmemişti; ama o bakıştaki samimiyet, sesi titrekliği yumuşaklığı hissettirdi.
İlerleyip kucakladı kayınvalidesini.
Biz de sizi seviyoruz, dedi usulca. Ama anlaşalım. Gelmek isterseniz bizi arayın, kurallara uyalım. Herkes mutlu olsun; siz de biz de Defne de
Necla Hanım başını salladı, gözünü sildi.
O akşam sofrada herkes rahattı. Çay ve pasta eşliğinde, Defnenin komik dansına gülüp oynadılar. Necla Hanımda ne eski ısrar vardı, ne de eleştiri; sadece ince bir mutluluk ve torununa duyduğu hayranlık vardı.
Giderken, Defneye bakıp:
Teşekkür ederim, bana tekrar şans verdiniz, dedi sessizce. İyi bir anneanne olacağım, söz
Kapı kapandı, Asuman bir süre kapıya sırtını yasladı. Arda da geldi, omuzlarını sardı. Yüzünde ilk kez gerçek bir huzur vardı:
Her şey iyi olacak, dedi Arda alnına öpücük kondururken.
Asuman gülümsedi.
Çünkü artık yepyeni bir başlangıç yaptık.
Kayınvalidesine bir süre arkasından baktı, asansör kapanırken el salladı ve kapıyı huzurla kapadı. Ev sessizleşti; Defne çoktan uykuya daldı. Geceleri ev küçük bir neşe dolusu, ayak sesleri ve kahkahalarla dolu olurdu genelde. Şimdi ise huzurlu bir sessizlik hakimdi; sanki ev bir günlük soluk aldı.
O sırada Arda usulca seslendi:
Sanırım ilk adımı attık.
Asuman derin bir nefes aldı, pencereye yöneldi, gün batımına baktı.
Evet, ilk adım Daha konuşacağımız çok şey var ama, dedi. Bazen yine inatlaşabilir, eski alışkanlıklarını zorlayabilir
Arda onu kendine döndürdü, gözlerinin içine baktı:
Birlikte aşarız. Seninle güçlüyüz.
Başını onun göğsüne yaslayan Asuman, huzur dolu kokusunu içine çekerek, her zorluğun birlikte aşılabileceğine inandı…
*****
Bir süre sonra, Asuman zor bir karar verdi: Defneyi kreşe başlatacaktı. Çok düşündü, kendiyle savaştı, ama sonunda Defnenin diğer çocuklarla zaman geçirmesi, sosyal olması için iyi bir adım olacaktı. Kızını ilk gün heyecanla kreşe götürdü, öpücüklerle uğurladı ve Defne diğer çocuklarla oynamaya hemen başladı. Yolda, arabada, sürekli aklı Defnedeydi. Telefonunu kontrol etti sürekli, bir haber bekledi.
Daha gün bitmeden Arda mesaj attı: Kızı almış, her şey yolunda, Defne çok sevmiş kreşi.
Öğle arasında Necla Hanımdan bir telefon geldi. Asuman biraz tereddüt ederek açtı.
Asuman, Necla Hanımın sesi bu kez yumuşak, çekingen. Cumartesi Defne ile hayvanat bahçesine gitsek mi? Biletleri ben alırım, oyun oynarız. Tabii olur derseniz.
Asuman bir an duraksadı, ne kadar farklı bir tondaydı bu: İlk kez ben getiriyorum, şöyle yapacağım yerine izin istiyordu.
Tabii, dedi dikkatlice. Ama ben de sizinle olacağım.
Elbette, hemen kabul etti Necla Hanım. Tamam, nasıl istersen
O akşam Ardaya anlatınca, gülümsedi.
Gelişme var, öğreniyor yavaş yavaş
Cumartesi üçü birlikte hayvanat bahçesine gittiler. Defne canlılardan büyülenmişti, Necla Hanım arada arka planda kaldı. Asumana sorup izin almadan hiçbir şey vermedi. Her hareketinde dikkat vardı, sormadan hareket etmedi. Asuman içten içe minnettardı; aralarındaki son kırıntı buzlar da yavaşça eriyordu.
Sonra birlikte bir kafede oturdular, Defne yorgunluktan uyuklamaya başlamıştı. Necla Hanımın bakışında yalnızca yumuşak bir sevgi kalmıştı.
Çok tatlı, dedi gözleri dolarak. Sizi kaybetmekten öyle çok korktum ki. Yanınızda olamazsam diye düşündüm, Defneyi göremem diye
Asuman yavaşça konuştu.
Biz sizi istemiyoruz ki kaybetmek. Ama sınırlarımızı da korumak zorundayız. Lütfen bunu anlayın.
Necla Hanım sadece başını salladı, gözyaşı döktü. O an dik kadının yerinde, gözünde çocukları bir anne vardı.
Sizi anlıyorum, dedi. Doğru söylüyorsun. Elimden geleni yapacağım.
Akşam, eve dönerken Arda sessizce sordu:
Bak işte, değişiyor her şey.
Asuman hafifçe gülümsedi.
Kolay değil, hemen her şey yoluna girmeyecek ama Artık konuşabiliyoruz.
En güzeli de bu, dedi Arda, elini tutarak. Çatışmadan, üzmeden sorunları konuşabilmek…
Bir gün Necla Hanım tekrar aradı, bu defa ne baskı, ne dayatma vardı sesinde.
Asuman, çok güzel bir çocuk müzik atölyesi buldum. Haftada iki gün, mini mini dans, şarkı, ritim Tabii sen uygun bulmazsan hiç sorun değil. Defne çok seviyor müzikle dans etmeyi, diye düşündüm sadece.
Asuman ciddi ciddi düşündü. Defne gerçekten müziğe bayılıyordu, ama yine de önce doktora danışmalıydı.
Önce doktorumuza danışacağım, sonra karar veririz, dedi nazikçe.
Elbette! dedi Necla Hanım sevinçle. Ne zaman isterseniz yardımcı olurum, isterseniz beraber gideriz
Günlük rutini devam ediyordu. Defne odasında zıp zıp zıplar, Asuman camın önünde kahvesini içip meydandaki yaprakların dönüşünü izler; içini huzur kaplamıştı.
Akşam Arda mutfağa girdi yine çayla; Asumana Her şey yolunda mı? dedi.
Artık dengeyi bulduk galiba, dedi Asuman gülümseyerek. Mükemmel değil, ama güzel bir denge.
Denge zaten bu demek, Arda yana yaslanıp kolunu doladı. Eğer tekrar eskiye dönerse?
O zaman da yine birlikte sakin sakin konuşuruz, dedi Asuman. Artık nasıl yapacağımızı öğrendik.
Arda ona gururla baktı.
Sen çok güçlüsün
O anda Asuman başını onun omzuna yasladı.
Sadece Defnenin sevgiyle büyümesini istiyorum. Kimsenin onu değiştirmeye zorlamadığı bir evde, fikirlerinin saygı gördüğü bir ailede…
Öyle de olacak, dedi Arda huzurla.
Defneyi yatağına yatırırken, kızının kulağına yavaşça fısıldadı:
Bizim küçük prensesimiz Seni mutlu etmek için elimizden geleni yapacağız. Seni seveceğiz, ama seni sen olarak bırakacağız.
Defne, uykulu uykulu gülümsedi, o çok sevdiği peluş tavşanını sımsıkı sarıp gözlerini kapadı.
Asuman, gece lambasını kısmış, yavaşça odadan çıkıyordu
*****
Altı ay sonra Her şey tam düzelmemişti belki; ama aralarında bir barış dili oluşmuştu. Necla Hanım artık aramadan gelmiyor, bir şeye yardım etmek için önceden soruyordu: İhtiyacınız var mı, size ne yardımcı olayım? Bu bile yeterince huzur veriyordu.
Bir bahar günü toplandılar; parkta yürüdüler hep beraber. Defne çimlere atılır atılmaz kollarını açtı ve neşeyle koştu. Herkesin yüzüne anında bir gülümseme yayıldı.
Necla Hanım telefonu çıkarıp, Defneyi çekmeye başladı, o anların hatırasını biriktiriyordu. Sonra Asumana gösterdi.
Bak nasıl mutluyum, dedi. Gerçekten küçük bir yaramaz!
Asuman, kızına baktı, sonra kendi çocukluğunu hatırladı.
Ben de böyleydim küçükken, diye itiraf etti, hafifçe gülerek.
Yavaş yavaş parkta gezdiler. Defne önde, etrafına bakınıyor. Arda ise ellerinde küçük bir çanta, herkesin ihtiyacını düşünerek teker teker hazırlamış.
Tabii ki hâlâ fikir ayrılıkları oluyordu; bazen Necla Hanım, Bizim zamanımızda şöyle yapılırdı derdi, bazen Asumanın sabrı taşardı. Ama şimdi aralarındaki kural şuydu: Bir sorun olursa konuşulurdu sakince, açıkça, saygı ve sevgiyle…
Gece olup Defne uyuduğunda, mutfakta çaylarını yudumladılar. Asuman buharı izlerken sessizce sordu:
Hatırlıyor musun, en başlarda nasıl sıkıntı çektik?
Arda gülümsedi.
Hatırlamaz mıyım Sen Evimizi kimse dağıtamaz demiştin.
Sen de Biz bu evi kuruyoruz, birlikte güçlüyüz dedin…
Parmaklarını birbirine geçirdi.
Ve gerçekten kurduk, dedi Arda yumuşakça. Mükemmel değil ama dimdik bir ev. Her fırtınada ayakta kalacak kadar güçlü…
Güçlü, diye tekrarladı Asuman ve içi huzurla doldu. Ve sıcak Herkes için sıcak bir yuva.
Dışarıda akşam çökmüştü. Sokak lambaları birer birer yandı, şehir akışına devam etti. Ama bu küçük dairenin içinde onların küçük dünyası vardı sevgiyle, anlayışla, dayanışmayla kurulan bir dünya Herkesin kendini evinde hissettiği bir yuvada.




